Gül, baskı rejiminin kurulmasında görev aldı

17.06.2015 08:06 GÜNCEL
Abdullah Gül’ün 7 Haziran’ın ardından ‘siyasi aktör’ olarak sunulmaya çalışılmasını eleştiren Emrah Altındiş, Gül’ün yıllarca Erdoğan’la birlikte yürüdüğünü söylüyor ve ekliyor: #direnhafıza

CAN UĞUR @canugur1987

Danışmanı Ahmet Sever tarafından hazırlanan 'anı kitabıyla' adeta 7 Haziran sonrası ‘seçenek’ olarak sunulmaya çalışılan Abdullah Gül, kamuoyu tarafından geç kalmakla suçlanırken, 'tanıdık' bir isimden de sert eleştiri geldi. Gezi Direnişi sürecinde dönemin cumhurbaşkanı Gül’e Türkiye’de polis şiddeti nedeniyle insanların öldüğünü hatırlatarak "Tükiye’de insanlar ölürken nasıl rahat uyuyorsunuz?" diye tepki gösteren Akademisyen Emrah Altındiş, Gül'ün yaşadığımız baskı rejiminin kurulmasında bire bir görev almış bir siyasetçi olduğunu hatırlattı.

Altındiş, "Kendisi her ne kadar şimdi 13 yıllık günahın yükünü Erdoğan ve arkadaşlarına yüklemeye çalışıp, bu siyasi yönelimi takdir etmiyor gibi görünse de artık bunların hiç bir kıymeti harbiyesi yok. Abdullah Gül’ün tüm bunların faturasını düne kadar aralarından su sızmayan yol arkadaşı Erdoğan’a yükleyip, onu tasfiye ederek ya da güçsüzleştirerek sütten çıkmış ak kaşık gibi yeniden siyasete atılmasına toplumun hafızası ile direnmesi gerekiyor!" dedi.

Amerika’da Altındiş’in görevli olduğu Harvard Üniversitesi’nde yaşanan Gül’ün kendisi ve korumalarının sert tepki gösterdiği olayın üzerinden yaklaşık iki yıl geçti. Bu iki yılın ardından 7 Haziran genel seçimlerinde AKP tek başına iktidar olacak vekil sayısına ulaşamayınca Abdullah Gül, AKP’nin başına geçmesi olası ‘Erdoğansız AKP’ çözümlerinin baş aktörü haline geldi. Cumhurbaşkanlığı sürecinde önüne gelen yasaları onaylama oranı yaklaşık yüzde 95 olan Gül’ün Erdoğan ile arasında büyük bir fark var mı? Sorun AKP’nin ideolojik pozisyonu mu yoksa AKP’nin başına geçecek isimlerin performansları mı? Bu soruları Erdoğan’ın başbakanlığı dönemindeki uygulamalar nedeniyle Cumhurbaşkanı Gül’ü açık biçimde eleştiren Altındiş’e sorduk.

ERDOĞAN KARŞITLIĞI YETMEZ

> ‘Erdoğan karşıtlığı’ yaygın. Bunu toplumsal muhalefet açısından yeterli görüyor musunuz?
12 Eylül rejiminin tek sorumlusu Kenan Evren değildi. Sorumluluğu büyüktür ama darbe mekanizmasının içinde yer alan on binlerce kamu görevlisi tüm Kenan Evren’e yüklenmesi ile aklanmaya çalışıldı. Oysa ortak ve yaygın bir suç vardı! Şimdi benzer bir süreci AKP dönemine dair yaşayacağa benziyoruz. Bu konuda en büyük handikapımız 'Erdoğan karşıtlığı' söyleminin yaygınlığı. Hasan Cemal, Cengiz Çandar ve daha pek çok tecrübeli yazar bu söylemi her gün yeniden üretiyor. Doğrudur, Tayyip Erdoğan 13 yıllık politikalarıyla ama en çok da, kendisini desteklemeyen tüm yurttaşları inciten söylemiyle yoğun tepki topladı. Ancak buna rağmen, sadece Erdoğan karşıtlığı üzerine bir siyaset kurulması büyük bir hata. Bu karşıtlık bize bir gün AKP içinde Erdoğan ve üç beş kişinin, muhtemelen dört bakanın ve danışmanlarının günah keçisi ilan edilip, Gül liderliğinde AKP’nin ya da AKP kadrolarının başka bir parti ismiyle 'temizlenmiş' bir halde piyasaya sürülmesine yarayacaktır. Erdoğan pek çok sermaye grubu tarafından desteklenen, büyük bir parti ağıyla küçük ya da büyük çıkar ilişkilerinin kurulduğu, yürütüldüğü, işçilerin en yoğun bir şekilde sömürüldüğü bir ilişki yumağının, baskı rejiminin sadece sözcüsüdür, yüzüdür, tek başına bu rejimin kaynağı değil.

SORUMLULUK ALMIYOR

> Gül devreye nasıl devreye giriyor?
Abdullah Gül AKP’nin ne kadar güç ve prestj kaybettiğini görüyor ve usta bir siyasetçi olarak, kendisini AKP’nin bugünkü yöneticilerinden ayrı değerlendirmemizi sağlayacak argümanları piyasaya sürüyor. Kendisi her ne kadar şimdi 13 yıllık günahın yükünü Erdoğan ve arkadaşlarına yüklemeye çalışıp, bu siyasi yönelimi takdir etmiyor gibi görünse de artık bunların hiç bir kıymeti harbiyesi yok.

> Örnek verebilir misiniz?
Binlerce örnek verebiliriz, sadece birkaçını sıralamak istiyorum: Gezi’de on binlerce insanımız sokaklarda katledilirken, yaralanırken, insan hakları ihlallerine maruz kalırken sustu! MİT ve internet yasası başta olmak üzere pek çok antidemokratik yasayı onayladı! Suriye’ye TIR’larla on binlerin katledilmesinde kullanılan silahlar giderken sustu! Yolsuzluk davalarıyla Türkiye sarsılırken sustu! Roboski katliamının sorumlularının yargılanması için kamuoyu önünde hiçbir girişimde bulunmadı, sustu! Her gün kadın katliamının yaşandığı Türkiye’de kadın cinayetlerini adi olaylar olarak algılayarak yine sustu! Keza iş cinayetlerinde de durum aynıydı.

SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK

> ‘Rahatsızdım’ diyor ama…
İnsana sormazlar mı; madem bu kadar rahatsızdınız, neden Cumhurbaşkanı iken bir kere bile kamuoyu önünde tepkinizi göstermediniz?diye. Neden toplum tarafından lakabınızın 'Noter Cumhurbaşkanı'na çıkmasına izin verecek kadar AKP ile dayanışma gösterdiniz? Danıştay töreninde, her türlü nezaket ilkesini çiğneyerek kürsüye yürüyen Başbakan ile töreni terk etmesi, aslında herşeyi anlatmıyor muydu? Dolayısıyla Abdullah Gül’ün tüm bunların faturasını düne kadar aralarından su sızmayan yol arkadaşı Erdoğan’a yükleyip, onu tasfiye ederek ya da güçsüzleştirerek sütten çıkmış ak kaşık gibi yeniden siyasete atılmasına, toplumun, hafızası ile direnmesi gerekiyor!

DİREN HAFIZA!

> ‘Abdullah Gül de bu sistemin taşıyıcısı’ mı diyorsunuz?
Gül bugün yaşadığımız baskı rejiminin kurulmasında bire bir görev almış bir siyasetçidir. Dünya egemenleri yabancı basından izlediğim kadarıyla bu senaryo için yanıp tutuşuyor ama toplumun hafızasının direnmesi gerekiyor. Erdoğan’ın bu şarkısı şu günlerde en çok Gül’e yakışıyor: “Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda…” Velhasıl-I kelam: #direnhafıza