Halka hesabını vermeden öldü
Helikopter kazasında ölen İran Cumhurbaşkanı Reisi ve diğer yetkililer için törenler düzenleniyor. İslam rejiminin muhalifleri ülkede binlerce kişinin katledilmesinde payı olan Reisi’nin “hesap vermeden gittiğine” dikkat çekiyor.

Dış Haberler
İran’da binlerce rejim muhalifinin öldürülmesinde büyük pay sahibi olan Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin ölümünün yankıları sürüyor.
Helikopter kazasında hayatını kaybeden Cumhurbaşkanı Reisi, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve bazı yetkililer için Tebriz kentinde cenaze töreni düzenlendi. Ülkede düzenlenmesi planlanan törenlerin ilkine sivil ve askeri yetkililerin yanı sıra İslam rejimi destekçileri katılırken cenazeler Şüheda Meydanı'ndan, Musalla Meydanı'na götürüldü. İran Kızılayı’ndan yapılan açıklamada, Reisi ve diğer yetkililerin cenazelerinin, Tahran’a gitmek üzere Tebriz’den ayrıldığı ifade edildi.
Tebriz’de cenaze namazı ve geçit töreniyle başlayan merasimler dün Kum kentinde devam ederken bugün de başkent Tahran'da cenaze töreni düzenlenecek. Reisi’nin cenazesi, yarın Meşhed kentindeki törenle defnedilecek.
SEÇİM 28 MAYIS’TA
Reisi’nin ölümü sonrası geçici Cumhurbaşkanı olarak atanan Birinci Başkan Yardımcısı Muhammed Muhbir, Anayasa’ya göre 50 gün içinde yapılması gereken cumhurbaşkanlığı seçiminin tarihini 28 Haziran olarak açıkladı. Seçimlerde aday olmak isteyenlerin 30 Mayıs-3 Haziran arasında başvuru yapması gerektiği, seçim tanıtım çalışmalarının da 12-27 Haziran arasında yürütüleceği kaydedildi.
ELİNDE KAN VARDI
Rejim yanlısı kullanıcılar sosyal medyada yas mesajları paylaşırken, muhalifler Reisi’nin 1980'li yıllarda binlerce muhalifin infaz edilmesinde ve Ahlak Polisi tarafından Mahsa Amini’nin 2022’de öldürülmesiyle patlak veren hükümet karşıtı gösterilerin kanlı bir şekilde bastırılmasında oynadığı role dikkat çekti. Bazı kullanıcılar da Reisi'nin ölümünden duydukları mutluluğu paylaştı. Sosyal medyadaki görüntülerde Reisi’nin ölümü havai fişeklerle kutlanırken rejim baskısı altındaki kadınların dans ederek kutlama yaptığı görüldü.
İran Başsavcısı Muhammed Kazım Muvahhedi Azad ise Reisi ve diğer hayatını kaybedenlere yönelik internet ortamında “hakarette” bulunanlara karşı harekete geçileceğini açıkladı.
Öte yandan insan hakları grupları ve yurt dışına kaçmak zorunda bırakılan rejim muhalifleri, Reisi’nin İslam Rejimi’nin önde gelen isimlerinden biri olarak on yıllar boyunca ülkede insanlığa karşı işlenen suçlara hesap vermediğini ve artık veremeyeceğini söyledi.
CEZASIZLIĞIN SEMBOLÜ
AFP’ye konuşan Norveç merkezli İran İnsan Hakları (IHRNGO) Direktörü Mahmud Amiry Moghaddam, “İbrahim Reisi, suçlular için yargıdaki cezasızlığın ve İslam Cuhmuriyeti’nin sistemine kök salmış olan hesap verebilirlik eksikliğinin bir sembolü” dedi. Moghaddam, “O insanlığa karşı suçlardan yargılanmalı ve kırk yıl boyunca işlediği sayısız zulümden dolayı adil bir yargılamada hesap vermeliydi” ifadelerini kullandı.
İran’daki hak ihlallerinin hesabının sorulması için çalışmalar yapan İran için Adalet grubunun kurucularından Şadi Sadr ise, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Charles Michel gibi Batılı isimlerin Reisi ve Abdullahiyan için taziye mesajı yayımlamasını kınadı. Sadr, AFP’ye verdiği demeçte “Bu tür eylemler, insan hakları ihlallerinin sayısız kurbanı tarafından bir ihanet olarak algılanıyor. İran halkı arasında uluslararası topluma yönelik hayal kırıklığını derinleştiriyor” dedi.
MİRASI ANNELERİN AHI
Şah Rejimi’nin devrilmesinde rol alan ve devrim sonrası artan baskıya karşı İslam Rejimi’ne karşı silahlı mücadeleye girişen İran Halkın Mücahitleri’nin (MEK) binlerce üyesinin 1988’de Reisi’nin 4 üyesinden biri olduğu “Ölüm Komitesi” tarafından karar verilmişti. Reisi, idam kararlarının yerinde olduğunu savunurken, kişisel sorumluluğunu kesin bir dille reddediyordu.
MEK’nin siyasi kanadı İran Ulusal Direniş Konseyi’nin lideri Maryam Rajavi ise “annelerin ve idam edilenler için adalet arayanların ahı ile İran halkı ve tarihin lanetinin, Reisi’nin mirası olduğunu” kaydetti.
İran'da devrik Şah'ın oğlu ve yurt dışındaki İran diasporasının önde gelen muhalif isimlerinden Rıza Pehlevi de, Reisi'nin ölümüne ilişkin " Ona sempati duymak, kurbanlarına ve tek üzüntüsü İslam cumhuriyetinin yıkılışını görememek ve işlediği suçlardan dolayı yargılanacak kadar uzun yaşamamış olması olan İran ulusuna hakarettir” ifadelerini kullandı.
ZULME BAHANE OLABİLİR
New York merkezli İran İnsan Hakları Merkezi İcra Direktörü Hadi Ghaemi ise, “Reisi, devlet politikalarını eleştirmeye cesaret ettikleri için insanları hapse atan, işkence eden ve öldüren bir sistemin temel direğiydi” dedi.
“Ölümü, işlediği pek çok suçun ve kendi yönetimi altında işlenen devlet zulmünün hesabını vermekten kaçmasını sağladı” diyen Ghaemi, Dini Lider Hamaney Reisi'nin ani kaybının sistemde yarattığı şoku atlatmaya çalışırken, bunun sivil toplum üzerinde yeni bir baskı riski yarattığı uyarısında bulundu. Ghaemi, “uluslararası toplumun İslam cumhuriyetinin bu anı İran halkına daha fazla baskı ve zulüm uygulamak için kullanmasına izin vermemesinin hayati önem taşıdığını” kaydetti.
∗∗∗
SUÇLUNUN ÖLÜMÜ
İran’da Şah rejiminin baskılarından sonra İslam rejiminin de korkunç yüzünün en büyük tanıklarından olan, birçok üyesi İslam rejimi tarafından hapse atılan ya da öldürülen komünist İran Halk Partisi (Tudeh), Reisi’nin ölümüne ilişkin açıklama yaptı.
İbrahim Reisi’nin “İslam Cumhuriyeti’nin ‘suçlu’ üyelerinden biri olarak son 40 yılda özgürlük savaşçılarının katledilmesinde kilit rol oynadığı” belirtilen açıklamada şunlar denildi: “Saatlerce süren sessizliğin ve şehirlere büyük çapta polis güçlerinin konuşlandırılmasının ardından İslam Rejimi, Reisi’nin öldüğünü açıkladı.
Hüseyin Ali Muntazeri’nin 2016’da ortaya çıkan açıklamaları, ‘Ölüm Komisyonu’nun 4 üyesinden biri olan Reisi ve İslam Cumhuriyeti yöneticilerinin alçak ve zalim yüzünü gün yüzüne çıkardı. Muntazeri, siyasi tutukluların infaz edilmesinin ‘işlenmiş en büyük suç olduğunu’ ve sorumluların gelecekte ‘tarihi suçlular olarak anılacağını’ söylüyor.
1988’deki katliamda, farklı inanç ve görüşlerden, siyasi gruplardan binlerce siyasi tutuklu, Hamaney ve Reisi gibi suçluların emriyle ölüm mangalarına teslim edildi. İran’ın modern tarihindeki bu katliamda Tudeh’in birçok üyesi, önde gelen yazarlar, aktivistler ve işçi hareketinden kişiler, yurtsever askerler, öğrenci ve kadın hareketinden insanlar öldürüldü.
Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları’nın eliyle 2021’de Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtulan Reisi’nin döneminde işçi sınıfının mücadelesi yoğunlaştı. ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ dahil halkın rejime karşı mücadelesi yükseldi. Barışçıl protestolara ve özgürlük mücadelesine karşı kanlı bastırma girişimleri de yoğunlaştı. Bu, ekonomik krizin kötüleştiği, benzeri görülmemiş bir enflasyonun olduğu, on milyonlarca İranlının yoksulluğa sürüklendiği, işsizliğin arttığı ve zenginle fakir arasındaki uçurumun derinleştiği bir dönem oldu. Reisi ve İslam Rejimi’nin politikaları, halkın hayatını çok daha kötü hale getirdi. Selefleri gibi Reisi hükümeti de ülkenin kötüleşen ekonomisini düzeltmekte, halkın yaşam ve çalışma koşullarını iyileştirmekte başarısız oldu. Çünkü bu hükümet de 30 yıldır sürdürülen neoliberal modeli devam ettirdi.

KORKU İÇİNDELER
1 Mart 2024’te düzenlenen İslam Parlamentosu ve Uzmanlar Meclisi seçimlerindeki boykot, hükümet verilerine göre bile eşi görülmemiş düzeydeydi. Halkın yüzde 60’ından fazlası sandığa gitmedi, milyonlarca geçersiz oy atıldı. Bazı şehirlerde geçersiz oylar seçilen temsilcilerin oylarını geçti. Bu, Ali Hamaney ve ‘atadığı’ Cumhurbaşkanı Reisi’nin rejiminin karşı karşıya kaldığı son ‘popülerlik’ sınavıydı.
İran’daki teokratik rejimin ana suç ortaklarından, Ali Hamaney’in yerini alması için İslam Rejimi’nden güçlü çevrelerce ‘yetiştirilen’ Reisi’nin ölümü, bölgedeki kritik ve tehlikeli durum da göz önüne alındığında, rejimin ülkedeki son derece kritik atmosferi kontrol alma çabalarına büyük bir darbe oldu. Hamaney’in ‘Ulusumuz endişelenmemeli, ülkenin yönetiminde herhangi bir aksama yaşanmayacak’ sözleri, rejim liderlerinin mevcut ciddi duruma yönelik endişelerine işaret ediyor.
İran halkının ve tiranlığın kurbanı olanların ailelerinin Reisi’nin ölümüne yönelik tek üzüntüsü, onun işlediği korkunç suçlardan dolayı, ‘çok da uzak olmayan bir gelecekte’ yargılanamayacak olması. Halkın çoğunluğu ve diktatörlük arasındaki derin çatlak kapatılamaz düzeyde. Halkın büyük kısmı, özellikle işçi sınıfı, temelli siyasi ve sosyal değişimler ve bu otoriter rejimin dönüşümünü istiyor. İslam Cumhuriyeti çürüyor ve zor krizlerle ve hayatta kalmak için zor seçimlerle karşı karşıya, ki bu seçimler de hayatta kalabileceğini garanti etmiyor.
Ülkenin tüm özgürlükçü güçlerinin ortak ve birleşik mücadelesini güçlendirerek mevcut diktatörlüğe son vermenin, ulusal ve demokratik bir hükümetin kurulmasının yolu açılabilir ve açılmalıdır.”


