birgün

5° AÇIK

KÜLTÜR SANAT 11.10.2020 11:06
author

Görüntünün dili müziğin rengi

Görüntünün dili müziğin rengi

Bugün, sinemadan ve müzikten söz açmak niyetim. Önce, sinema… Siz bu satırları okurken, Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin yarışma sonuçları biliniyor olacak, ama pandemi nedeniyle Antalya’ya gitmeyip, filmleri izleyemediğimden bir yorum yapamayacağım. Murat Tırpan’ın önceki günkü yazısından, yaşadığımız günlerin distopik atmosferinden etkilenen sinemacılarımızın, en azından bazılarının, yeni bir dil arayışı içinde olduğu anlaşılıyor.

Özellikle, geçtiğimiz günlerde Venedik ve Moskova Festivallerinde ödüllendirilen iki genç yönetmenimizin filmlerini, Azra Deniz Okyay’ın “Hayaletler”ini ve Erdem Tepegöz’ün “Gölgeler İçinde”sini izlemek için sabırsızlanıyorum doğrusu…

57. Antalya Festivali’nden ve değerli sinemacı Ercan Kesal başkanlığındaki jürinin aldığı kararlardan söz edemiyorum ama, Antalya’dan gelen yepyeni bir sinema kitabından söz edebilirim. Sinema sanatının yılmaz silahşörlerinden Tuncer Çetinkaya’nın, Antalya’da yayınladığı “Modern Zamanlar” adlı sinema dergisinin 2007 yılında çıkan ilk sayısından bu yana çıkan 48 dergiden yazı ve söyleşilerin oluşturduğu “Modern Zamanlar’ın Türk Sineması Yazıları” kitabı elime ulaşır ulaşmaz, sayfalarını çevirmeye başladım. Katkılarıyla bu kapsamlı yayını mümkün kılan Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın sunuş yazısı ve Tuncer Çetinkaya’nın “Yeter ki Kararmasın” başlıklı önsözüyle başlayan, Levent Yaylagül’ün “Toplumun ve Siyasetin Aynasında Türk Sineması”, Meltem Gönden’in “Edebiyatçılarımız Anlatıyor: İlk Filmler, İlk Hatıralar”, Bülent Vardar’ın “Türkiye’de Sinemanın Gelişimi ve Ulusal Sinema Tartışmaları”, Barış Saydam’ın “Yeni Türk Sineması Üzerine Notlar” gibi dikkate değer yazılar içeren kitap, sinemaseverler için değerli bir kaynak oluşturuyor.

Veysel Atayman, Rekin Teksoy ve Giovanni Scognamillo’nun anılarına ithaf edilen kitapta, sinemamızın ustaları üstüne yazı ve söyleşiler, sinema tarihimiz üzerine özgün yorumlar yer alıyor. Burçak Evren’in “Belge Yoksa Tarih de Yoktur: 100. Yıl Masalı”ndan Tuncer Çetinkaya’nın “Altın Portakal’ın Uzun Yolculuğu” ve “Sinematek” konulu yazılarına, Cihan Demirci’nin “Araya Parça Giren Yıllardan Manzaralar”ına uzanan pek çok inceleme… Antalya özlemimi pekiştiren Çetinkaya’ya teşekkürlerimizi, hasta yatağındaki Başkan Muhittin Böcek’e geçmiş olsun dileklerimizi iletelim…

Evde Festival Keyfi

Antalya’nın ‘Koronalı’ hali ile tanışamadık, ama İstanbul’un festivallerinden uzak kalmıyoruz. İKSV’nin Festivalleri ayağımıza gelmeye devam ediyor. Önceki akşam “Atlantis” filmi ile başlayan ve ayın 20’sine kadar sürecek olan İstanbul Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma filmlerinden söz etmeyi haftaya bırakarak, çevrimiçi gösterileri devam eden Uluslararası İstanbul Müzik Festivali ve Uluslararası İstanbul Caz Festivali’ne ilişkin izlenimlerimi paylaşayım. Unutmadan, yarın başlayacak olan 8. Engelsiz Filmler Festivali’ne de çevrimiçi (online) ortamda -hem de ücretsiz- ulaşabileceğinizi duyurayım.

48. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nin bu yılki programında yer alan konserler -Açılış Konseri dışında- sanal ortamda gerçekleşti. Yabancı gruplar, kayıtlarını yurt dışında yapıp gönderirken, yerli grupların kayıtları, İstanbul’un Lütfi Kırdar, Tophane-i Amire, Tekfur Sarayı, Borusan Müzik Evi, Süreyya Operası, Şerefiye Sarnıcı gibi farklı mekanlarında yapıldı. Festivalin geleneksel ‘Müzik Rotası’ kapsamında yer alan konserlerin, Saint Esprit Katedrali, Surp Hovhan Vosgeperan Ermeni Katolik Kilisesi ve Viyana Schubert Kilisesi’nde gerçekleştirilen kayıtlarını izledik. Tekfen Filarmoni’nin kemancı Anna Tifu’ya, Bilkent Senfoni Orkestrası’nın piyanist Gökhan Aybulus’a, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın Vikingur Olafsson’a eşlik ettikleri konserlerin, flüt-arp ikilisi Bülent Evcil-Merve Kocabeyler konserinin, ‘Yarının Kadın Yıldızları’nın yanı sıra, yurt dışından da ilginç topluluklar yer alıyordu programda.

Cem Mansur yönetiminde Festival Orkestrası’nın Sibelius, Arvo Part, Piazzola, Puccini gibi çok farklı bestecileri yorumladığı konser, BIFO’nun (Borusan Filarmoni) Vivaldi’nin ‘Dört Mevsim’ini yeniden yorumlayan Max Richter bestesini çaldığı konser, Beethoven Trio’nun Berlin’de kaydedip gönderdiği kayıt, Borusan Quartet’in Beethoven ve Piazzola yorumu, ‘Beethoven Pastoral’ adlı proje festivalin en etkileyici konserleri arasındaydı. Derya Türkan, Yurdal Tokcan, Aykut Köselerli, Serkan Mesut Halili’nin Semplice Quartet’le birlikte kotardıkları proje, Beethoven’le başlıyor, Dede Efendi ile devam ediyor; Turgay Erdener’in yeni bestesi ‘Pastorale Alla Turca’sı ise programın zirve noktasını oluşturuyor.

Müzik Festivali’nin, en popüler konserlerinden biri olan ‘Philarmonix’, Viyana-Berlin Müzik Kulübü’nün bir ürünü. Bir James Bond müziği ile başlayan dinleti, Dvorak’ın ‘Humoresque’inden Bulgar halk şarkısı ‘Çifte Dünya’ya, Şostakoviç’ten Avustralya halk şarkısı ‘Mathilda’ya, Klezmer müziğinden ‘La Vie en Rose”a, ‘Ludwig’in Kabusu’ndan Strauss’un ‘Salome’nin Dansı’na uzanıyor…

Bu konserlerin bir kısmı hafta sonuna kadar gösterimde, bir kısmı ise ay sonuna kadar. ‘online iksv’ sitesine girip, tarihleri kontrol etmenizi öneririm. Bu arada, bazı konserlerden önce ‘Konsere Doğru’ başlığı altında sunulan Prof. Dr. Gül İrepoğlu’nun ‘Müzik ve Resim’ konulu sohbetlerini de izlemenizde yarar var. Konuşmalar, Osman Hamdi Bey’in ‘İki Müzisyen Kız’, Manet’nin ‘Genç Flütçü’ tabloları, Klimpt’in müzik yorumları, Aliye Berger’in Otoportresi gibi farklı konular üzerinde odaklanıyor.

27. Uluslararası İstanbul Caz Festivali, Eylül ayında ‘hibrit’ bir programla izleyicinin karşısına çıktı. Konserler -farklı mekanlarda- canlı olarak gerçekleştirilirken yapılan kayıtlar, geçen hafta çevrimiçi gösterime sunuldu. 3 Kasım’a kadar gösterimde kalacak olan konserlerden bir bölümünü izleyebildim. Önermek istediklerim arasında, en başta Kardeş Türküler’in, Tuluğ Turpan ve Arnavut şarkıcı Elina Duni ile birlikte oldukları konser yer alıyor. Kardeş Türküler’den önce ‘Andalusia Trio’dan Arapça şarkılar var. Güzel konser hiç kuşkusuz, ama Müzik Festivali’ne daha çok yakışmaz mıydı diye düşündürüyor insanı.

Caz Festivali’nin geleneksel bölümlerinden biri olan ve caz topluluklarımızı dünya caz dünyası ile buluşturan ‘Vitrin Geceleri’nde, Baba Zula’nın yanısıra yedi genç grup yer alıyor. Caz dünyamızda kent ozanı olarak tanınan Can Güngör’ü henüz dinlemedim ama Genç Caz finalistlerinden, besteci-piyanist Büşra Kayıkçı’yı çok beğendiğimi, türbanı yüzünden nice hakarete maruz kalan bu genç sanatçıya sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum. Aynı akşam, Kuruçeşme’deki İstanbul Açıkhava Gösteri Merkezi’nde sahne alan gitarist-besteci Bilal Karaman’ın, Fransız gypsy cazı ile yerel Roman müziğini buluşturan ‘Manouche a la Turca’ grubunun, konukları Muhammed Yıldırır (Guiness tescilli dünyanın en hızlı keman yorumcusu) ve klarnet ustası Ramazan Sesler ile birlikte verdikleri konser Festivalin en coşkulu gecesiydi hiç kuşkusuz.

Caz Festivali’nin beklenen konserlerinden birinde, Jülide Özçelik, Anadolu hikayelerine özgün yorumlar getirdiği ‘Nefes’ albümünden parçalar sunuyor. Özelikle, Neşet Ertaş yorumlarıyla caz sahnemize özgün bir soluk getiren Özçelik’e eşlik eden grubun başarısı övgüyü hak ediyor. Ön grup olarak, genç piyanist ve besteci Bilge Günaydın’ın Quintet’ini (sahnede beş değil, dört müzisyenin yer almasının nedenini anlayamasam da) dinlediğimiz bu konserin yanı sıra, Festivalin en renkli konserlerinden biri olan Selen Gülün Quintet konserinde, vokalde önce Selen Gülün, sonra Ece Göksu ve Sibel Köse’yi dinledik. Ülkemizin en başarılı genç caz yorumcularından üçünü, üyelerinin her biri birer virtüöz olan bir kentet eşliğinde izlerken, caz alanında küçümsenmeyecek bir başarı çizgisi yakaladığımıza bir kez daha kanaat getirdim.

goruntunun-dili-muzigin-rengi-791200-1.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız