Greta kaynaştırma öğrencisi olsaydı
YANKI YAZGAN YANKI YAZGAN
Var olan mevzuat içinde değişik uygulamalar ile ‘kaynaştırma’ yapılırken, çocuğun bu uygulamalardan ne kazandığını ve uzun vadeli gelişiminin nasıl etkileneceğini hesaplama fırsatı olmuyor. Okullarda yer alabilecek miyiz sorusuyla çocuklarını okul yaşına getirmiş anne-babaların zihninde, neredeyse başlarını sokacak bir yer bulmuş olmanın ötesinde bir beklentiye sıra gelmiyor.


Son iki yazımda kendisinden söz ettiğim bir iklim aktivisti ve aynı zamanda gelişimsel sorunları nedeniyle Otizm Spektrum Bozukluğu/Asperger tipi (OSB olarak kısaltacağım) tanısı almış bir ergen. Önceki yazımı “Greta OSB tanısıyla Türkiye’de bir kaynaştırma öğrencisi olsaydı?” sorusuyla bitirmiştim. Bu soruya yanıt senaryolarını en iyi geliştirecek olanlar süreci bizzat yaşayanlar (anne-babalar, öğretmenler ve öğrenciler). Ben tanıklıklarıma ve genel bilgilere dayalı görüşlerimi yazarak kapıyı açayım.

Kaynaştırma öğrencisi de ne ola, diyen okurlarım olacaktır. Kaynaştırma teriminin bu yazıdaki kullanımında kapsamı şu: Ruhsal, zihinsel, fiziksel ve sosyal gelişimindeki küçük ya da büyük kusurlar, sapmalar, gecikmeler ve bozulmalar nedeniyle gündelik eğitim düzeni içinde yer almaları zorlaşmış olan çocukların bu hak ve ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı. Kaynaştırma mevzuatıyla ve bu mevzuatın öncesinde/sonrasında özel gereksinimliler için geliştirilmiş eğitim politikalarıyla yöntemi aranan soru: çocuğu sisteme uydurabilecek, hayata kazandırabilecek düzenlemeler neler olabilir? Ayrı okullar, ayrı sınıflar, özel alt sınıflar, kaynaştırma, kapsayıcı eğitim... Denenmiş ve denenebilecek sayısız uygulamanın ayrıntısını eğitim bilimleri ve bilhassa özel eğitim alanındaki meslektaşlarımızın daha iyi açıklayacağını söylemeliyim. Ama ben bu kavramlardaki arayışın ruhunu “çocuğa sistem (hayat) içinde bir yer açma” olarak tanımlayabilirim. Hayat içinde açılan bu yerin bir “hak” gereği “eşit” olması ise özgürlükçü ve eşitlikçi siyasetin katkısı.

Sistem içinde öğrencinin bazı dersleri bireysel olarak alması ya da muaf tutulması, davranış ya da dikkat kontrolü için sınıfta ek bir “gölge” öğretmen bulundurulması, özel eğitim çalışmaları için mekan ayrılması, sınavlarda ek zaman verilmesi, konuların sorgulanma biçiminin çocuğun anlamasını sağlayacak şekilde düzenlenmesi gibi bazı ayrıcalıklar verilmesine olanak tanıyan, kapsayıcı, içerici uygulamalar gibi daha gelişkin modeller ile aşılacak bir model eninde sonunda. Ana eksenini de eğitimin (bireyselleştirilmiş eğitim planı (BEP) ile) çocuğa göre şekillendirilmesi oluşturuyor.

Gelişim kusurları derken öğrenmeyi, sosyal uyumu ve bunlar için gereken davranış özelliklerinin kazanımını etkilemiş ve günümüz çocuk psikiyatrisinde değişik tanılarla ele alınan, kökenleri ve tedavi yöntemleri anlaşılmaya çalışılan durumlardan söz ediyorum. Otizm Spektrum Bozukluğundan tutun Disleksi/Disgrafiye kadar uzanan ve okul hayatını birbirinden çok farklı şekillerde ve yıllarca etkileyen nörogelişimsel bozukluklar en çok üzerinde durduklarımız.

Depresyon, obsesif-kompülsif bozukluk, duygudurum bozuklukları veya sosyal anksiyete gibi özellikle ve daha ziyade ergenlik döneminde ortaya çıkarak okula devamı ya da okuldan yararlanmayı bir süreliğine ve geçici olarak etkileyen problemler ise, okula etkileri açısından daha az akla gelseler de, okul devamsızlığı ve riskli davranışlar ile bireyin gelişimine verebilecekleri zarar yüksek.

Kendi ülkesindeki durum nasıl?

Greta’nın kendi ülkesindeki okulundaki durumuna ilişkin ayrıntılı bilgi edinemedim. Ancak OSB ya da başka nörogelişimsel tanıları olan çocukların İskandinav ülkelerinde diğer çocuklarla aynı eğitim haklarını kullanmalarını güvence altına alan uygulamaların daha yerleşik olduğunu söyleyebilirim. İnsana verilen değer ölçüsünde artan bu uygulamalara eşitlikçi ve özgür yapısı olan toplumlarda daha çok rastlıyoruz.

Biz de, en azından sözlerimize ve düşüncelerimize bakarsanız, eşitlikçi ve özgür bir toplum hayal eden insanlarız. Bu eşitlik ve özgürlüğün bir gün çıkagelmesini beklemektense, minik örneklerini şimdiden oluşturmak, eşitlik ve özgürlüğü kısacık ve sınırlı da olsa yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Eşitliğin bir biçimde bozulduğu durumları düzeltmek için çabalarımız bu yönde bir adım. Peki, bu çabaların iyi niyeti çocuklara bir yarar ya da kazanç getiriyor mu?

Manzara bir süredir şöyle

Var olan mevzuat içinde değişik uygulamalar ile ‘kaynaştırma’ yapılırken, çocuğun bu uygulamalardan ne kazandığını ve uzun vadeli gelişiminin nasıl etkileneceğini hesaplama fırsatı olmuyor. Okullarda yer alabilecek miyiz sorusuyla çocuklarını okul yaşına getirmiş anne-babaların zihninde, neredeyse başlarını sokacak bir yer bulmuş olmanın ötesinde bir beklentiye sıra gelmiyor.

Olaya dışarıdan bakan, ailesinde ya da çevresinde gelişiminde tanılanabilir düzeyde bir bozulmanın olduğu çocuk bulunmayan bir çok kişinin içinde hemen kabarıveren ‘biz her şeyi normal gelişenlere bir şey yapamıyoruz, özel gereksinimlilere sıra gelene kadar...’ söylemi bir çok kişiye mantıklı geliyor.

Mantıklılığın dayandığı düşünce zincirinin (ya da denklemin) yavrularını beslerken önceliği hayatta kalabilecek olanlara veren (problemli olanı ölüme terkeden) kedininkine benzemesine ne dersiniz? ‘Hayatta zayıf olmayacaksın’ gibi özlü sözlerin altındaki zayıf’lardan rahatsızlık duygusu ve ‘bunlar da nereden çıktı, olmasalardı daha iyi’ dedirten ve alternatifinin sadece acıma (‘vah vah!’) ve vazgeçme (‘buradan bir şey çıkmaz, üzmeyelim, rahat ettirelim’) gibi gözüktüğü bir düşünce zinciri. Mantıklı gözükmekle birlikte iyilik içermiyor. O nedenle de korkutucu.

Greta’yı ülkemizde kaynaştırma öğrencisi yapmadan önce çerçeveyi vereyim derken konuyu uzattıkça uzattım. Ama bir süre katlanın lütfen. Greta yolculuklarda uçağa binmiyor, biz de bu iklim krizinin gerektirdiği yavaşlıkta hareket edeceğiz.

Bir sonraki yazıda damgalama ve yadsıma kavramları ile devam edeceğim. Bu arada örnek durumlar aktarmak isteyen öğretmen, annebaba ya da çocuk olarak bu süreçleri yaşamış olanlar yanki59@yahoo.com'a yazabilirler.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız