"Hak, hukuk, adalet için sokağa çıkan herkese 'terörist' diyen alçaktır, namerttir"

15.12.2018 19:35 SİYASET

TBMM Genel Kurulunda, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü; Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı, Yükseköğretim Kalite Kurulu, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü ile 125 üniversitenin bütçelerinin görüşmeleri sürüyor. Meclis'te bugün Erdoğan'ın yaptığı konuşmada "Ahlaksız" çıkışını değerlendiren CHP'li Altay, "En temel hakkını kullanmak isteyen birine 'ahlaksız' diyen bir Cumhurbaşkanı, toplumun tamamının Cumhurbaşkanı olamaz" dedi. Öte yandan, CHP'liler, Ulaştırma Bakanı konuşma yapmak için kürsüye çıktığında ellerindeki '#İstifa' yazılı pankartları açıp slogan atarak eylem yaptı. CHP milletvekillerine, AKP'li milletvekilleri alkışlayarak karşılık verdi. Birleşime beş dakika ara verildi.

hak-hukuk-adalet-icin-sokaga-cikan-herkese-terorist-diyen-alcaktir-namerttir-542616-1.

İYİ Parti Grubu adına söz alan Denizli Milletvekili Yasin Öztürk, AKP'nin 2002 yılından bu yana yatırım için 2,5 trilyon dolar harcadığını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Sahip olduğumuz yatırımlara baktığımızda, 2,5 trilyon doların gerçekten bu yatırımlara harcanıp harcanmadığı şüpheli. Yatırımlar, dev projeler olarak topluma sunuluyor. Türk milletinin 2,5 trilyon dolarına mal olan bu yatırımların maliyetleri neden yüksek? Niçin emsalleriyle karşılaştırıldığında bu dev projeler bize pahalıya patlıyor? Çünkü AK Parti iktidarı Türkiye'ye özgü bir havuz ekonomisi uyguluyor, ihalelerin yandaşlara peşkeş çekilmesi sağlanıyor.

Ekonomik dar boğaza girene kadar dev projeler olarak sunulan köprü, tünel, otoyolların yüksek maliyetleri de dikkat çekici. Her meselede yerliliğe ve milliliğe vurgu yapan iktidar partisinin iş köprü, otoyol ve tünel yapımına gelince maliyetleri ve geçiş ücretleri dolar kuruna bağlaması yerlilik ve millilik ölçüsünü ortaya koymaktadır. Yüksek tutulan araç geçiş ücretleri, geçiş garantisi verilen rakamları karşılamıyor. Alınmayan hizmet karşılığı adı verilen ucube bir uygulamayla köprü ve otoyolları kullanmayan araçlar için ödeme yapılıyor. Geçiş ücreti kullanım payı gibi uygulamalarla dolaylı vergilere maruz kalan vatandaşlarımız nasıl bir borç yükünün altına sokulduğunun farkında bile değil."



İYİ Parti Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu da Türkiye genelinde 2 bin, İstanbul'da 250 adet karavanın trafik yoğunluğunu yaratmayacağını dile getirerek, bununla ilgili karar yeniden değerlendirilerek, bu karavanların İstanbul'da üç köprüden de geçişine izin verilmesi gerektiğini söyledi.

Avrupa ülkelerinde bu taşıtların turistik amaçlı şehir trafiğine girmelerinde tahdit olmadığını ifade eden Çulhaoğlu, karavanla yurt dışından gelen turistlerin ve içeride özel turistik amaçlı kullanıcıların mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğini dile getirdi.

Avrupa ülkelerinde otoyollarda bulunan tesislerde turistik amaçlı kullanılan karavanların konaklaması için park yerlerinin ayrıldığını, elektrik, su ihtiyaçlarını ve atık sularını boşaltma yerleri yapılmasının zorunlu tutulduğunu aktaran Çulhaoğlu, "6,5 milyon karavan sahibi Avrupalı turist, altyapılarının mükemmel olması nedeniyle İtalya, Fransa, Hırvatistan ve Yunanistan'a milyarlarca avro döviz bırakmaktadır. Ülkemizde de yetkililer bu konunun üzerine eğilmeli. Bu turizm kolunda ülke olarak hak ettiğimiz payı almamız için kara yollarımızda karavanların hizmet alacağı tesis sayısını ve nitelikli kamp yerlerini artırmamız gerekmektedir." dedi.

"Beyin göçü alan bir ülke olmalıydık"

İYİ Parti Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı, günümüzde ilerlemenin başlıca belirleyicisinin "bir toplumun inovasyonu kucaklama derecesi" olduğunu ifade etti.

Üretkenliğin, uzun vadeli büyümenin en önemli noktası olduğunu belirten Sıdalı, "Bu sebeple, Türkiye, bu hızlı değişimde var olabilmek için yüksek teknoloji üretmek zorundadır. Dünya piyasasına baktığımızda en büyük ilk 6 şirketin tamamı teknoloji ve iletişim şirketleridir. Bu alanda milli markalarımızı, küresel firmalarımızı yaratmak zorundayız. Dünyadaki inovasyon yarışından kopmak demek, Türkiye'yi sadece ham madde pazarı ve teknoloji aşığı tüketiciler ülkesi olarak konumlandırmak demektir ki bu kesinlikle kabul edilemez." değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye bir yazılım ve teknoloji üssü haline gelmeli. Beyin göçü veren değil, beyin göçü alan bir ülke olmalıydık." ifadesini kullanan Sıdalı, teknoloji ve inovasyonun milli bir mesele olduğunu kaydetti.

Avrupa Birliği ülkelerindeki verimlilik artışının yüzde 50'si teknolojiyken, Türkiye'de bilgi iletişimin katma değeri, istihdam ve yatırımlar içerisindeki payının OECD ülkelerinin çok altında seyrettiğini dile getiren Sıdalı, "Bu bizi dışarıya muhtaç ülkeler sınıfına sokuyor. Teknolojide başarıyı yakalamış ülkelere baktığımızda Ar-Ge'ye ayırdıkları dev bütçeleri görüyoruz; bizim toplam kamu ve özel sektör bütçemiz 8 milyar dolarken Amazon 23 milyar dolar, Samsung 15 milyar dolar ayırıyor." dedi.

Sıdalı, yerli yazılım, siber güvenlik, savunma sistemlerinin devletin çok yakın gelecekteki "beka meseleleri" olduğunu kaydetti.

"Sokak" tartışması

İYİ Parti Grubunun konuşmaları sırasında, yerinden söz alan CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bugün yaptığı bazı açıklamaları anımsatarak, gösteri ve protesto hakkının en doğal hak olduğunu söyledi.

Altay, "En temel hakkını kullanmak isteyen birine 'ahlaksız' diyen bir Cumhurbaşkanı, toplumun tamamının Cumhurbaşkanı olamaz. Bu toplumu kafalarda ayrıştırdıktan sonra bu toplumun bölünmesini de kimse engelleyemez. Demokrasi varsa ve işliyorsa iktidar sokaktan korkmaz ama devleti bir diktatör yönetiyorsa işte diktatör sokaktan korkar. Dünyanın her yerinde bu böyledir." dedi.

AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, yakında seçimler olduğunu ve vatandaşların eğer varsa tepkisi demokratik olarak zaten ortaya koyacağını dile getirdi.

Zengin, "Sokağa da çıkabilir, bunun da yöntemleri bellidir. Gezi'den yola çıkarak, özel bir kampanyanın parçası olarak medyada, basında sokak kışkırtıcılığı yapmak ile demokratik hakkı kullanmayı ayırt etmek gerekiyor. Biz ne sokaktan ne seçmenden ne tepkiden, hiçbirisinden kaygı duymuyoruz; tam tersine, bunları ciddiye alıyoruz ve siyasetimizi de muhataplarımızı dinleyerek yapıyoruz. Karşılığı da ortada senelerdir." diye konuştu.

Yeniden söz alan Altay, "Eğer sokak olmasaydı bugün, Allah'ım esirgesin, 15 Temmuz başarılı olurdu. 15 Temmuz'u engelleyen sokaktır, bu millettir. Sokağa iki şey için çıkılır, ya demokrasiyle ilgili bir talebiniz vardır ya ekonomiyle ilgili bir talebiniz vardır. Sokağa başka türlü zaten çıkılmaz. Elbet vandalizme, kırmaya, yakmaya, dökmeye şiddete karşıyım, bunların hiçbirini meşru saymam, yapanın kusurunu bulurum. Ancak 'Hak istiyorum, zam istemiyorum.' diye sokağa çıkana terörist yaftası yapıştırmak bu millete ve bu ülkeye yapılabilecek en büyük ihanettir ve biraz da ahlaksızlıktır." karşılığını verdi.



"1960'ta darbecileri sokağa çağırdınız"

Özlem Zengin, Altay'ın konuşması üzerine tekrar söz alarak, şunları söyledi:

"Biz sokaktan korkmuyoruz çünkü zaten sokakta siyaset yaparak buralara geldik, biz eylem yapa yapa geldik buralara, hayatımız böyle geçti. Barışçıl anlamda yapılan, hukuka uygun yapılan bütün gösteriler zaten demokrasilerde serbesttir ama siz sokağa hukuksuzluk için çağırıyorsanız işte o zaman bir sorun var demektir. 'Sokağa çıkan insanlar 15 Temmuz'da vatanı kurtardı.' Amenna. Peki, kimin davetiyle çıktılar sokağa? Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın davetiyle çıktılar.

Siz, 1960'ta darbecileri sokağa çağırdınız. O sebeple siz insanları sokakta teröre çağırıyorsunuz, Gezi'de olduğu gibi, terör yapmaya çağırıyorsunuz. Barışçıl anlamda ne yaparsanız arkasındayız, hukuken ne yaparsanız arkasındayız, seçmene dönük olarak yapılan seçim kampanyası adına her şeyin arkasındayız."

"Hak, hukuk, adalet için sokağa çıkan herkese 'terörist' diyen alçaktır, namerttir"

Altay'ın, "CHP açısından, 27 Mayıs 1960 ihtilaliyle, darbesiyle 12 Eylül 1980 darbesi, 12 Mart muhtırası ile 28 Şubat muhtırası aynıdır. 27 Nisan elektronik muhtırası da 15 Temmuz kadar adi ve alçak bir girişimdir. Sokağa terörü ve teröristi çağıran alçaktır, namerttir, şerefsizdir ama hak, hukuk, adalet için sokağa çıkan herkese 'terörist' diyen de alçaktır, namerttir." sözlerinden sonra, tartışmanın devam etmesi üzerine, TBMM Başkanvekili Levent Gök, birleşime ara verdi.

Aranın ardından Zengin, "Her birimiz Türkiye'de geriye dönük olarak bütün darbelerden rahatsızız, bütün darbeleri kınıyoruz, yanlış buluyoruz, hukuksuz sokağa çağrıları da aynı oranda haksız buluyoruz." dedi.

İYİ Parti Adana Milletvekili İsmail Koncuk, sözleşmeli öğretmen uygulamasına son verilmesi gerektiğini söyledi.

Koncuk, "Bu sözleşmelilik sistemi olduğu sürece, milli eğitim bakanlarını da Türk milli eğitimini de sürekli tartışmak zorunda kalacağız çünkü sözleşmelilik sistemi açık insan hakkı ihlalidir, hukuk ihlalidir ve hukuk devleti ilkesiyle asla bağdaşmaz." dedi.

(AA)