birgün

18° AÇIK

Geriye iki tutam saç kaldı

Anıl Ataş Birçoğumuz Huriye Aslan’ı, dokuz yıl önce yayımlanan “İki Tutam Saç: Dersim’in Kayıp Kızları” belgeseliyle tanıdık. 1938’deki katliamın tanıklarındandı. Henüz 8-9 yaşlarındayken memleketinden koparılıp bir asker ailesine verilmiş, birçok kız çocuğuyla beraber. Uzun yıllarca köyüne, memleketine, akrabalarına, toprağına hasret yaşadı. Kendi anne-babasını hiç tanıyamadı. Katliam başladığı sırada ormanda kalıyorlardı. Bir gece askerin ormanı basması […]

GÜNCEL 27.06.2019 10:06
Geriye iki tutam saç kaldı
Abone Ol google-news

Anıl Ataş

Birçoğumuz Huriye Aslan’ı, dokuz yıl önce yayımlanan “İki Tutam Saç: Dersim’in Kayıp Kızları” belgeseliyle tanıdık. 1938’deki katliamın tanıklarındandı.

Henüz 8-9 yaşlarındayken memleketinden koparılıp bir asker ailesine verilmiş, birçok kız çocuğuyla beraber. Uzun yıllarca köyüne, memleketine, akrabalarına, toprağına hasret yaşadı.

Kendi anne-babasını hiç tanıyamadı. Katliam başladığı sırada ormanda kalıyorlardı. Bir gece askerin ormanı basması üzerine yengesi, amcası, herkes çocuğunu alıp kaçar. Ama o kaçamaz, askerler tarafından alıkonur. Sonrasında Samsun’a bir asker ailesinin yanına gönderilir. Evlatlık verilir.

Dilini bilmediği, kültürünü tanımadığı bu yeni diyarda yeni bir yaşam hikâyesi başlar. Kimliğinden dolayı hor görüldüğü, dışlandığı hiç bilmediği memlekette, hiç tanımadığı bir ailenin yanında. O günleri şöyle anlatır belgeselde; “Samsun’da beni verdiler bir hanıma. Kötü biriydi. Merdiven başında battaniye verdi. Bir katını altıma serdim, bir katını üstüme. Mutfakta yemek yiyordum. Evin hizmetçisine talimat verirdi. ‘Kürt kızının bulaşıklarını bizim bulaşıklarla yıkama, ayrı yıka’ derdi. Kendimi öldürmek istedim.”

Tüm bu ıstıraba karşın, “Taş olsa çatlardı, toprak idim dayandım” diye anlatır o günleri.

Büyük acılara katlanan Huriye Aslan önceki gün aramızdan ayrıldı. Bir Mayıs Mahallesi Cemevi’ndeki cenaze töreninin ardından koparıldığı Dersim’e Pülümür’e bağlı Salördek Köyüne uğurlandı. Bir tutam saçı kaldı kendisinden geriye…

BİR NESLİN ACI HİKÂYESİ

Oğlu Prof. Dr. Şükrü Aslan annesinin hikâyesini şöyle anlatıyor; “Annem, 2010 yılında yayınlanan Dersim’in Kayıp Kızları belgeselindeki kayıp aktörlerden biriydi. Bütün ülke 1938’de kız çocuklarının kaybedildiğini, subay aileleri arasında paylaştırıldığını bu vasıtayla öğrendi. Katliam Türkiye’de annesiz, babasız, kardeşsiz büyümek zorunda kalan bir nesil ortaya koydu. Annemin öyküsü de bu neslin bir öyküsüdür. Hayatı boyunca hep bunu söyledi. Her ne kadar beş çocuğu olsa da kendisini hep kimsesiz olarak tanımladı. Beş çocuğunun varlığını bile kimsesi varmış gibi görmedi. Yaşadıklarını hiç unutmadı. Bir nesli annesiz babasız, kardeşsiz bıraktığınızda hiç doldurulamayacak bir boşluk yaratıyorsunuz. O boşluğu yaşayan çocuklardan biri oldu annem.”

Annesinin kendi kültüründen yalıtılarak Samsun’a gönderildiğini anlatan Aslan, şöyle devam ediyor; “İlk gittiği yer Samsun’du. Hiç tanımadığı, bilmediği bir evde kaldı. Çok sonradan kendi kültürüyle bağ kurabilmiş. Daha sonrasında sürgünde olan Dersimli bir aileyle tanışmış ve babamla bu vesileyle tanışıp evlenmiş. 1947 yılında sürgündekilerin dönebileceğiyle ilgili yasal değişiklik yapılınca memleketine geri gelmiş ve yeniden kendi kökleriyle buluşmuş. 90’lı yaşlarında kaybettik annemi. Bu ömür içerisine sığdırılan acı dolu, travmatik bir yaşantı var.”

HÂLÂ KAYIPLAR VAR

Annesinin yaralarının hiç iyileşmediğini, acılarıyla birlikte hayata gözlerini yumduğunu belirten Aslan, “Bu sorun hâlâ çözülebilmiş değil. Hâlâ kayıp çocuklar var ve bu çocuklara dair hiçbir bilgi yok. Açılmış davalar var, fakat sonuçlanabilmiş bir dava yok. Annemin yaraları hiçbir türlü iyileşmedi. Bu yaraların iyileşmesi için memleketin geçmişle yüzleşmeye, yapılan her şeyin adını koymaya ihtiyaç var. Umarım Türkiye bunu başarır ve yeni Huriye Aslan örnekleri yaşanmaz” diyor.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol