birgün

23° AÇIK

GÜNCEL 31.05.2020 07:11

Gezi yürürlüktedir, yüreğimizdedir, önümüzdedir

Gezi kuşkusuz siyasal İslamcı rejimin inşasını engelleyemedi. Ama geriye büyük bir direnç, kültür, ahlak bıraktı. AKP’nin demokrasi maskesini düşürdü. O günden bugüne hâlâ kendilerine gelebilmiş değiller. AKP ve çevresinin dönüp dolaşıp Gezi’yi hatırlaması ve karalaması boşuna değil

Türkiye’nin bugün yaşamakta olduğu siyasal İslamcı rejimin inşa sürecinde birbirini besleyen, tetikleyen üç tarihin önemli belirleyiciliği vardır.

İlki AKP-Cemaat bloğunun eski rejimin sürdürülemez olmasından yararlanarak “statüko”ya karşı bir “değişim” talebiyle, buna inanan bazı sol aydınları ve çevreleri de yanına alarak kazandığı 12 Eylül 2010 referandumudur. Tarihin ironisi bu çevrelerin tıpkı 40’lı, 50’li yıllarda CHP’nin baskıcı rejimi karşısında çareyi DP’de arayan bazı sol aydınların sonradan düştükleri duruma düşmeleridir.

Referandum sonrası süreç herkesin bildiği gibi eski rejimi tasfiyede yol alan iki siyasal İslamcı ortağın iktidar paylaşımı kavgasının ülkemizi 15 Temmuz 2016’da askeri bir darbe sürecine taşımasıdır. Ve yeni ortağı MHP ile darbe girişimini fırsata çeviren AKP’nin, OHAL koşullarında düzenlediği 16 Nisan 2017 referandumunu hileyle kazanarak Başkanlık Rejimi ile “cumhuriyetin açtığı parantezi” kapatma hedefinde büyük bir yol almasıdır.


12 Eylül referandumu ile 15 Temmuz darbe girişimi arasında ‘yeni’ diye pazarlanan bu gerici rejime karşı ilk büyük çaplı direniş 2013 Haziran’ında halkın “kendiliğinden nitelikli” Gezi-Haziran isyanı oldu. Bu isyan adeta halkın nefes alma refleksiydi. Halk kendi olma isteğini, özgürlük talebini bin bir renkle, fikir, eylem çeşitliliği içinde açık, etkili bir biçimde dışa vurdu. Bu isyan hiç kimsenin silemeyeceği biçimde insanlığın onurlu tarihine yazıldı. “Hepimiz oradaydık” ve kuşkusuz hepimiz bu direnişin bir parçası olduğumuz için tarihen kendimizi şanslı sayıyoruz.

Bir ay boyunca bütün ülkeye yayılan Gezi-Haziran isyanı “aynı menzilde yürüyen” AKP- Cemaat iktidarınca bastırıldı. Bu isyan kuşkusuz siyasal İslamcı rejimin inşasını engelleyemedi. Ama geriye büyük bir direnç, kültür, ahlak bıraktı. AKP’nin demokrasi maskesini düşürdü. O günden bugüne hâlâ kendilerine gelebilmiş değiller. AKP ve çevresinin dönüp dolaşıp Gezi’yi hatırlaması ve karalaması boşuna değil.

Gezi siyasal İslamcı rejime karşı mücadelenin eski rejime dönerek, onu savunarak yürütülemeyeceğini ortaya koydu. Halkın öz gücüne dayalı eşitlikçi, özgürlükçü bir çizgide mücadelenin önemine işaret etti.

gezi-yururluktedir-yuregimizdedir-onumuzdedir-737849-1.


Korona günlerinde 7’nci yılına giren bu isyan daha bir anlam kazanıyor. Çünkü isyan kamusal bir alan olan Gezi Parkı’nın yağma ve talanına karşı kamu hakkına ve çıkarına sahip çıkma üzerinden doğdu. Ağaç kıyımına karşı koyuştan türedi. Ağacı kolayca yok sayanın insanı da yok sayacağını bilen bir anlayıştan hareket etti. Şimdi insanlık içinden geçtiği bu karanlık süreçte yeniden kamuculuğu dile getiriyor, doğayla barışık, dayanışmayı esas alan bir dünya arayışına yöneliyor.

Gezi sadece bir karşı koyuş değil aynı zamanda kurucu bir isyandı. Geziciler kazandıkları Gezi Parkı’nın içinde 15 gün boyunca komün tarzında başka bir yaşam inşa ettiler. Bencil, bireyci, acımasız, sevgisiz bir yaşam karşısında; parkın içinde dayanışmaya, paylaşmaya, sevgiye dayalı, paranın bile hükmünün olmadığı bir yaşam filizlendi. İktidarı en çok rahatsız eden bu yaşam tarzı oldu.

Gezi; program, örgütlenme formu, mücadele tarzı konusunda bizlere yol açtı:

Kamucu, halkçı, laik, bağımsızlıkçı, cinslerin eşitliğine, Kürt sorununun demokratik çözümüne dayalı, ekolojist bir program.

Doğrudan temsile, halk kürsülerine, forumlara, meclislere dayalı örgütlenme formu.

Kapsayıcı, meşru, barışçıl, militan mücadele tarzı.

Elbette “aynı ırmakta iki kere yıkanılmaz” ama bu özellikleriyle Gezi yürürlüktedir, yüreğimizdedir, önümüzdedir.

***

HAFTANIN GARABETİ

27 Mayıs darbesinin 60’ıncı yıldönümünde Erdoğan ve Bahçeli “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” adıyla açılan Yassıada’daydı. Ülkemizde zaten geniş olmayan demokrasi ve özgürlük alanını daha da daraltmak için canla başla çalışan iktidar ortakları Yassıada’da demokrasi ve özgürlük nutukları attılar.

Ortaya garabet bir durum çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan 27 Mayıs bildirisini radyodan okuyan, MBK’nin Başbakanlık Müsteşarı olan, kamuoyunda ‘ihtilalin kudretli albayı’ diye bilinen, darbeciler arasında yaşanan tartışmada darbenin daha uzun süre kalıcı olmasını savunduğu için diğer darbeci kanat tarafından Hindistan’a sürgüne gönderilen Alparslan Türkeş’i, sürgünde idam kararlarını doğru bulmadığını belirtmesinden dolayı “rahmetle” yad etti.

Bahçeli ise başkanı olduğu partinin kurucusunun 27 Mayıs darbecisi olduğunu es geçerek yaptığı konuşmada; “Yassıada’da hukuka deli gömleği giydirilmiştir. Adaletin fişi çekilmiş, Türkiye’nin bir dönemi delik deşik edilmiştir” dedi.

AKP kendince sağa bir ‘demokrasi’ ve ‘özgürlük’ tarihi yazmaya çalışıyor ama nafile…

Ne tarihsel mirasına sahip çıktıkları Menderes’ler, Özal’lar demokrat ve özgürlükçüydü ne de kendileri.

***

HAFTANIN ŞİİRİ

Gezi’de yitirdiğimiz güzel çocuklarımızın anısına.

GEZİ

Mayıs özgürlük emek
Haziran Gezi demek
Yeşerip orman gibi
Kol kola girebilmek

Yanıyor içten içe
Baştan ayağa yürek
Yanağında bir gülüş
Umudu büyüterek

Daha yeni başladı
Bir çağı ateşledi
Yeniyetme ömrünü
Ömrüme bağışladı.

En güzel çocuklar
Gidiyorsa zamansız
Yürekte bu fırtına
Sürer amansız

İbrahim Karaca

***

İSYANIN SESİ

“…seslerin özgünlükleri yakalanabilecek şekilde ayrı ayrı dinlenebildiği dünya; seslerin kendilerini tek bir sese katabildikleri dünya devam ediyor. ‘Teslim olmuyorum,’ ‘Ben bir isyancıyım’ diyen direnişin yeniden üretimi devam ediyor. Dünyanın ihtiyaç duyduğu pek çok dünyadan oluşan dünya devam ediyor. Çoğul, farklı, içerici, kendisine karşı hoşgörülü ve umudu olduğunun farkına varan insanlık devam ediyor.”
(EZLN İsyancı Yardımcı Komutan Marcos)

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız