Gözlerime inanamıyorum!
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL

İnanmayın zaten, gözleriniz sizi aldatıyor. Gördüğünüzü sandığınız şeyler hiç de görüldükleri gibi değil. Gözleriniz sizi başkasıyla aldatıyor. Başkasının bakışıyla görüyoruz her şeyi. Keşke bu bakış ötekilerin, perspektiften dışlanmışların, mazlumların bakışı olsa. Ama değil, zalimin şeyleştirici ve soyutlayıcı bakışıyla seyrediyoruz olup bitenleri. Ve her yer, geometrik olarak örgütlenmiş soyut bir düzleme dönüşüyor. Bu bakış seçicidir, istenmeyen bedenler çerçevenin dışına itilir. Perspektif kuramcısı, Rönesans insanı Alberti’nin dediği gibi, “Bir dörtgen çiziyorum... resmetmek istediğim şeye, açık bir pencere olarak düşünülmüş bu dörtgenin içinden bakıyorum” (Aktaran Erwin Panofsky, Perspektif, Metis). Kameralar da bir dörtgen çiziyor ve resmetmek istedikleri şeyi bu pencerenin içine yerleştiriyorlar. Ama durun, çerçevenin içinde bir şeyler oluyor! Resmetmek istedikleri şeyle uyuşmayan, ters giden bir şeyler var; hemen müdahale etmeli! Pencerenin içine giren ve egemen bakışla uzlaşmayan bedenler, derdest edilip çerçevenin dışına çıkarılıyor. Uzak, çok uzaklarda gerçekleşen savaşa, inşa edilmiş çerçeveden baktığımızda coğrafya, bir satranç oyununun gerçekleştiği geometrik bir düzleme dönüşüyor. Yaşamları için mücadele eden, acı çeken, kanayan ve ölen bedenleri değil, sadece satranç taşlarını görüyoruz. Perspektif bize, tamamen rasyonel, sabit, homojen bir mekân konstrüksiyonu sunarken, yaşayan her şey şeyleşiyor.

Panofsky’nin belirttiği gibi, merkezi perspektif iki temel öncüle dayanıyor: Hareketsiz tek bir gözle görüyor olmamız ve doğrusal perspektifin, optik imgemize muadil bir reprodüksiyon olması. Her ikisi de sorunlu. Merkezi perspektif, tek doğru, nesnel görme biçimi olarak dayatıldıkça, bizi sabitliyor, bakışımızı evcilleştiriyor ve merkezle uyumlu hâle getiriyor. Merkez baktığında, yeryüzünü geometrik, matematiksel, ölçülebilir bir düzlem olarak görebilir, peki bize ne oluyor? Yeryüzünü soyut bir ölçü mekânı olarak görmesi, yeryüzünü sömürülecek, parsellenebilir, satılabilir ve bir mülk hâline getirmesiyle gayet uyumlu. Bu bakışa göre bizler de, yeryüzünün bedenleri olarak, bu düzlem üzerine yerleştirilmiş şeyleriz. İşin tuhafı, bizi şeyleştiren bakışı mülk edinip yeryüzüne bu bakışla bakmamız. Şeyleştirilmiş olanların şeyleştirmesi; katmerli şeyleştirme. Şeyleştirmeyi o kadar içselleştirdik ki piyasada kendi bedenlerimizi bile şey olarak pazarlayabiliyoruz.

Merkezi perspektif bizi kötürümleştiriyor. Tek gözlü, ayakları olmayan bir varlık. Tek gözle gören ve yürüyemeyen varlıklar olarak gördüklerimize inanmakla kalmıyor, bir de “gözlerimle gördüm!” diyerek başkalarını da gördüklerimize inandırmaya çalışıyoruz. Kötürümlük bulaşıcıdır. Yalnız değilsiniz; Kepler de doğrusal perspektifin kurbanı olmuştu. “Doğruların her zaman düz göründüğü savını ortaya atarken Kepler, resimsel perspektif kurallarının kendisini etkilemesine izin verdiğini, gözün aslında düz resim levhasına değil, göz küresinin iç yüzeyine projeksiyon yaptığını göz önünde tutmadığını söylüyordu” (Panofsky). İç bükeydeki eğrileri reddetmiş olmasının nedeni, doğrusal perspektif eğitiminden geçmiş olmasıydı. Demek ki doğrusal perspektifin ikinci öncülü, yani perspektifin optik imgemize muadil bir reprodüksiyon üretmesi hiç de doğru değil. Ve bizler de Kepler gibi, doğrusal perspektifin tek doğru görme biçimi olduğu konusunda eğitildik. Bakışımız doğrusal olarak inşa edildikçe, yeryüzünün eğri mekânı, matematiksel, ölçülebilir, soyut bir düzlem hâline geliyor. Ve yeryüzünde yaşayanlar birden buharlaştı, geriye manipüle edilecek şeyler kaldı. Doğrusal perspektif, iktidarın istediği güçsüz bedenleri üretiyor.

O da ne, gözlerime inanamıyorum! Çerçeve kırılıyor; Şili, Cezayir, Hong Kong, Lübnan, Sudan, Katalonya ve diğerleri. Perspektiften dışlananlar, yeryüzünün eğri büğrü kıvrımları arasından çıkıp, çerçevenin soyut mekânını doldurdukça yeryüzü yeniden eğri görülüyor. Birbiriyle kesişmeyen paralel çizgiler eğilip birbirine dokundukça, kötürüm bırakılmış bedenler yeniden kudretleniyor. Gözler, ruhun aynasıdır; aynaya yeryüzünün asi ruhu yansıyor. İnanmıyorsanız, gözlerinize bakın!