Halkın siyaseti değiştirebilir
Yurttaşı siyaset sahnesinden dışlayan rejim, operasyonlar, komisyon tartışmaları ve Ortadoğu başlıkları etrafında muhalefeti de sürekli savunma konumunda tutarken halkın direniş örnekleri bu siyaseti bozan tek güç. Siyaset Bilimci Kömürcü, “Gündemin yüksek siyaset içerisinde tutulması iktidarın işine geliyor” derken Yılmaz, “Muhalefet sıradan insanın yaşamına dokunacak alternatif mücadele biçimini ortaya konmalı” diye konuştu.

Öncü DURMUŞ
Tek adam rejiminin muhalefete yönelik saldırılarının yanı sıra şeffaflık eleştirileriyle beraber siyasetin gündemini haftalarca meşgul eden çözüm süreci tartışmaları sürerken yurttaş, bir kez daha siyaset sahnesinde izleyici pozisyonuna doğru itilmeye başlandı.
Özellikle 19 Mart sonrası gençlik kesimlerinin başlattığı direniş dalgasının siyaset sahnesinde oynadığı etkin rol, yerini partiler arasında sıkışan tartışmalara bıraktı.
Bu koşullarda nefes almayı başaran iktidar blokunun süren saldırıları da muhalefeti savunma pozisyonuna itmeye başladı.
Bir yanıyla rejime karşı direnç gösteren muhalefetin saldırı pozisyonuna geçememesi, rejimi hâlâ oyunda tutan bir durumu yaratıyor.
Gündem belirleme üstünlüğü ise bu sayede büyük oranda Saray yönetimine geçti. Kamuoyu araştırmalarına da yansıyan bu durum, halkın rejime karşı mücadelesinde muhalefete uyarı niteliği taşırken ülkede görünmez kılınmak istenen mücadele pratikleri de muhalefete ayrı bir yol göstermeye devam ediyor.
Siyasetin üst perdede sıkışmasına karşın; yoksulluğa, düşük ücretlere, emek sömürüsüne, gericiliğe ve hak kayıplarına karşı bir araya gelen toplumun farklı kesimleri, rejime karşı mücadelenin ayaklarının nereye dayanması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.
25 Kasım’da Saray’ın yasaklarını tanımayan kadınlar, MESEM’lere karşı iktidarın karşısına dikilen gençler, ülkenin çeşitli noktalarında düzenlenen KESK eylemleri ve üretici yürüyüşleri de son dönemde rejime karşı mücadelenin temel direklerini oluşturan pratikleri ortaya koyuyor.
GÜNDEM YÜKSEK SİYASETE SIKIŞTIRILIYOR
Son dönemlerde yaşananları değerlendiren Siyaset Bilimci Derya Kömürcü, siyaset sahnesinin özellikle son zamanlarda partiler arasında ilerlemeye başladığını söyledi.
Kömürcü, “Demokratikleşme söylemleri, Anayasa tartışması, Ekrem İmamoğlu’nun aday olup olamayacağı bir yana; Öcalan’ın ziyaretine neden gidilip gidilmediği, süreci Erdoğan’ın sahiplenip sahiplenmediği gibi tartışmalar haftalardır gündemi koruyor. Yani yüksek siyaset yapılıyor” dedi.
“Oysa bugün halkın sorunlarının belirleyici olması gereken bir tablo var önümüzde. Asgari ücret tartışması başta olmak üzere siyasetin bu sorunlar etrafında gelişmesi gerekiyor” diyen Kömürcü şöyle konuştu:
“Tam bu noktada yüksek siyasetin bu kadar belirleyici olmasının bir nedeni, zaten iktidarından muhalefetine tepeden aşağı örgütlenme biçimlerinden kaynaklanıyor. Bu biçim toplumun beklentilerini tam olarak kapsamıyor. Oysa özellikle muhalefet hattının tabandan bir harekete yön vermesi gerekli. Yani parti grup toplantıları, TV ekranlarında yapılan siyaset biçiminin tabandan değişmesi gerekiyor. Gezi’de ve 19 Mart sürecinde deneyimlediğimiz gibi özellikle toplumun geniş kesimleri kriz anlarında tepkisini ortaya koyuyor. Ancak bu tepki örgütlenmediği oranda da sönümlenmeye başlıyor.
İYİ BİR DİRENÇ VAR
Bugün irili ufaklı örnekleri dışında toplumsal muhalefetin sönük olması, bütçe–asgari ücret tartışmaları arasında emek alanının bu denli sessiz olması da bu tepkinin örgütlenmemesine paralel olarak işliyor. Bu noktada rejimin saldırısı altında olan CHP’yi yekten eleştirmenin çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Zor bir mücadele yürütmeye çalışıyorlar ve yaşadıkları abluka karşısında kurumsal siyasetin sınırlarını zorlayarak ciddi bir direnç ortaya koyuyorlar.
EKSİK SİYASETİN TOPLUMSALLAŞMASI
Öte yandan bugün hâlâ birinci parti gözüküyorlar. Ancak bunun bugünkü siyasal yapıyla örtüştüğünü söylememiz mümkün değil. Yani parlamenter bir sistemdeymişiz gibi birinci parti olmak çok bir şey ifade etmiyor. Asıl nokta Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak oldu. Sonuç olarak İmamoğlu’nun adaylığının toplum nezdinde bu kadar büyük olması da aslında bu iktidarı yıkılacağı inancı ve İmamoğlu’nun radikal söylemleri ile gelişti. Bugün İmamoğlu’nun adaylığına ilişkin inanç da azalıyor. ‘Cumhurbaşkanı adayı kim olacak?’ sorusu önümüzdeki süreçte daha fazla ortaya çıkacaktır. Siyasetin toplumsallaştırılması, toplumun tepkisinin örgütlenmesi bu nedenle muhalefet için elzem bir hale gelecek.”
AŞAĞIDAN YUKARI ÖRGÜTLENME İHTİYACI
Siyasetin elitler arasına indirgenmesinin yeni bir şey olmadığını belirten Siyaset Bilimci Onur Alp Yılmaz ise muhalefetin bu alternatifi ortaya koyması gerektiğini söyledi.
Yılmaz, “Aslında ne dünyada ne Türkiye’de siyasetin sadece elitler arasına indirgenmesi yeni bir şey değil. Bugün dünyanın hiçbir yerinde 80 öncesindeki zenginliklerden bahsetmemiz mümkün değil. Bu tablo bile ülkemizdeki siyasete dair yeni alternatiflerin yaratılmasının ihtiyacını ortaya koyuyor” dedi.
Yurttaşın herhangi bir güce tehdit oluşturmadığı bir tablo olduğunu söyleyen Yılmaz, “Siyaset sahnesinde herhangi bir figür bu tehdidi doğrudan hissetmiyor.
Bugün rejime karşı mücadelede ana odak haline gelen CHP’nin dahi bu alternatif siyaset biçimine yönelmediğini söyleyebiliriz. Daha dirençli, daha mücadeleci bir siyasetin içerisindeler kuşkusuz. Ancak alternatif yaratma, toplumu aşağıdan örgütleyip bir hareket haline getirme gibi bir çizgide olduklarını söyleyemeyiz” dedi.
TOPLUMUN GÜÇ OLACAĞINI DÜŞÜNMÜYORLAR!
Yılmaz şöyle devam etti:
“Örneğin açıklanan programlarında beklentiyi çok fazla yükseltmişlerdi. Ancak ortaya konan programın detaylarına baktığımızda görebiliyoruz ki bu program toplumdan çok Batı’ya sesleniyor. Dolayısıyla önce şunu söylemek lazım: Ülkedeki siyaset kurumu toplumun bir güç olacağını düşünmüyor. Rejime karşı mücadelede en büyük eksiklik de bu yanılsamayla ortaya çıkıyor.
Toplum nezdinde, şartlara baktığımızda bir gün sonrasını düşünmek zorunda yaşayan, iktisadi çıkmazlara boğulmuş, kırılgan ve güvencesiz milyonlar bulunuyor. 19 Mart’la açığa çıkan o itiraz dalgasının bugün hâlâ canlı biçimde var olamamasının sebebi de bu. Eğer muhalefet burada bir alternatif ortaya koymaz, orayı sürekli biçimde örgütlemeye çalışmazsa o milyonların izleyici konumunda kalmasına razı olmak zorundasınız.
HEDEF DÜZEN DEĞİŞİKLİĞİ OLMALI
Programda ortaya koydukları o Batıcılık örneğinde olduğu gibi muhalefet bir düzen değişikliği önermiyor. Batı’ya seslenerek bağımlılık ilişkilerinin yeniden üretilmesini hedefliyor. Dolayısıyla iktidarı doğrudan halkın gücüyle değil, dışarıdan müdahalelerle alma eğilimi daha ağır basıyor. Yaratılan bu boşluğu da rejim her fırsatta daha iyi dolduruyor.
Toplum ne kadar aktifleşirse müesses nizam için tehdit oluşturacağını bilen siyasetçiler de tercihini buradan yana kullanıyor.
SIRADAN İNSANLAR DEĞİŞTİREBİLİR
Tam da bu noktada muhalefete düşen, toplumun bu reaksiyonunu kavramak; parti sınırlarını aşan, mahallelere ulaşan, rejime karşı mücadelede öne çıkan toplumsal kesimleri kapsayan, sıradan insanların gündelik yaşam biçimlerine dokunabilen alternatif mücadele biçimlerini ortaya koymaktır.
Ezberlenmiş siyasi kalıpların terk edilmesi de bunun bir ayağı olarak karşımıza çıkıyor. IMF’nin bu kadar güç kaybetmiş bir iktidara hâlâ onay vermesi, CDS risk priminin düşürülmesi bile “Hukuk yoksa yatırım yok” kalıbını yerle yeksan ediyor. Tüm bunlar, Trump’ın Ortadoğu’da Erdoğan’a duyduğu ihtiyaçtan bağımsız değil. İçeride güçsüz, dışarıda daha bağımlı bir iktidar, doğal olarak Trump’ın daha fazla tercih edeceği bir tablo yaratıyor.
Dolayısıyla mesele, sıradan vatandaşın neyi değiştirebileceğini göstermekte. Toplumu aktörleştirmeye zorlayan bir perspektife ihtiyaç var. Rejimin hamlelerine karşı da bu perspektif ortaya konulmalı. Yani toplumda bu kadar anti-Amerikancı bir damar gelişmişken emperyalizme dayanan rejime karşı bir birliktelik kuramamak, Erdoğan–Bahçeli–Öcalan figürleri üzerinden gelişen elitler barışına karşı Türk–Kürt ittifakını oluşturamamak, saltanata karşı Cumhuriyetçi bir direniş hattı örgütlememek gibi zeminlerin önemi artık kavranmalı.”
BİRLEŞİK BİR EMEKLİ HAREKETİ
Geçtiğimiz hafta Yurttaş Birlikteliği’nin çağrısı ile düzenlenen emekli mitinginde bir araya gelen binler, rejime karşı mücadelede halkın siyaset sahnesinde yer alması gerektiğinin son örneklerinden birini oluşturdu.
Binlerce yurttaşın katılımıyla gerçekleşen ve partileri aşan bir pratikle örgütlenen mitingi değerlendiren Tüm Emeklilerin Sendikası Genel Başkanı Zeynel Abidin Ergen, 15 Ekim’den itibaren ülke genelinde 100 civarında yürüyüş, halk kürsüsü ve basın açıklaması gerçekleştirdiklerini vurguladı.
Ergen, “‘Emeklilerin ve Emekçilerin Bütçe Hakkı’ mitingi ile sadece ekonomik taleplerimizi değil, rejime karşı demokratik bir ülke mücadelesinin önemini ortaya koyduk” dedi.
Mitingin oldukça coşkulu ve kitlesel geçtiğini belirten Ergen, tüm muhalefet güçlerinin mitinge desteğinin önemli olduğunu söyledi. Mitingin ana çağrısının birleşik bir emekli sendikası yaratmak olduğunu aktaran Ergen, bundan sonraki çalışmalarının da bu yönde şekilleneceğini ifade etti.
“Bizler demokrasi, adalet ve laiklik mücadelesini yükseltenleriz. Bu mücadeleyi ancak hep birlikte kazanabiliriz” diyen Ergen, 14 Aralık Pazar günü KESK ve DİSK ile birlikte Antalya’da “Geçinemiyoruz! Halk İçin Bütçe, Demokratik Türkiye” mitingini düzenleyeceklerini belirtti. Bölgesel mitinglerle seslerini yükseltmeye devam edeceklerini söyleyen Ergen, emeklilerin önümüzdeki günlerde daha da görünür olacağını ifade etti.
EMEĞİN İSYANINI BÜYÜT
Ülkenin birçok bölgesinde üretici yürüyüşleri gerçekleştiren SOL Parti, Aralık ayı boyunca “Emek Yürüyüşleri”ne katılım çağrısında bulundu. Parti tarafından yapılan açıklamada, “Bu sömürü düzeni öldürüyor; yaşamak için yürüyoruz. Yoksulu ezen, zengini büyüten bu düzene karşı emeğin isyanını büyütüyoruz” denildi.
Açıklanan program şöyle:
13 Aralık Cumartesi, 13.00 – Mersin (Forum AVM yanı)
14 Aralık Pazar, 13.00 – Antalya (Aydın Kanza Parkı)
21 Aralık Pazar, 14.00 – Kocaeli (İzmit Belediye İş Hanı önü)


