Grup Gündoğarken’in 42 yıllık müzik serüveni: Hal ve Gidiş
Grup Gündoğarken’in 42 yıllık sanat yolculuğunu anlattığı ‘Hal ve Gidiş’, usta müzisyenlerin yarım asıra yaklaşan müzik serüvenini konu ediyor. Burhan ve Gökhan Şeşen, 40 yıldır umutlarını hiç yitirmediklerini söylüyor,

Bilge Su YILDIRIM
“Gün doğarken ufukta yeni bir can taşır elinde / Gün doğarken ufukta canlanır ümitler yeniden…”
Böyle açılıyor Grup Gündoğarken’in 42 yıllık müzik hayatını konu edinen ‘Hal ve Gidiş.’ Hal ve Gidiş’i tanımlamak da zor biraz aslında, resmi kategorisi tiyatro olarak geçiyor ama tam olarak nasıl isimlendireceğiniz aslında biraz da sizin tasarrufunuzda. Belki konser, belki tiyatro, belki müzikli gösteri, ama bana kalırsa sımsıcak bir anı yolculuğu.
Gökhan Şeşen ve Burhan Şeşen kardeşlerin hem hepimizin ezberinde olan o kült şarkıları söylediği hem de kendi hikâyelerini anlattığı Hal ve Gidiş’in ‘tiyatro’ olarak sınıflandırılması da pandemi yıllarına dayanıyor aslında. Konserlerin ‘halk sağlığı’nı adeta ‘bahane ederek’ yasaklandığı ancak tiyatroların açık olduğu o dönemde böyle bir ‘sivil itaatsizliğe’ başvuruyor Grup Gündoğarken ve Hal ve Gidiş gösterilerini tiyatro adı altında yapıyor. Malum sanatın daima bir yol bulduğu söylenir, zannedersem bu da en güzel ve muzip örneklerinden biri.
Daha sonra bu zekice başkaldırının hikâyesinin aslında daha uzun olduğunu öğreniyorum. Burhan Şeşen, aslında her zaman öykü yazdıklarını anlatıyor: “Mesela oturur gitar çalardık çocukken, sonra bir öykü kurardık, o öyküyü de şarkıya bağlardık Dengbejler gibiydi. Anadolu’daki aşıklar gibi… Hep aklımızdaydı aslında o hikâye anlatma arzusu.”
HER BİRİMİZİN ORTAK HİKÂYESİ
İşte böyle yola çıkıyor Hal ve Gidiş. Ve başlıyor Şeşen kardeşler kendi hikâyelerini sahneye taşımaya. Elbette anlatılan her hikâye gibi, Hal ve Gidiş de kendi izleyicisi/dinleyicisi/okuyucusuyla buluşunca daha da büyüyor, ilerliyor, parlıyor. Gökhan Şeşen şöyle bahsediyor hikâyelerini sahneye taşıdıkça ortaya çıkan sihirden: “İzlediklerinde bir şeyler hatırlıyorlar insanlar. Yani biz sadece kendi hikâyemizi anlatmıyormuşuz. Onlar aslında bizim hikâyemizde kendi hikâyelerini de yaşıyorlarmış. Bu paralellik de aslında çok kıymetli. Biz sahnede hikâyemizi anlatırken arkamızda da birtakım görseller oluyor. Örneğin Özal’dan bahsetmek için Özal demek zorunda kalmıyoruz. Ve bu görsel anlatım da zaten izleyicide bir sürü şey çağrıştırıyor.”
USTALARLA YOLCULUĞA ÇIKIYORUZ
Her birimizin ayrı bir anısına eşlik eden o şarkılar kadar arkada akan sinevizyon da bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Hem Grup Gündoğarken’in serüvenini izleyip hem de onlarla kendi biricik hikayemizi yeniden biçimlendirirken bir de bu toprakların ortak tarihini anımsıyoruz. 12 Eylül, TRT, sansür, daha nicesi… Ülkenin 42 yılına neler sığdırdıysak işte. Neyse ki bu yolculukta tek başımıza değiliz. Bize eşlik edenler kim mi? İlhan Şeşen, Levent Kırca, Ferhan Şensoy, Cem Karaca, Timur Selçuk ve daha nice usta… Ve ayrıca Zülfü Livaneli… Zorlu yolculuklarda sırtımızda bir dost eli hissetmek nasıl hissettirirse, onların yüzlerini akan sinevizyonda izlemek de öyle hissettiriyor. Grup Gündoğarken, Hal ve Gidiş’te onları yine çok kıymeti bir ustayla, Metin Altıok’la anıyor. Madımak Katliamı’nda yitirdiğimiz usta şairin Geriye Kalan şiirine yaptıkları besteyi dinlerken selam veriyor Şeşen kardeşler masadan eksilen dostlara. Ancak Gökhan Şeşen geriye kalanın onlar olmadığını söylüyor: “42 sene oldu hakikaten. Bu 42 senede bir sürü şey birikti. Şarkılar birikti, dostluklar birikti, birtakım insanlar gitti. Hani anıyoruz ya gidenleri Geriye Kalan şarkısıyla. Aslında onlar geriye kalmadı, bizi ileri götürdüler. Hala bizimle birlikte yaşıyorlar. O fotoğrafların artması ne yazık ki çok kötü, ama bize her birinin bir şey katması ne kadar kıymetli! Onlar aslında bizi biz yapanlar. Seyirciler de bizi biz yapanlardan. Böyle 42 yıl geçti.”
Dile kolay 42 yıl, hiç şüphesiz birilerinin yüreğine dokunabilmenin eseri olmalı sanat hayatında bir çınara dönüşebilmek. Tam da bu noktada Burhan Şeşen’in ifade ettiği çok önemli bir husus var. Şöyle diyor: “Bizim şarkılarımızın her şeyi tartışılabilir, beğenirsin beğenmezsin, iyi dersin kötü dersin. Ama bana kalırsa tartışılmayacak tek bir yanı var, o da samimiyeti. Çünkü biz onları hakikaten içimizden geldiği için yaptık. Eurovision şarkısını bile önce yaptık sonra yarışmaya katıldık. Hiçbirinde şu kadar satsın en hit şarkılar listesine girsin gibi bir kaygımız olmadı. Hiç özel sipariş şarkı yapmadık, burada elbette tiyatro müziklerini tenzih ediyorum. Ama tüm şarkılarımız içimizden gelen, anlatmak istediklerimizdi.”
Sanıyorum 40 yılı aşkındır hâlâ en çok dinlenen gruplardan biri olmanın sırrı da tam burada saklı, her yaştan insanın şarkılarında kendinden bir şey bulabilmeleri de. Sahici ve samimi bir eser üretebilmek esas ‘geriye kalan’ oluyordur belki de. Grup Gündoğarken dinlerken en gençlerimizin bile tatlı bir nostalji yaşaması, daha dünyada dahi olmadığı yılları anımsayarak içinin ısınması da sanıyorum bundan. Elbette bir nedeni daha var. Ondan da Gökhan Şeşen şöyle bahsediyor: “Bize hiçbir zaman insanlar ‘Şarkılarınız çok kederli’ demedi. Hüzünlü şarkılarınız var, dediler. Ama hiçbir zaman umutsuzluktan bahsetmediler. Çünkü umudumuzu hiçbir zaman yitirmedik. Geçmiş zaten geride kalıyor ama geleceğe dair koruyabileceğiniz en önemli şey umut. Yoksa bu işi 20 yıl yapardık, 25 yıl yapardık… Bakın 42 yıl geçmiş aradan, hâlâ heves var. Demek ki hâlâ yapabilirim. Bardağın yarısının boş olduğunu da söyleyebilirsiniz, yarısının dolu olduğunu da. İyilikte ve umutta ısrar çok önemli.”

HAL VE GİDİŞ DAVET EDİYOR
İyi şeylerin de yaşanacağına, bu gidişatın hep böyle devam etmeyeceğine, güzel günlerin de geleceğine dair umut… Umudu diri tutmak da bir çeşit kabiliyet sanki, üstüne çalışılması gereken bir beceri. Bir kas gibi üzerine çalıştıkça umut etme yetimiz kuvvetleniyor. Bu yolculukta da Grup Gündoğarken şarkıları da şüphesiz bulunmaz bir eşlikçi. Burhan ve Gökhan Şeşen’le sohbetimize daha nice konu eşlik etti, yuva bellenen Ankara’dan bilinmezliklerle dolu İstanbul’a geliş, tek kanallı dönemde TRT’nin şarkı yayınlaması için Denetleme Kurulu’nun sansürüne takılmamak için verilen mücadele, ülkece nereden nereye geldiğimiz ve daha nicesi. Ama isterim ki siz, bu sohbetin okuyucusu değil bir tanığı, tarafı olun. Grup Gündoğarken, Hal ve Gidiş’le sizi, tam da bu hikayeye ortak olmaya davet ediyor zira. Bir de oyunun adının neden Hal ve Gidiş olduğu var, ama onu da size onlar anlatsınlar. O halde her birimizin kulağına da küpe olsun: “Karanlığın derin sırrı unutulur gider / Gün doğarken.”


