Google Play Store
App Store

Olağanüstü çelişkileri görmezden gelmek mümkün mü? Hakikate bu kadar duyarsız olan bir toplum nasıl ayakta kalabilir? Hakikate bu derecede bir ihanet aynı zamanda bir topluma yapılacak çok büyük bir kötülük değil midir?

Hakikat
İllüstrasyon: Kemal Gökhan Gürses

Hakan Altınay- Gezi Davası eski tutuklularından

BirGün okurları Gezi Davası’na yabancı değil. Dillendirilen talepler çoğu zaman hukuk ve adalet merkezli oluyor. 2017’den beri bu konuyu yakında izleyen birisi olarak hukuk ve adaletin çok uzak, hatta anlamsız hedefler olduğu kanısına vardım korkarım. Bana daha anlamlı, önemli gelen kerteriz hakikat. Hatırlayalım, 7 yılı aşkın süredir Silivri’de olan Osman Kavala “hükümeti cebir ve şiddet yoluyla devirmeye çalışmak”tan 1000 gündür hapiste olan Can, Çiğdem, Mine ve Tayfun da ona “yardım etmekten” içeride.

Peki, cebir ve şiddet nerede? Bu insanlardan herhangi birisinin bomba, mermi, taş attığını gören olmuş mu? Hayır! Tersine iddia makamının polisten davet ettiği tanıklar bu kişilerin hiçbir şiddet olayına karışmadığını mahkemede beyan etti ve bazılarının da gergin ortamları yatıştırmakta rol aldığını mahkemeye söyledi. Evet, doğru okuyorsunuz: Savcılık tanıkları “Şiddet yok, tersine yatıştırma var” dedi. Bir kez daha anlatayım: Cezaevindeki beş kişinin şiddete başvurduğunu, şiddeti övdüğünü, şiddeti tavsiye ettiğini söyleyen tek bir tanık yok! Gelelim suçun ikinci kısmı olan hükümeti devirmeye teşebbüs meselesine: Bunun gerçekleşmediğini, demokratik itirazın ötesine geçilmediğini, böyle bir niyet olmadığını biliyoruz. Bunun için dava dosyasına ve dönemin yetkililerinin sözlerine bakmak yeterli. Beş kişiden bazılarının bankalardan para çekmek gibi protesto önerilerine itiraz ettiği, hükümetin eylemleri sonlandırma önerilerine kamuoyu önünde destek verdiği, Avrupa’dan gelecek sert tepkileri önlemeye çalıştığı dava dosyasında belgeli. Daha önemlisi hükümet üyeleri, zamanın Cumhurbaşkanı bu olayı hükümete yönelik bir darbe girişimi olarak görmüyor! O zaman sormak lazım: Hangi darbe girişimi hangi hükümet tarafından böyle anlayışla karşılanmıştır? Hükümetin bazı üyelerinin anlayışla karşıladığı şeye nasıl darbe denebilir?

***

Bu olağanüstü çelişkileri görmezden gelmek mümkün mü? Hakikate bu kadar duyarsız olan bir toplum nasıl ayakta kalabilir? Hakikate bu derecede bir ihanet aynı zamanda bir topluma yapılacak çok büyük bir kötülük değil midir? Peki, birileri hakikati ısrarla çarpıtıyorsa önümüzde ne tür seçenekler var?

2007’de bugün, 19 Ocak’ta hayatı sona erdirilen ve bu toprakların mert insanlarının en önde gelenlerinden Hrant Dink’in yaptığını yapmak, hakikati hiçbir taktik hesaba girmeden ve dolayısıyla en hakiki şekliyle dillendirmek bana en anlamlı yol gibi geliyor. Hrant için hakikatte ısrar birlikte yaşadığı insanlarla yaren olma, yaren kalma yoluydu... Biliyorum çünkü onu tanıma, onun dostu olma onuruna eriştim. Hrant Türklerle yaşamayı bir şans, bir iyilik hali olarak gördü. Birbirimize ve hakikate duyarsız kalmamızın bir seçenek olmadığına tüm varlığıyla ama en çok da yüreğiyle inandı. Birbirimize daha az, daha hesaplı hakikat değil, daha çok daha sahici hakikat borçlu olduğumuza, en önemlisi buna da ehil ve kadir olduğumuza inandı ve bunu sonuna kadar hayata geçirdi.

***

Bugün aramızda olsaydı, “Aramızda Gezi’yi sevenler olduğu gibi sevmeyenler de olabilir. Gezi’yi sevmemek meşru ve makuldür dostlar ama Gezi’yi sevmiyorsunuz diye suçsuz beş insanı yıllardır sevdiklerinden, özgürlüklerinden mahrum etmek, mahrum olmalarına sessiz kalmak hiç birimize yakışmayacak bir onursuzluktur” derdi diye tahmin ediyorum ve sesinin en geniş şekilde duyulması için de uğraşırdı. Aynı, şairin “Senden umut kesmem kalbinde bir çınar var” dediği üzere Hrant kimseden vazgeçmedi, umudunu kesmedi.

Her konuda hemfikir olmamız mümkün de değil, iyi de olmaz. Ama neyin gerçek, neyin gerçek dışı olduğu konusunda bu kadar büyük görüş farklılığı çok zehirli ve yıkıcı. Bu ülke hepimize aitse, gerçekliği tamir etmek de hepimizin sorumluluğu. Bu tamir illa haykırmaktan değil bazen sükûnetten geçebilir. Hrant’ta mekandaş ve kaderdaş olduğu herkesle konuşma, anlaşma becerisi ve iradesi vardı. Onu tanıma, onunla birlikte yaşama ayrıcalığına sahip hepimizin de benzer bir irade ve yürek geliştirme sorumluğu olsa gerek.