birgün

9° PARÇALI BULUTLU

Gözlerime bak ve uyu!

KÜLTÜR SANAT 01.01.2022 04:00
Abone Ol google-news

Gözlerimiz eğitimli ve uysal. Çizgisel perspektifle üretilmiş tabloların nesneleri ve nesneler arası ilişkileri en doğru şekilde yansıttıkları ve nesnel bir şekilde temsil ettikleri konusunda eğitildiler. Tabloların gerçeği gösterdiklerine inanırız. Oysa gerçek bizden saklanmıştır. Tablolarda gösterilmeyen o kadar çok şey var ki, diğer duyularımıza hitap etmemelerini bir tarafa bırakın, bir kere sabit bir bakış açısıyla resmedilmiş ve nesneyi sadece belli bir açıdan, göstermek istedikleri gibi göstermişlerdir. Oysa nesnelerin gösterilmeyen yüzleri de var. Çizgisel perspektif, iktidarın gösterir gibi yaptığı ama asla göstermediği bir tekniktir. Ve tüm eğitim ve öğrenim hayatımız boyunca tek ve doğru görme biçimi olarak zihnimize kazındıkça bu görme biçimini temellük eder, yeryüzüne iktidarın gözlerinden bakarız. Ekonomi bakanının ekonomi rakkamlarını soran sunucuya “gözlerime bakar mısınız?” diye yanıtı vermesi, filmlerdeki hipnoz sahnelerinde söylenen “gözlerime bak ve uyu” repliğini hatırlatıyor. Dediğine göre ekonomi, gözlerindeki ışıktır. Işık, ister teolojik olsun ister politik, iktidarın silahıdır ve ışığa çok fazla bakarsanız körleşirsiniz. Platon’un mağara meselindeki mağaranın karanlığından çıkıp güneşe bakan ve ancak körleştikten sonra zihin gözüyle ideaları görenleriz. Zihnimiz, iktidar tarafından gasp edildiğinden beri iktidarın gösterdiği gibi görüyoruz nesneleri ve iktidarın tablolaştırdığı ideallerini gerçek sanıyoruz.

***

Salisbury’li John’un devleti bir beden, hükümdarı bu bedenin başı, yardımcılarını gözler ve kulaklar olarak tanımlamasının üzerinden bin yıl geçti. Fakat bir organizma olarak devletin kökeni, 4 bin yıl öncesine, neolitik zamanlara, örgütlü bir çetenin çiftçilerin hayatlarına ve ürünlerine el koyduğu zamanlara dayanır. O zamandan beri başsız ve ışıksız yapamıyoruz. Teolojik ve politik ışığın tanrı-kralın bedeninde cisimleştiği zamanların çok gerilerde kaldığını düşünmeyin, iktidar hala hem teolojik hem politik körleştirici bir ışıktır. Hükümdarın yardımcılarına günümüzde bakan denmesi de boşuna değil. Hükümdara bakanlar ya da bakanların gözlerine bakanlar körleşir; körü körüne boyun eğenler. Işığa bakıp körleşmek yerine yeryüzünün bedenlerine bakanlar da var elbette. Ne yazık ki hükümdarın gözlerinin olması gibi kolları da var; kolluk kuvvetleri tarafından derdest edilirler. Mağaradan çıktığımızda, Platon’u dinlemeseydik keşke. Güneşe bakmak yerine doğrudan yeryüzüne bakabilseydik körleşmez, “duyumsuyorum o halde varım” diyebilirdik. Mağarada hiç değilse nesnelerin gölgelerini görebiliyorduk. Şimdi hiçbir şey göremiyoruz, sadece iktidarın idealarını.

***

Ve iktidarın ideaları ile yargılıyoruz yeryüzünü ve bedenlerini. Zihin gözüyle gördüğümüzden beri ideaları gerçek, yeryüzünün bedenlerini ise ideaların kötü kopyaları olarak belledik. Nesneler bize kendilerini tüm nitelikleriyle açtıkları halde, bırakın duyumsamayı, görmüyoruz bile. Bazen görür gibi olduğumuzda, niteliklerini tek tek soyup soyutluyor, nesneleri ideal formlara dönüştürüyoruz; tıpkı mitolojide, Prokrustes’in kurbanlarını soyup soğana çevirdikten sonra bedenlerini yatağına uydurmak için uzuvlarını kesmesi gibi. İdealara göre yargılanmış ve düzeltilmiş nesnelerden oluşan perpektifli tablolar o yüzden çok inandırıcı geliyor size; gözleriniz kamaşıyor. Çizgisel perspektifli bir tablonun karşısında duracağınız nokta belirlenmiştir; ancak o noktadan baktığınızda derinlikli bir mekânı deneyimleyebilirsiniz. Oysa yer değiştirdiğinizde, bunun bir yanılsama olduğunu, üç boyutlu değil, iki boyutlu nesnelerin karşısında durduğunuzu fark edeceksiniz. Üstelik zaman da tablodan dışlanmıştır.

Yerimizden kımıldamamamızı istemeleri bu yüzden olabilir mi? Kımıldadığınızda, zaman yeniden dönmeye başlar ve şeylerin hiç de gösterildikleri gibi olmadıklarını görmekle kalmaz, hareket ettikçe nesnelerle aranızdaki mesafenin ortadan kalktığını ve yaşadığınızı fark edersiniz. “Ben her şeyin farkındayım” diyebilirsiniz. Prokrustes’in yatağında yattığınız sürece farkı fark etmeniz hiçbir şeyi değiştirmiyor. Farkın açığa çıkması gerekir. Fark, ancak iktidarın sakatlayıcı yatağını terk ettiğinizde açığa çıkabilir. Ve o zaman yeryüzünü yeniden duyumsayabilirsiniz.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun