birgün

24° AZ BULUTLU

Gazeteciler için tablo karanlık

Bugün sansürün kaldırılmasının yıldönümü. Ancak gazeteciler üzerindeki baskı her geçen gün artıyor. Gazeteciler baskı altına alınmaya çalışılıyor. Basın meslek örgütü temsilcileri, gazeteciler ve meslek örgütlerinin birlikte mücadele ederek bu karanlık tabloyu dağıtabileceğini söyledi.

MEDYA 24.07.2022 08:36
Gazeteciler için tablo karanlık Fotoğraf: BirGün
Abone Ol google-news

Berkay SAĞOL

Bugün Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü. 24 Temmuz 1908’de sansürün kaldırılmasının ardından 1948’den 1971’e kadar “Basın Bayramı” olarak kutlandı. Bu tarihten itibaren ise “mücadele günü” ilan edildi. Ancak Türkiye’de gazetecilere yönelik, baskı hedef gösterme, gözaltına alma, tutuklama ve şiddet artarak devam ediyor. Özellikle AKP’nin 2002 yılına iktidara gelmesinin ardından baskı her geçen yıl daha da arttı.

20 yıl önce AKP ilk iktidara geldiğinde Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde, 99’uncu sıradayken, 2022 yılında 180 ülke içerisinde 149’uncu sırada bulunuyor. 2020 yılında ise 154’üncü sıraya kadar gerilemişti. Bu gerilemede haberciliğe dönük "yoğun ve çeşitli baskılar" etkili oldu. Türkiye’nin altında ise Hindistan, Myanmar ve İran gibi ülkeler yer alıyor.

Basın özgürlüğüne tam anlamıyla düşmanca bakan AKP’ muhalif olan gazeteleri ve gazetecileri hedef gösterdi. Birçok gazeteci yazdığı haberlerden dolayı yargılanıp, belgeli haberlerden bile ceza alırken, birçoğu ise şiddete maruz kalıp gözaltın alındı ve tutuklandı. Son olarak Diyarbakır’da 8 Haziran sabahı gözaltına alınan 20 gazeteciden 16’sı 8 gün gözaltında tutulduktan sonra tutuklandı. Türkiye’de hali hazırda gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklu gazeteci sayısı ise en az 38.

Öte yandan medyaya müdahale bunlarla sınırlı kalmadı. AKP iktidarının yaklaşan seçimler öncesinde muhalif sesleri daha fazla baskı altına almak için gündeme getirdiği ‘sansür yasası’ teklifi görüşmeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yeni yasama dönemine ertelendi. Yeni düzenlemeyle sosyal paylaşım ağlarına yönelik yaptırımlar ağırlaştırılacak. Teklifin tepki çeken 29’uncu maddesi, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçlamasını tanımlayarak bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Yeni yasama yılıyla beraber gazeteciler bu büyük tehditle tekrar karşı karşıya kalacak.

Basın meslek örgütü temsilcileri, ülkenin basın özgürlüğüne ilişkin durumunu değerlendirdi. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu, “Türkiye ne yazık ki gazeteciler için bir cezaevi niteliğinde diyebiliriz” diyerek sözlerine başladı. Gazetecilerin mesailerinin büyük kısmının adliyelerde geçtiğini dile getiren Müftüoğlu şunları aktardı: “Kamuoyunun da gündeminde olan sansür yasası çıkmadan şu anda uygulanıyor. Yabancı basın kuruluşlarının engellenmesi bunun en büyük örneklerinden birisi. Bilgiye ve ifadeye dair bütün her şeyin kısıtlandığı ülkede yaşıyoruz. AKP ile bu durum daha da katmerlendi. 2016’daki OHAL ile bu baskı daha ciddi boyutlara ulaştı. O süreçte 300’e yakın radyo, televizyon ve gazete kapatıldı. Binlerce gazeteci işsiz kaldı. Yüzlercesi ise sürgüne gitmek zorunda kaldı. Bugünde gazeteciler hala tehdit edilip, dava açılıyor. Bunun son örneği Diyarbakır’daki operasyondu ve 16 arkadaşımız tutuklandı.”

‘MÜCADELE EDEREK KARANLIĞI DAĞITABİLİRİZ’

Diyarbakır’da tutuklanan arkadaşlarıyla ilgili 8 günlük gözaltı süresi boyunca emniyet ve savcılığın gazetecilere yönelik suçlamalarla ilgili bilgi vermediğini vurgulayan Müftüoğlu, şunları söyledi: “Emniyet ve savcılık bilgi vermedi ama iktidar medyası tarafından arkadaşlarımız hedef gösterildi. Medya baskı altına alınmaya çalışılıyor ama iktidara yakın medyada tamamen iktidarın sözcülüğünü yapıyor. Sansür yasasıyla iktidarın tam olarak yaratmak istediği durum bu. Neredeyse bütün kanallar aynı haberi versin, her gazete tek manşet atsın isteniyor. Tutuklanan arkadaşlarımızla ilgili hala iddianame yok. Tutuklanan 12 erkek gazeteci arkadaşımız, yüksek güvenlikli cezaevlerine sevk edildi. 3’er kişilik hücrelerde tutulmaya başlandılar. Arkadaşlarımızın birbirleriyle iletişimleri kesildi ve yazdıkları mektuplar sakıncalı bulundu. İçeride de gazetecilik faaliyetini yürüttüğü tespit edildi diyerek Mehmet Ali Ertaş’ın mektup yazmasına izin vermediler. Bu arkadaşlarımız gazeteci olduğu için cezaevlerinde ve içeriden kendi durumlarını bile anlatmalarına izin verilmiyor. Bu tabloyu aydınlatacak olan yine bizleriz. Gazeteciler ve meslek örgütleri birlikte mücadele ederek bu karanlık tabloyu dağıtabiliriz. Ancak böyle basın ve ifade özgürlüğünü sağlayabiliriz.”

‘BASKILARA RAĞMEN ISRAR SÜRÜYOR’

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Türkiye’de gazete ve matbaalardan sansür memurlarının kovulmasının 114’üncü yılının olduğunu fakat sansürün maalesef sona ermediğini söyledi. Durmuş, “Gazeteciler üzerinde hala baskılar var. 24 Temmuz uzun yıllar boyunca basın bayramı olarak kutlandı ancak çok uzun yıllardır mücadele günü olarak kutlanıyor. Baskı her geçen gün farklı şekillerde ağırlaşıyor. Gazeteciliği susturmaya çalışıyorlar. 20 yıldır AKP iktidarda ve 17 yıllık süreçte medya alanına ilişkin özel bir çaba sarf ettiler. Gazeteciliğin geldiği bu kötü noktada büyük katkıları var. İktidar gerçeklerin üstünü kapatmaya çalışırken, gazeteciler ise gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışıyor. Gazeteciler tüm baskılara rağmen ısrarla gazetecilik yapmaya devam ediyorlar” diye konuştu.

Gazetecilere yönelik özellikle son 1 yılda 3 ayaklı bir saldırı olduğunu vurgulayan Durmuş, “Bu saldırının ilk ayağı yasalar ve kanun teklifleri. İkinci ayağı tutuklamalar, üçüncü ayağı ise yargılamalarla uygulanan baskı. Sadece üç büyük şehirde değil, Türkiye’nin her yerinde gazeteciler yargılanıyor ve gazetecilik faaliyeti sebebiyle şu anda 38 kişi cezaevinde bulunuyor. 24 Temmuz’u meslek örgütleri olarak bayram gibi kutlamak istiyoruz ama bu ortamda mümkün değil. Uzun yıllardır mücadele günü olarak kutluyoruz. Bayram olarak kutlamanın tek yolu birleşik mücadeleden geçiyor. Gazetecilerin güvenceli, editoryal bağımsızlığını koruyarak ve sendikalı olarak çalıştığı zaman ancak bayram olabilir” ifadelerini kullandı.

‘HALK HABER ALMA HAKKINA SAHİP ÇIKMALI’

Disk Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren, Türkiye’de özellikle sahada çalışan gazetecilere yönelik güvenlik güçlerinin şiddetinin dayanılmaz halde olduğunu vurguladı. Eren, “Neredeyse her toplumsal olayda gazeteciler dayak yiyor, gözaltına alınıyor, işlerinin yapılması engelleniyor. Bu arada RTÜK aracılığıyla televizyon kanallarına BİK aracılığıyla gazetelere ekonomik baskı uygulanıyor. Aslında iktidar tamamen kendine biat etmiş bir medya ile seçime gitmek istiyor. Bu nedenle baskılar daha da artacak gibi görünüyor” dedi.

Baskıların en önemli araçlarından birinin sansür yasası olduğunu belirten Eren, “İnternet sitelerini de zapturapt altına almak istiyorlar. Muğlak ve göreli kavramlarla büyük bir keyfiyetle istedikleri siteleri fonlayacaklar, istemediklerini susturmaya çalışacaklar. Hatta teklif yasalaşırsa sadece gazeteciler değil sosyal medya kullanan tüm vatandaşlar tehdit altında olacak. Bir haberi paylaşmak bile hapse girme nedeni olabilecek. Bu teklif tepkiler üzerine yeni yasama yılına bırakıldı ama bir genelge ile internet siteleri yine BİK'e bağlanmaya çalışılıyor. Türkiye'de gazetecilerin ve demokrasiyi savunanların bu yasayı kabul etmesi mümkün değil. Basın ve ifade özgürlüğü alanı iyice daraltılacak. Aslında gazeteciler ellerinden geleni yapıyor. Tüm tehditlere rağmen habercilik yapılıyor. Burada esas yapması gerekeni toplum yapmalı. Yani kendi haber alma hakkına sahip çıkmalı halk. Gazetecilere, basın ve ifade özgürlüğüne, demokrasiye sahip çıkmalı toplum. Ancak böyle demokratikleşiriz” diye konuştu.

SANSÜR VE OTOSANSÜR YAYGINLAŞTI

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, sansürün ilk kez kaldırılışının 114’üncü yılında artık sansürden oto sansüre geçildiğini ve yaygınlaştığını söyledi. Güneş şu ifadeleri kullandı: “Gazetecilik yapıyor olmak tutukluluk nedeni. Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü’nde gazeteciliğin gündemi bu yıl da değişmedi. Seçime giderken bu ülkenin hafızası olan gazetecilerin üçte biri işsiz. Çalışabilenler yoksulluk sınırındaki maaşlarıyla işini yapmanın koşturması içinde. Sansür ve oto sansür yaygınlaşmış durumda. İktidar kamu yararına olmayan faaliyetlerini yurttaşların öğrenmesini engellemek için gazetecileri hedef gösteriyor. İktidar ve ortakları gazetecilere yönelik sözlü ve fiziksel saldırıyı teşvik ediyor. Haksız göz altılarla ve iddianameler olmadan uzun tutukluluk süreleriyle gazetecileri baskı altında tutup gerçeği yurttaşlardan kaçıracağını düşünüyor. Ama bu ülkenin onurlu gazetecileri mesleklerini evrensel gazetecilik değerleriyle yapmaya gerçeği yurttaşlara ulaştırmaya devam edecek. Şeffaflık ve basın özgürlüğü çağdaş demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Çok sesli çağdaş bir toplum olabilmenin yolu, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasından geçiyor. Gazetecilerin düşünceleri ve haberleri nedeniyle hedef gösterilmediği, işten atılmadığı, gözaltına alınmadığı, tutuklanmadığı bir Türkiye’de 24 Temmuz’u bayram olarak yaşamayı diliyoruz.”

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun