birgün

15° KAPALI

Hadi Suriyelileri keselim!

YAŞAM 09.07.2016 07:50
Abone Ol google-news

Henüz Suriye’de çatışmalar başlamadan kamplar inşa ediliyor, sınır bölgelerinde yollar açılıyordu. Herkes uyuyordu. İlk kurşun atıldığında, Türkiye’ye girmeye başlayan Suriyelilere tanık olduk.
•••
Bir halkın ülkesi yıkılmak üzereydi. Hatay’da, toplanan cihatçılara savaşı derinleştirmek üzerine ayar veriliyor, komşu topraklara TIR’larla ‘insani yardım’, minibüslerle ‘savaşçı’ taşınıyordu.
•••
El Nusra öpücüğü hak ediyordu! ÖSO alandaydı. Suriye’de günden güne ipin ucu kaçıyordu. Artık kim kimle savaşıyor belli değildi. IŞİD, cihadı yaymak ve ‘Esed’i devirmek isteyen bir avuç öfkeli gençti! ÖSO içinde, Abdülhamit Han, Sultan Murad gibi enteresan tugay isimleri duyuluyordu.
•••
Onlardan biri tarafımıza özetle şunları aktarıyordu: “Türkmen’iz, köyümüzü Araplardan ve yaklaşan IŞİD tehlikesinden korumak için bir araya geldik. Yörenin zenginleri tarafından silahlar alındı. Sonra Türkiye’den birileri geldi. Ankara’ya götürülüp eğitildik, maaşa bağlandık. Bin üç yüz kişilik bir grup oluşturuldu. Gruba Sultan Murad Tugayları adı kondu...”
•••
Eski imparatorluğu canlandırma hevesi, böylece tugay isimlerine yansıyordu. Şam’da Cuma namazı hülyası derinleştikçe, Suriye’den kaçıp gelenler de artıyordu. Ancak alanda sadece bir ‘mit yeniği’ yoktu. Katar ve Suud sermayeleri, mayına, tanka tüfeğe topa dönüşüyordu. Amerikan, Rus yapımı silahlar Suriye halkının nasıl bir oyuna itildiğini anlatıyordu. İsveç gibi küçük bir ülkeden bile, Suriye’ye IŞİD saflarında savaşmak için 300 kişi giriyordu!
•••

Onlar girdikçe, Suriyeli çıkıyordu… Bir sefaleti izliyorduk. İstanbul’da karlı bir akşamüstüydü… Süleymaniye’nin alt tarafında bir dükkânın kepengi kaldırıldı. 80 metrekare zemini taş bir dükkânda yaklaşık yüz kişi vardı. Her aile, birbirinden perdeyle ayrılıyordu. Katılarak ağlayan bebeklere ve 21. yüzyılda kan kovasını yanına koymuş ihtiyarlara böylece şahit olduk.
•••
Türkiye’nin her yerinde ev kiraları artarken, her geçen gün sayıları artan sığınmacılar, atölyelerde, fabrikalarda Türkiyeli gençlerin yarı fiyatına, ucuz işgücü olarak çalıştırılıyordu. Siyasetin kullanma eğilimi, sokakta da kendini belli ediyordu. Nemalanan, ses çıkarmıyordu.
Suriyelilerin kadınları haraç mezat işlem görüyordu. Antep’te, Nizip’te sığınmacıların kızlarıyla 20 TL’ye arabaların içinde, fıstık tarlalarında fuhuş yapılıyordu. Kocasını kaybeden kadınlar, 2 milyona Adana pavyonlarına, Hatay’daki barlara satılıyor, borçlandırılıyordu. Kilis’te nargile evlerinde kataloglardan kuma seçiliyordu.
•••
İşsiz, evsiz, ahlâk bekçisi böylece Suriyeliye diş biliyordu. Irkçılığı sefilliğindendi. Ev bulamıyor, iş bulamıyor, yozlaşmaya kızıyor; ancak bunun esas nedenini çözemiyor, kabuğunu kıramıyordu. Öte yandan Suriyeliler, pazarlık konusu oluyordu…
Para getirmeyecekleri anlaşılınca, ‘oy getirebilirler’ diye düşünüldü.
Sokaktaki mendil satıcısını, kampta tecavüz edilen çocuğu görmeyenin, görmeyenlerin ‘ahlak’ anlayışıydı! Henüz sığınmacıya ‘mülteci statüsü’ vermeyi ajandalarına almayanlar, böylece vatandaşlıktan söz etmeye başladılar.
•••
Çöken siyasetin, çürüyen toplumun aynasıydı Suriyeli…
Türkiye’ye hapsedildiğini dile getiriyordu. Ne evine dönebiliyor ne Türkiye’de mutlu, umutlu olabiliyordu… Bunu Küçükpazar’da bir yaşlı adam şöyle anlatıyordu: “Allah’u ekber diye adam kesilen yere dönmek istemeyiz. Burada da olmuyor, sefalet içindeyiz. Bizi bu hale koyanlar da iflah olmasın!
Hatay Atme Kampı’nda barınmak yerine karşısındaki Bükülmez Köyü’nde iptidai bir çadırda, engelli birisi engelli üç çocuğuyla yaşam savaşı veren bir başka ‘sığınamayan’ şunları aktarıyordu: “Savaş bitsin 5 dakika durmayız. O kampa girmeyiz. İçerde ne olduğunu bilmiyoruz. Bir kez Suriye’ye yakınlarımızı görmeye gittik. Kızım hastalandı; istediklerini sınırdan sokarlarken, bizi izin vermediler. Kızım sırtımda kaçak geçtim!”
•••
Suriyeliye vatandaşlık verilecek o da AKP’ye oy verecek!
Bunu bir tek sığınmacı bilmiyor!
Ülkesi yok, misafirlikte rahat değil. İşte bu yüzden boğulmayı göze alarak başka yerlere gitmek istiyor. Suriyelileri, güney sahillerinden alıp kamplara götürmekle görevli bir şoför özet geçiyor: “Dibi görseniz, bir daha balık yiyemezsiniz!”
•••
Mazlum demişken… Maraş’a, Dikili’ye, Divriği’ye yapılması planlanan, Diyarbakır’da dillendirilen kamplardan söz etmiyoruz elbette. AKP’nin demografik yapıyı bozma isteğini de çözüyoruz, giremediğimiz halde kamplarda ne olup bittiğini de biliyoruz!
•••
Suriyeli istemiyoruz, diye kampanya başlatılmış.
Neymiş, Suriyeli AKP’ye oy verecekmiş, toplum terör yuvasına dönmüş…
AKP’yle Suriye politikası yerine Suriyeliyle muhalefet etmek bütünü ıskalayan bir kolaycılık, ucuz bir ırkçılıktır. Irkçılığın ‘ama’sı olmaz.
Hadi gelin Suriyelileri keselim!
Sonra okullarda verilen eğitime bakıp çocuklarımızı da doğrayalım! Yıllardır bizden geride çocuklar yetiştiriyorlar çünkü. Bir İhvan kuşağının altyapısını kurdular! Böyle giderse, kendi çocuklarımız 10 yıl sonra değil AKP’ye, cihatçı bir partiye bile oy verecek kıvama gelecekler.
•••
Velhasıl, sapla saman mevzusudur Suriyeli…
Ekonomi ve korku soslu ırkçılığın altyapısıdır. Oy verecekler diye başlayıp, en işlek cadde de kara gözlü bir çocuğa atılacak tokattır.
Fakirin fakire, mazlumun mazluma, akılsızın akılsıza yaptığını kimse kimseye yapmaz.
Birlikte sefil, birlikte mağduruz.
O çocuğa tokat atmak yerine, onu sırtına alıp “Bizi bu hale koyanlar iflah olmasın” diye haykırmak aklından geçiyor mu?
O zaman, onunla birlikte başımız üstüne!

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun