Google Play Store
App Store

Pasaportlarına el konulan, sigortasız ve izinsiz çalıştırılan binlerce göçmen kadın; şiddet, taciz ve ücret gaspına karşı yalnız bırakılıyor. Ucuz işgücü haline getirilen kadınlar, kayıt dışı çalıştırıldıkları evlerde görünmeyen bir sömürünün içinde hayatta kalmaya çalışıyor.

Göçmen kadının sesini duyan yok
Türkiye’de ev hizmetlerinde çalışma izni verilen 31 bin 158 göçmenin yüzde 91’i kadın.

Ebru ÇELİK

Ev içi hizmetlerde çalışan on binlerce göçmen kadın, Türkiye’de sistemin dışında, güvencesiz koşullarda yaşam mücadelesi veriyor. Kimi zaman pasaportlarına el koyuluyor, kimi zaman şiddete ya da tacize uğruyor. Devletin uyguladığı mevzuatlar ve denetimsizlik, onları korumak yerine daha da görünmez kılıyor. Göçmen işçileri ciddi hak ihlalleriyle baş başa bırakıyor.

Türkiye’de yasal olarak çalışabilmek için 6 aylık ikamet süresini tamamlamaları gereken göçmenler bu sürede geçimlerini sağlayabilmek için kayıtdışı işlerde, çoğu zaman ağır koşullarda çalışıyor. Göçmen kadınların en geniş çalışma alanı ev içi hizmetler. Temizlik, hasta ve bebek bakımı. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2024 verilerine göre, göçmenlerin yüzde 68,4’ü hizmet sektöründe çalışıyor.

BİNLERCESİ KAYITDIŞI ÇALIŞMAYA ZORLANIYOR

2025 yılı itibarıyla ev hizmetlerinde çalışma izni verilen göçmen sayısı 31 bin 158. Bu kişilerin yüzde 91’i kadın. Büyük bölümü Türkmenistan, Özbekistan, Gürcistan, Suriye, Endonezya ve Filipinler vatandaşı. Bu rakama kayıtsız çalışan binlerce kadın dahil değil.

O kadınlardan biri Türkmenistan’dan annesiyle birlikte gelen Ejem K. 13 yıldır çok sayıda evde çalıştığını ve sayısız hak ihlaline maruz bırakıldığını aktaran Ejem K. yaşadıklarını şöyle anlattı: “Türkiye’ye geldikten hasta ve bebek bakmaya başladık. Çalıştığımız yerlerde aldığımız ücretler değişiyordu; bazen çok düşük oluyordu. Bazıları maaşımı vermemeye çalıştı. İşimi bilerek zorlaştırıyorlardı, sanki çalıştığımın karşılığını almamam için uğraşıyor gibiydiler. Örneğin, Üsküdar’da bir yerde anneye bakıyordum, çok zorluyorlardı. Gece yarıları beni kaldırıyorlardı. Yaptığım işleri doğru yapsam da hep yanlış yapmışım gibi davranıyorlardı. Sonunda kavga ederek çıktım oradan ve maaşımın vermeden beni gönderdiler.”

TACİZE UĞRASAK DA BİZE İNANMIYORLAR

Annesinin de 2012 yılından bu yana bebek bakımında çalıştığını aktaran Ejem K. sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu an çalıştığı evde ayda sadece 2 gün izin yapılıyor. Daha önce baktığı hasta erkek, annemi taciz etti. Durumu bizi işe yerleştiren şirkete bildirdik ama bize inanmadılar. Yabancı olduğumuz için bizim sözümüze güvenmediler. Biz dövülsek de öldürülsek de kimse bize inanmıyor.”

Ejem K., çalıştığı bazı evlerde yemek yemenin bile çok güç olduğunu belirterek “Kullandığım tabak, çatal, bardak ayrılmıştı. Sanki bulaşıcı hastalık taşıyormuşum gibi davranıyorlardı. Sadece işveren değil, sokaktaki insanlar bile saygı duymuyor. Birbirimizi sevmek zorunda değiliz ama saygı duymak zorundayız” dedi.

4 GÜN AYNI YEMEĞİ YEDİRDİLER

Endonezya’dan bir yıl önce gelen Grace ise çalıştığı evde zorbalık ve kötü muamele gördüğünü belirterek “Travma yaşadım. İşverenin Alaçatı, Ankara ve İstanbul’daki evlerinde çalıştım. 3 katlı evi tek başıma temizliyordum. Kahvaltıda kuru ekmekten başka bir şey vermiyorlardı. Öğlen ve akşam yemekleri hep aynıydı, bazen 4-5 gün aynı yemeği yemek zorunda kaldım. 5 katlı bir binada çalıştım. Asansörü kullanmama izin verilmedi. Sürekli inip çıkmak zorundaydım. 900 avro maaş ve 2 bin TL harçlık alacaktım. Ama sadece 600 avro verdiler” dedi. Grace, “31 Ocak’ta maaşımı alamadım. Ajansa söyledim ama onlar patrona şikâyetlerimi aktarmış. O gün telefonumu elimden aldılar, mesajlarımı, fotoğraflarımı kontrol ettiler. ‘Çok iğrençsin’ diyerek kolonyayı yüzüme sıktılar. Polis karakoluna götürüp pasaportumu aldılar. Arabada kıpırdayınca ‘öldürülürsün’ dediler. Karakolda hiçbir işlem yapılmadı” diye konuştu.

Grace ayrıca, karakolda fotoğrafların sildirildiğini anlatarak "Patron beni lanetledi, ‘Bir daha asla iyi bir patron bulamazsın’ dedi. 200 TL verdiler, ‘Git Bodrum’a’ dediler. İstanbul’a ulaştığımda param bitti. Günlerce aç kaldım. Ajans da beni kaçak ilan etti. 4 Şubat’a kadar İstanbul’da çaresizce kaldım. Eşyalarım atıldı, banka cüzdanım ve diplomam dâhil. Artık polis alsın diye bile razıydım. Ama sonra bir spa merkezinde iş buldum. Nihayet biraz huzur buldum” dedi.

İŞVEREN PASAPORTUMA EL KOYDU

Endonezya’dan İstanbul’a ‘yüksek maaş’ vaadiyle getirildiğini öne süren bir başka kadın işçi şunları söyledi: “Ülkemde çalışma şartları kötü, ücretler düşük. Bu nedenle Türkiye’ye geldim. Çalışıp üç çocuğumun bakımı için para gönderiyorum. Kayıtsız çalışıyorum. Bana Türkiye'de işveren kadın tarafından 60 bin TL ödemem istendi ve pasaportuma el koydu. Çok şanslıydım, tren istasyonunda polis pasaportlarımızı kontrol etti ve pasaportumu polise verdi, ardından polis pasaportumu bana verdi ve kadın tekrar almayı unuttu. Pasaportumu almak istedikleri için çalıştığım SPA merkezinden kaçtım. Bana ne yapacağını bilmediğim için çok korkmuştum. Yüksek ücret vaadiyle göçmenleri buraya getiren ve yasadışı çalışan şirketler var. Bu tür insanlara izin verilmemeli. Bu tür insan tacirlerinin Türkiye'de serbestçe dolaşabilmesi çok üzücü.”

∗∗∗

SÖMÜRÜ SAVUNMASIZ BIRAKIYOR

Göçmen Dayanışma Ağı Yönetim Kurulu Başkanı Hatice Ödemiş Türkmenistan, Azerbaycan, Özbekistanlı kadınlar, kültürel yakınlık hissiyle Türkiye’ye daha kolay uyum sağlayacaklarını düşünerek geliyor. Ancak bu, onları denetimsiz bir iş piyasasının içine bırakıyor. Ev işlerinde çalışan kadınlar çoğunlukla izole, düşük ücretli ve kayıtdışı çalışıyor. Taciz ve istismar vakaları yaygın ama kadınlar şikâyet ettiğinde sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalıyor” dedi. Çoğu kadın işçinin pasaportuna el konularak, haftalık izni olmadan, yatılı ve sigortasız çalıştırıldığını söyleyen Ödemiş sözlerini şöyle sürdürdü; Bu fiilen modern köleliğe dönüşen bir sistem. Kadınlar hem işini hem barınma hakkını kaybetme korkusuyla susturuluyor. Göçmenlerin büyük çoğunluğu yasal yollarla giriş yapsa da kısa sürede belgesiz hale geliyor. Çünkü Türkiye’de oturum ve çalışma izni almak neredeyse imkânsız. İşverenler de bu süreci üstlenmek istemediği için göçmenler sistematik olarak kayıtsızlığa mahkûm ediliyor. Kadınlar ev işlerinde, erkeklerse inşaat, tekstil ve kuryelik gibi alanlarda sosyal güvenceden yoksun, uzun saatlerle ve düşük ücretlerle çalıştırılıyor. Ücretlerin gasp edilmesi, ‘nasıl olsa hakkını arayamaz’ düşüncesiyle olağan hale gelmiş durumda. Türkiye’deki sistem, göçmen emeğini görünmez ve güvencesiz tutarak ayakta duruyor.”