birgün

11° PARÇALI BULUTLU

Gözükara bir ezber bozan: Gülşen

Meydan okumaların sonucunda Gülşen’i tutukladılar. Amaç Gülşen’in savunduklarını savunan, onunla kesişen bir yaşam tarzına sahip olanlara ve gerici siyasal İslam’a karşı sesini çıkaranlara haddini bildirmekti.

BİRGÜN PAZAR 28.08.2022 10:20
Gözükara bir ezber bozan: Gülşen Fotoğraf: DepoPhotos
Abone Ol google-news

Sercan Meriç

Kitabın ortasından başlayalım. Gülşen’in dört ay önce sahnede söylediği, “İmam hatipte okumuş daha önce kendisi, sapıklığı oradan geliyor” sözü ifade özgürlüğü kapsamındadır. Kimi muhalif vekillerin “aman muhafazakârları incitmeyelim” anlayışıyla nefret söylemi olarak tanımlanması da saçmalıktır. Ceren Sözeri’nin de söylediği gibi “Bir düşünce hegemonikse ona karşı nefret söylemi söz konusu değildir. Gülşen’in söylediklerinin karşısındaki topluluk hegemonik bir konumda; incinecek bir konumda değil.”


Gözaltına alınıp tutuklandığı gerekçe olan “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçu da burada irdelenmelidir. Sınırları muğlak olan bu suç AKP iktidarında adeta kendisi dışındaki tüm muhalifleri cezalandırma aracına dönüştü. Erdoğan’ın söylediği “Milli ve manevi değerlerimize husumet beslemesinler, bunun dışında herkes başımızın tacıdır” açıklaması da bunun veciz bir örneğidir. Mesela bir imamsanız ve toplumun çoğunluğunu hedef gösterirseniz, namaz kılmayanların dövülmesi gerektiğini söylerseniz, dövme yaptıranların yargılanması gerektiğini savunursanız başınıza bir şey gelmez. Erdoğan’ın temsil ettiği siyasate göre bunlar “Milli ve manevi değerlerdir”. Ancak siyasal İslamcı anlayışa karşı çıt çıkarırsanız kendinizi kodeste bulursunuz.

Gülşen tutuklanmasına yola açan esprisinden önce de gerici çevreler tarafından hedefe oturtulmuştu. Çünkü istediği kıyafeti giyen, ona yönelik tepkiler geldiğinde “Saygı duyacaksınız” şeklinde tutumunu net bir biçimde ifade eden, LGBTİQ+ haklarını savunan, konserlerinde gökkuşağı bayrağı açan, siyasal İslamcı yönetimin “Milli değerler” adı altında dayattığı tüm gerici ve muhafazakâr baskılara karşı tekil bir direniş sergileyen bir isim Gülşen… Ve bu tutumu esasen AKP’den önce de böyleydi.

Pop müzikte hatırı sayılır bir geçmişe sahip olan ve sayısız hit parçaya imza atan Gülşen, kendi kulvarında rakipleri olarak değerlendirilen isimlerden her zaman farklı bir yerde durdu. Mesela pop müziğin Demet Akalın ve Hande Yener ile beraber günümüzde öne çıkan 3 isminden birisiydi, ancak diğer iki rakibinden çok farklıydı.

Onlar, tüm bu muhafazakâr baskının ve dinci gericiliğin dümenini tutan şahsın yanında poz vermek için çırpınıp dururken, Gülşen bu baskıya her zaman kendi üslubunca tepki verdi.

Onlar, hitap ettikleri kitlelerin yaşam tarzına mütecaviz bir saldırı düzenlenirken, tutmadıkları orucun iftarında ‘Reis’lerine aşkla bakarken, Gülşen savunduğu görüşleri, çok da sarih bir biçimde ifade etmekten kaçınmadı.

Onlar, sayısız müzisyen pandemide açlıkla ve sefaletle boğuşurken, salt iktidara yakın oldukları için Yeditepe Konserleri’nde detone şov yaparken, Gülşen kendince ilmek ilmek ördüğü şovları, iktidar çemberinin dışında dinleyicilerle buluşturdu.

Bunları alt alta sıraladıktan sonra Gülşen’in Ezberbozan şarkısındaki, “Sen hep tedbirler aldın ben gözü karaydım/Sen kadere razı dünden ben ezber bozandım” sözlerini anımsamamak namümkün.

Tüm bu meydan okumaların sonucunda Gülşen’i tutukladılar. Amaç Gülşen’in savunduklarını savunan, onunla kesişen bir yaşam tarzına sahip olanlara ve gerici siyasal İslam’a karşı sesini çıkaranlara haddini bildirmekti. Peki amaç hasıl oldu mu? Hem evet hem hayır.

Önce Gülşen’in tutuklandığı gün metrobüs ile eve giderken şahit olduğum bir konuşmayı aktarmak isterim. Metrobüsün arka kısmında karşılıklı olarak konulan ikili koltuklar vardır. Bu koltuklarda 3 genç kadın arkadaş oturuyordu. Birisi türbanlı, diğerleri açıktı. Türbanlı olan telefondan arkadaşlarına Gülşen’in tutuklandığı haberini gösterdi ve şöyle dedi: “Ben Gülşen dinlemem ama bunu hiç hak etmiyor.” Diğer arkadaşı, “Tam Türkiye özeti” yorumunu yaptı. Öteki ise yazının başında andığımız gerici vaizleri ve Peker’i hatırlattı. Yoksulluğun, yolsuzluğun, hırsızlığın AKP iktidarıyla eş anlamlı olarak anıldığı bir dönemde genç yurttaşların, yaratılan suni kültür savaşları üzerinden hedeflerinin şaşmadığını görüyoruz. Cezalandırılan kişi sevilse de sevilmese de bir adalet terazisi bu jenerasyonda önemli. Burası amacın hasıl olmadığını gösteriyor.

Diğer yandan ise iktidar tüm festival yasakları, içki yasakları, konser yasakları, sanatçı yargılamaları ile ilmek ilmek bir yolda ilerliyor. Burada bir mistifikasyon da söz konusu. “Gerici tarikatlar istiyor, AKP yapıyor” yaklaşımı bence yanlış. Bunu tam olarak AKP ve onun liderliği istiyor. Her ne kadar taleplerinde farklılık olmasa da toplumsal tepkinin soğurulması için de ihale gerici tarikatlara bırakılıyor.

Meselenin diğer tarafı da CHP’sinden HDP’sine, İYİ Parti’den diğerlerine dek sirayet etmiş bir “Aman efendim, söylem tabii ki hatalı ama tutuklanmasa mıydı?” utangaçlığı... Bugün Türkiye’de adaletin yerle yeksan olduğu bir dönemde Dreyfus’u tüm itibarını kaybetme pahasına savunan Emile Zola’dan, kamuoyunun nefretle andığı ve infaz edilen Jean Calas’ı tüm zenginliğini kaybetme pahasına savunan Voltaire’den feyz alacağı hiçbir şey kalmadı mı sözü geçen muhalefet temsilcilerinin? Tüm bu “Aman efendim gerilimi artırmayalım” yaklaşımının siyasal İslamcı azınlığı daha da azgınlaştırdığı görülmüyor mu?

Hayatımızın en güzel çağlarını çalan bir iktidar, her defasında bir adım daha atıyor, cüretinin sınırı olmadığını gösteriyor. “Ama”lı, “fakat”lı utangaç muhalefet, hiçbir şey yapamıyorsa, suskunluk sarmalının içinde takılıp kaldıysa en azından Tarkan’ın yazdıklarını okusun.

Çünkü bu toplum üzerine atılan kemente karşı Gülşen gibi gözü karaların ve ezber bozanların yanında.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun