Geriye kalan 'sadece kahır'
Peyk’in vokalisti İrfan Alış’ın erken vedası sanat dünyasını yasa boğdu. Fuat Ergin, “Şarkıda da değimiz gibi geriye kalan “sadece kahır” derken Kalben, “fikirlerini bizler taşıyacağız” ifadelerini kullandı.

Işıl Çalışkan
isilcaliskan@birgun.net"Lan ben sana neyledim dünya/Dur dedim, dur dedim/Bu bağrıma vurma" diye haykırdığı şarkılarında yansıyan çığlık, sadece onun değil, tüm ezilenlerin çığlığıydı. Peyk’in kurucu üyesi ve vokalisti İrfan Alış’tan söz ediyorum. O, sadece bir müzisyen değildi, bir vicdanın yansımasıydı.
"Derdini Bul" şarkısının sözleri gibi, İrfan Alış da hayatı boyunca adaletsizliğe karşı durdu. Gezi Parkı direnişinden ekoloji mücadelesine, savaş karşıtı tavrından işçi haklarına kadar her zaman halkın yanında yer aldı.
‘Olta Dayanışma’ projesiyle müzik emekçilerine uzattığı eliyle de dayanışmanın ne demek olduğunu gösterdi. Hamiyet'in hikayesini sahneye taşıyarak, 1980 darbesinin izlerini taze tuttu. Sadece şarkılarıyla değil, yaşamıyla da bir mücadele örneği oldu. Ancak, dün sabah beyninde oluşan pıhtı nedeniyle yaşamına veda etti. Henüz 53 yaşındaydı.
"Umut var bunu bil" demişti bize ‘Dol Gözüm Dol’ şarkısında. İrfan Alış, aramızdan ayrılsa da sesi, ruhu ve mücadelesi sonsuza dek bizimle olacak. Varlığıyla umut ışığı olan Alış’ı yakınlarından dinledik…
HER DAİM KALBİMİZDE YAŞAYACAK
Müzisyen Fuat Ergin: “Türkiye çok değerli bir müzisyenini ve pusulasını kaybetti. Ben de çok sevdiğim bir dostumu abimi kaybettim. Yollarımız ve müziğimiz kesiştiği için çok mutlu ve gururluyum. Bize bu kadar erken veda ettiği için de üzüntümün tarifi yok. Dünyaya kesinlikle çok güzel bir yerden bakıyordu. Topluma duyarlı bir sanatçı olarak müziğiyle, sözleriyle bakış açısını, iç dünyasını büyük bir derinlikle yansıtıp insanların kalplerine dokundu.
Beraber iki şarkı yaptık birbirimizin albümleri için. Daha çok şarkılar yapacaktık birlikte, keşke daha çok vaktimiz olsaydı. Çocukluğunda tanıdığı Hamiyet karakterini müzikale dökmüş, bir hayalini gerçekleştiriyordu. Geride çok güzel eserler, sözler, melodiler bıraktı. Bıraktığı eserlerle, duruşuyla, sohbetiyle, vizyonuyla her daim kalbimde olacak. Beraber yaptığımız şarkıda da değimiz gibi geriye kalan “sadece kahır”… Oysa sahiller öyle yakındı….”

FİKİRLERİNİ BİZLER TAŞIYACAĞIZ
Müzisyen Kalben: Dürüst, net ve berrak zihniyle, candan kalbiyle yazan, söyleyen enfes bir insan gitti bu ülkeden, gezegenden. Bize şarkıları, fikir ve ülküleri, Hamiyet’i ve onu seven herkesin sevgisi kaldı. Sevgiye tutunacak, ve müziğin insanların insanca yaşamasına dair devrimlere gebe olmasından beslenen fikirlerini bizler taşıyacağız.

DAYANIŞMANIN KELİME ANLAMI
Müzisyen Güney Marlen: Klişe lafların ne kadar çaresizce insanın diline pelesenk olduğuna kendi görüntümde şahit oluyorum dünden beri. Seni kaybetmek senden bağımsız bir şey, bizle ilgili, belki böyle bir bencillikle gözyaşlarımızı tutamıyoruz. Galiba senin gidişinden ziyade senden mahrum kalacak olmamıza üzülüyoruz.
İnanamıyorum ki; o başımızı yasladığımız omzuna, her sıkıştığımızda duyduğumuz sesine, bitmeyen laflarını izlediğimiz ağzına, mimiklerine eşlik eden ellerine, içimize içimize işleyen yakından bakmadıkça anlaşılmayan o minik mavi gözlerine sahip bedenin hala dağ gibi gözlerimin karşısında duruyor. Capacanlı, heyecanlı, sevgi dolu, deli dolu…
Sesinden, göğü ve şehirleri bölen şimşekler gibi çakan sesinden, sözlerinden, anlamaya ve akılda demlemeye değer sözlerinden bahsetmiyorum bile…
“Canım benim.” deyişlerin yankılanıyor aklımda. Babacanlığına ve iri yarı vücudunla tezat oluşturan o sevgi diline her seferinde şaşırmamı garipsiyorum şimdi.
Varlığın bize nasıl da umut ve güç verdi hep. Kendim bile bunlara yabancılaşırım diye korkuyorum yokluğunun eskiyeceği zamanlarda.
“Canım benim….” deyişin o kirli sert ve aynı zamanda yumuşacık sesinle… Doğuştan distortion’lu sesinle… İnsanları şarkılarına aşık eden sesinle…
“Siz de hemen yıkılıyorsunuz, kendinize gelin.” diye bizi ayağa kaldıracak o abimiz yok artık ama ona dair bir hafıza var.
Mert her zamanki muzipliğiyle sormuştu sana bir konser sonrası: “Abi en çok beni mi seviyorsun Güney’i mi?”
Verdiğin cevap kulaklarımda çınlıyor saatlerdir: “Evlatlar ayrılır mı hiç..”
Mücadeleci ruhun, azmin, insan sevgin, bu adaletsiz dünyaya karşı dimdik duruşun, yakından seni tanımayanların tam olarak anlayamayacağı o nazik ve hırçın ruhun...
Şimdi bunları Gümüldür’de sen içinde yokken senin evinden yazıyorum. Oturduğun koltuk, traş bıçağın, şinorkelin ve gitarın, hepsi yerli yerinde bize bakıyorlar. Araban evinin önünde.
Peyk için, Hamiyet için, abiliğin ve insanlığın için teşekkür ederim. Yokluğun büyük bir boşluk olacak. Sen benim için dayanışmanın kelime anlamısın. Seni çok özleyeceğim."

GÜZEL VE İNATÇI ARKADAŞIMIZDI
Müzik tarihçisi Murat Meriç: İrfan her şeyden önce çok inatçıydı. En önemli özelliği galiba bu. İnat etti, direndi, yılmadı ve bugüne geldi. Bunu yaparken yalnız değildi, hep ekip arkadaşlarıyla birlikte yürüdü. Peyk bugün memleketin en önemli topluluklarından biriyse, bunda İrfan’ın ve arkadaşlarının direnci baş rolde. Altını asıl çizmemiz gereken özelliği ise dayanışmacı ruhu. Ne zaman ne için çağırırsak çağıralım, sorgulamadan yanımızda olurdu. Pandemi sırasında genç müzisyenlere ufacık da olsa gelir sağlamak için temelini attığı Olta Dayanışma, hayallerinden bir kısmını gerçekleştirdiği oluşum. Hep hayallerinin peşinden gitti, onları bizimle paylaştı. İmza attığı, içinde olduğu her şey yani Peyk’le söylediği şarkılardan sıra dışı müzikali “Hamiyet”e uzanan bütün işleri buna dahil. İyi ki paylaştı çünkü bu sayede onu tanıdık, hayatımızın en içine aldık. Güzel ve inatçı arkadaşımızdı. Ani gidişiyle eksildik, içimizde kapanmayacak bir boşluk açtı. Henüz farkında değiliz belki ama yokluğu ilerleyen zamanda çok canımızı acıtacak. Peyk ekibine ve Olta’da kol kola birlikte yürüdüğü müzisyenlere sabır dilemek dışında elimizden bir şey gelmiyor. Hepimizin başı sağ olsun.

SONSUZA DEK KULAKLARIMIZDA OLACAK
Müzik eleştirmeni Müjde Yazıcı Ergin: İrfan sadece bir müzisyen değil, etrafına güzellikler ve anlam katan yeri doldurulamayacak bir sanatçıydı. Değerli grup arkadaşlarıyla geride çok güzel izler bıraktılar. Sesi olduğu Peyk Türkiye’nin en değerli müzik gruplarından biri olarak sonsuza dek kulaklarımızda olacak.
İrfan, popülizme, sistemin gerçeklerine düşmeden bunca yıl tavrını koruyup muhteşem işler yaptı. En son yüz yüze görüştüğümüzde Hamiyet müzikalinden bahsetmişti. Çocukluğunda tanıdığı evsiz Hamiyet’in hayatını öyle içselleştirmişti ki o anda hikayesini anlatırken bile gözleri doluyordu. Hamiyet’i büyük sahnelere taşıyacak olmaktan gurur duyuyordu. Başardı da. Muhteşem bir sanatçı, muhteşem bir insanı kaybettik. Ben ruhen İrfan’ın varlığına ve duruşuna yaslanıyordum. Çok özleyeceğiz.

CENAZE TÖRENİ 7 KASIM'DA
İrfan Alış, 7 Kasım Perşembe günü Tarihi Kulaksız Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanacak.
ZENGİNLERLE FAKİRLERİN MÜCADELESİ
Sanatçı İrfan Alış, Türkiye’de müzisyenler arasında örgütlülüğe dair yöneltilen soruya şöyle yanıt vermişti: “Örgütlülük şu şekilde aşar: Altı yaşındaki çocuğa tecavüzle ilgili olayda bir gazeteci susmadı, binlerce insan susmadı, sanatçılar destek verdi ve susmayınca tekrar dava açıldı. Yoksa dava yoktu. Duramadılar, kulak kapatamadılar, sansürleri de işe yaramadı. Çünkü artık öyle bir dünya yok. Örgütlülük her şeyi çözer, çünkü biz kalabalığız onlar az. Zenginler az, bir fakirler çokuz. Zenginlerle fakirlerin mücadelesidir bu, her zaman böyle oldu.”
PEYK GRUBU HAKKINDA
Grubun geçmişi 1990'ların başına uzanıyor. İrfan Alış (vokal) ve Serdal Ersoy'un (gitar) İstanbul Üniversitesi Kampüsünde tanışmasıyla grubun temelleri atıldı, sözler ve besteler cepte birikirken 1995 yılında Ertan Çalışkan (davul), Özgür Ulusoy (keman,klavye), 2006'da ise Barış Tokgöz'ün (bas) katılımıyla grup bugün de aynı isimlerin yer aldığı kadrosunu oluşturmuş oldu.



