birgün

24° AÇIK

GÜNCEL 17.10.2020 04:00

Godot’u Beklerken

Yakın zamanda “Beklerken Yitirmek” başlıklı yazıda, AKP’nin yıpranmasını bekleme siyasetinin çıkmazlarına işaret ettim. Ancak beklemenin kendisi geldiğimiz noktada yaşamımızın her köşesine sirayet etmiş bulunuyor. AKP’nin gitmesini, virüsün yok olmasını, aşının bulunmasını bekliyoruz. Okulların açılmasını, ekonominin iyileşmesini, işsizliğin sona ermesini bekliyoruz. Bu büyük bekleyişlere birçoğumuzun kendi mütevazı bekleyişleri de ekleniyor.

Bekleme denilince akla gelenlerden biri, Samuel Beckett’in Godot’u Beklerken başlıklı eseridir. İki adamın bir ağacın altında, hiçbir zaman gelmeyecek Godot’u bekleyişlerini konu alan eserin, Beckett’in de birçok kez ifade ettiği gibi, büyük mesajlar verme gibi bir derdi yoktur. Doğru yerde ve zamanda beklediklerinden bile emin olmayan bu iki kafası karışık erkeğe, belli aralıklarla Godot’un beklenilen zamanda gelmeyeceğini bildirmek üzere ortaya çıkan bir çocuk yanında iki de yolculuk yapan karakter katılır. Godot’un gelişinin her ertelenişiyle ana karakterler, beklemekten vazgeçme noktasına gelse de, bekleme devam eder. Bu bekleyiş sürecindeki toplumsallaşma biçimine damgasını vuran çok katmanlı bir belirsizlik ve karmaşa durumudur.

Beckett, eserinin başarısının tam da bu dağılmıştık haliyle baş edişinde yattığını söyler. Eserin İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında kaleme alındığı düşünülürse, Beckett’in söz ettiği dağılmışlık halinin, Avrupa’nın içine düştüğü iki savaş yanında soykırım ve faşizmin yarattığı yıkımla yakından ilişkili olduğu açık hale gelir. Godot’un gelişinin sürekli ertelenmesi, bu dağılma, keşmekeş ve belirsizliğin devam etmesini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda ana karakterlere, dağınıklık ve kafa karışıklığı ve yoksunlaşma üzerine inşa ettikleri dil oyunları oynama şansı tanır. Karakterler, içinde bulundukları çıkmazları müzakere ederek beklerler.

Beckett bir mülakatta, “konuşmaların içinde bulunulan kafa karışıklığını hatırlatmadan beş dakika süremediğini, söz konusu belirsizliklerce kuşatıldığımızı ve tek şansımızın onu içeri almak olduğunu söyler. Yenilenme için tek şans, karşı karşıya olduğumuz karmaşa karşısında gözlerimizi açık tutmaktan geçmektedir.

Godot’u Beklerken, sembolik düzenin çöktüğü ve zaman, mekân ve kimliklerin anlamlandırmaya yardım etmediği bir dünyada, toplumsal ilişkilerin aşırı kırılganlığını tasvir eder. Bugün içinde yaşadığımız dünya da birçok açıdan, Beckett’in önümüzde koyduğu dünyaya benziyor. Yaşamı anlamlandırmanın ve anlamlı bir dünyayı yaşatılmasının zorlaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Tam da bu noktada, siyasetçilerden bu keşmekeşten çıkışı göstermesini talep etmek son derece anlaşılabilir. Ancak bu talebi yaparken, Beckett’in yenilenme için tek şans olarak gördüğü karmaşa karşısında gözlerimizi açık tutma yönündeki uyarısını da ciddiye almak gerekiyor.

Kimliklerin, mekân ve zamanın bu derece tutarsızlaştığı ve anlamlandırmaya direndiği bir dönemde, en büyük tehlikelerden biri toplumsal alanın, bütün bu belirsizliklere en ufak tahammülü olmayan siyasal projelere verimli bir zemin oluşturmasıdır. Faşist projelerin yükselişi, tam da belirsizlik ve keşmekeşten yorulmuş toplumla buluştuğu zaman oluyor. Dost-düşman ayrımının bir metafor olmaktan çıkıp, hiçbir şeyi muğlak bırakmayan bir tasnif ve tanımlama aracına dönüşmesi topluma, maliyetleri yüksek ama belirsizlikleri olmayan bir sembolik düzen sunduğu için çekici hale geliyor.

Daha kötümser bir yorum, bu tehlikenin bir gerçekliğe halihazırda dönüşmüş olmasıdır. Yani Godot bir başka noktadan gelmiş olabilir. Kayyum uygulamaları, keyfi gözaltı ve tutuklamalar, meslek odalarına yönelik düzenlemeler, Anayasa Mahkemesi’ne yönelik niyetler, bizler için bir yıkım kuşkusuz. Ancak kampın diğer tarafında bu yıkım, belirsizlikleri ortadan kaldıran yeni bir sembolik düzenin kuruluşu olarak görülüyor olabilir.

Bu teşhis geçerliyse; kendi Godot’umuz için beklemeye devam edecek miyiz? Soruyu yanıtlamadan önce Beckett’i doğru okuyalım. Beckett için, Godot bir vesiledir, o nedenle de bir türlü gelmez! Asıl mesele, sembolik düzenin çöktüğü bir toplumda, faşizme de yol veren toplumsallığın nasıl üretildiğidir.

Dikkat çektiği yer önemli çünkü geleceği kuracak siyaset, o gerçeklik üzerine inşa edilecek! Öbür türlü ağacın altında Godot’u beklemeye devam edeceğiz.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız