Haftanın öyküsü: Gölge

19.07.2015 12:02 BİRGÜN PAZAR

GÖKÇE BEZİRGAN - @Gokcebezirgan

Havra Sokağı’nın orta yerinde bir kadın düştü yere. Elindeki poşetler etrafa saçıldı. Beyaz peynir, kalıbıyla birlikte Arnavut taşlarına yapıştı. Yeşil zeytinler yerlerde yuvarlandı. Domatesler çarpmanın hızıyla ezilirken, en ucuzundan bayram şekerleri kadının elinde kalakaldı. Sokaktakigölgeler önce durdu sonra bir bir kadının etrafını kapladı. Güneş tentelerin ve gölgelerin arasından sızarak, yerde boylu boyunca yatan kadının beyaz saçlarını parlattı, yüzünü ise belli belirsiz aydınlattı.Soluk bir benzi vardı kadının. İki kaşının arasındaki iki çizgi öylesine derindi ki... Sanki hayatı boyunca hiç gülmemiş... Sanki gülmeyi hiç bilmemiş gibi. Ağzının kenarında ise gittikçe büyüyen bir gölge...

Sokağın kuşçusu Rıfat her gün beslediği kargasının kafesini açtı. Karganın tüyleri güneşten parlak, rengi geceden karaydı. Kuşçu bu hayvana aşkla bağlıydı. Bir sabah dükkanın kepengini açarken hemen ayağının dibinde bitmiş, dükkan açılır açılmaz da onunla birlikte içeri girmiş ve boş bir kafesin üzerinde tünemişti. Kuşçunun tek çekindiği kuş kargalardı. O yüzden hiç ses etmemiş, öylece kendi haline bırakmıştı. Karga tüm günü kafesin üzerinde geçirdikten sonra akşam olunca kafesin açık olan kapısından içeri girmiş, gagası ile de kapağını çekivermişti. Kuşçuya göre cezasını çekmek için gelmişti karga. Neyin cezasını çektiği meçhuldü ama kendini parmaklıklara mahkûm ederken, kuşçuyu da kendine bağlamış, adetaaşık etmişti.

Sokaktan gelen sesleri önce umursamadı kuşçu Rıfat. Kara kargasını her gün yaptığı gibi aşkla beslerken, başının üstünü yavaşça okşadı. Karga gagasını kaldırana kadarda sevmeye devam etti. Ne zaman durması gerektiğini yediği gaga darbelerinden sonra öğrenmişti artık. Ardından su kabını güzelce yıkayıp, taze su ile doldurdu. Kara karga yemeğini yiyip, suyunu içerken Rıfat yeniden dışarıdaki seslere kulak kesildi. Dışarıda her ne olduysa gürültüler kesilmiyordu. Artık iyiden iyiye merak etmeye başlamıştı. Dükkandan çıkıp, sokağa adımını atar atmaz kalabalıkla karşılaştı. Kalabalık ürkütürdü kuşçuyu. Olduğu yerden insanları izledi bir süre. İnsanlar, ya şöyle bir yavaşlayıp kalabalığa girmeden geçiyor ya da geçerken buldukları her boşluktan kafalarını uzatarak meraklarını giderip yollarına devam ediyordu. Bir de olay yerinden hiç ayrılmayıp, son ana kadar olan biteni takip edenler vardı.İşte onlar yüzünden ne olduğunu göremiyordu Rıfat. Sonunda dayanamayıp ne olup bittiğini kendi gözleri ile görmek istedi. İnsanları yararak ilerlemeye başladı. Önce ayaklarını sonra etrafa dağılmış poşetlerini gördü. Az topuklu ayakkabılarından biri ayağından çıkıvermiş, kırlaşmış uzun saçları Arnavut taşlarına serilmişti. Bayram alışverişi yarım kalan zavallı bir kadındı bu. İçi acıdı. Göreceği manzaradan ürküyor yine de kalabalığı yarmaya devam ediyordu.

Nihayet kadının başına kadar gelmişti fakat bir türlü seçemiyordu yüzünü. Sanki kocaman bir gölge vardı yüzünde. Ya da sonsuz bir gece karanlığı. Biraz ışık vursa tanır mıydı ki? Belki de tanırdı. Nedense açıklayamadığı garip bir hisle bu zavallı kadını tanıdığını hissediyordu. Yüzünü bile göremiyordu halbuki... Belki de içten içe tanıyor olmayı istiyordu. Oğlu olsaydım şimdi nasıl telaşlanırdım diye düşündü. Belki de bir oğlu vardı. Birazdan ararlar ve koşarak, kan ter içinde gelirdi. Annesini kucakladığı gibi götürürdü.Bir oğlan çocuğu her zaman korurdu annesini değil mi? Peki ya anneler... Onlar da en çok oğullarını severler, en çok oğulları için yaşarlardı değil mi? Oğullarını hiç mi hiç terk etmezlerdi.

Ah şu gölge bir çekilseydi, yüzünü bir görebilseydi... Belki de tanırdı.

Rıfat kadının gölgeli yüzüne bakakalmıştı ki, kara karga aniden kadının başında belirdi. Etrafında bir iki döndükten sonra kadının kafasına kondu. İnsanların şaşkın bakışları arasında karga, gagasıyla kadının saçlarını tiftiyor, arada yüzüne doğru sert hareketler yaparak kadını sarsıyordu. İnsanlar panikle kargayı kovalamaya çalışıyordu. Karga kadının saçını çekiştirdikçe yüzü aydınlanıyor, gölge yavaş yavaş çekiliyordu.

Bir taşla yere devrildi Rıfat’ın kara kargası

Derken gölge uzaklaştı

Kadın gözlerini araladı

Belki de kadın Rıfat’ı tanırdı...