birgün

27° AÇIK

SİYASET 12.04.2020 07:26

Halkın, ülkenin canına okudunuz!

Baskı ve zorla yönetmeye alışkın Saray iktidarının, iş halkın güvenliği ve sağlığı olunca ne kadar başarısız olduğu ortaya çıktı. Cuma gecesi yaşananlar sadece başarısızlıkla açıklanamaz. İktidarın, yurttaşın hayatını nasıl tehlikeye atabileceğini göstermesi açısından da ibretlik bir örnektir

Halkın, ülkenin canına okudunuz!

POLİTİKA SERVİSİ

İlk koronavirüs vakasının Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca tarafından açıklanmasının üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Bu bir aylık süre içerisinde Saray hükümeti onlarca karar aldı. Hepsi, “müjde ve sonuç alıcı” olduğu iddia edilen bu kararların bir kısmını uygulamadı, bir kısmını kendileri rafa kaldırdı, diğer bölümünü de hayat eksik geçirdi. Tüm bunlar her şeye rağmen başarısız bir iktidar ve yönetme örneği olarak değerlendirilebilir, eleştiri bu noktada tutulabilirdi. Ama Cuma gecesi yaşananlar her şeyin ötesinde.

ÖLÜMCÜL HATA

Önceki gece yaşananlar ise tüm bunlarla kıyaslanamayacak kadar büyük bir fiyaskoydu. Yapılan hata salgının daha da büyümesi ölümlerin artmasına yol açabilir nitelikte. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıkladığı rakamlara göre 40 dakikada 250 bin kişi sokağa çıktı. Bu bile çok büyük rakam. Ama haber ajanslarından gelen görüntüler ve haberler durumun çok daha vahim olduğu noktasında. Türkiye’nin tüm büyük kentlerinde binlerce insan büyük kalabalıklar oluşturarak marketler ve sabit pazarlara koştular. Gerçek rakamın Bakanın açıkladığının en az üç katı olduğu noktasında bilgiler var. Bilim insanlarının ortak görüşü 2 saatlik görüntünün kent izolasyonu dahil bir aydır uygulanan önlemleri çöpe atabileceği noktasında.

Tek adam bir karar aldı ve uygulandı. Salgının etkisini en az bir ay daha ileriye taşıyacak bir karar. Umalım ki etkisi sadece bu kadarla kalsın ölümlere neden olmasın.


2 BİN 736 kİŞİYE İŞLEM YAPILDI

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada 2 bin 736 kişiye sokağa çıkma yasağını ihlal ettikleri için adli veya idari işlem yapıldığı belirtildi.
Açıklamada “31 ilimizde toplam 63 milyon 640 bin vatandaşımızın neredeyse tamamı sokağa çıkma yasağı kapsamında evlerinde kalarak alınan karara yüksek bir oranda uyum sağlamıştır. Ancak bazı illerimizde az sayıda da olsa alınan kararlara uymayan vatandaşlarımıza Umumi Hıfzıssıhha ve TCK’nın ilgili kanun maddeleri kapsamında adli ve idari işlem uygulanmıştır. Bu kapsamda sokağa çıkma yasağı başladığı andan itibaren bu kuralı ihlal eden 2 bin 756 kişiye adli/idari işlem gerçekleştirilmiştir” dendi.

SOYLU TOPU ERDOĞAN’A ATTI

Cuma gecesi yasak öncesi binlerce kişinin sokaklara çıkıp marketlere ve seyyar satıcılara hücum etmesi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından “abartılacak bir durum değil” değerlendirmesiyle karşılandı. Yasağı uygulama saatinden 150 dakika önce duyurup 90 dakika kala ayrıntıları ancak açıklayabilen Soylu durumu “Erken saatte yasağı açıklasaydık, marketlere akın olurdu” diyerek savunmaya kalktı.

Süleyman Soylu’nun cuma gecesi özel bir televizyon kanalında ekrana yansıyan yüz hatları ve ses tonu kendisinin de hiç rahat olmadığını gösteriyordu. Bakan Soylu’nun çok uzun olmayan konuşma boyunca tam dört kez “Sokağa çıkma yasağı Cumhurbaşkanımızın talimatıyla gerçekleşti” demesi kendine olan güvensizliği de gösteriyor.

Anlaşılan o ki yasaktan Saray erkanı dışında kimsenin haberi yoktu. Saat 20.30 civarı Sağlık Bakanı ekranlarda bu konuya dair tek kelime etmediği gibi “her şey yolunda” demişti. Bir saatte ne değişti. Soylu’nun da çok fazla haberi yoktu. Çünkü açıklamadan bir saat sonra ancak bir genelge yollayabildi. Erdoğan bir kez daha bir karar aldı ve uygulattı. Pimi çekilmiş bombayı elinde bulan Soylu’nun sürekli Erdoğan’ı işaret etmesi de bundan. Bakalım bu hamle kendisini kurtarmaya yetecek mi?

***

Krizi yönetecek düzenek yok

halkin-ulkenin-canina-okudunuz-715114-1.

SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen

İki saat öncesinden ilan edilen sokağa çıkma yasağı doğal olarak panik yarattı. İnsanlar acil ihtiyaçları için kendini sokağa attı. Tedbir adı altında büyük bir risk ortamı oluşturuldu. Uzun kuyruklara bakılarak kimileri sokağa çıkan insanları da eleştirdi. Ama bir sorumlu aranacaksa o da plansız, halkı doğru ve zamanında bilgilendirmeden bu adımı atan iktidardan başkası değil.

Salgının en başından bu yana devam eden bir durum bu. Yönetemiyorlar, idare etmeye çalışıyorlar. Böyle bir krizi yönetecek bir kurumsal demokratik düzenek, işleyiş ve akıldan söz etmek artık mümkün değil. Buna elbette ekonomik çöküntüyü de eklemek gerekir. Sokağa çıkma yasağı pek çok ülkede sosyal bir destekle birlikte uygulanıyor. Ancak bu ekonomik, idari ve kurumsal bir kapasiteyi de gerekli kılıyor ki bugün yaşadıklarımız iktidarın bundan ne kadar uzak olduğunu da ortaya koyuyor.

Şimdi, hafta sonu için 2 günlük bir yasaktan söz ediyoruz, Pazartesi milyonlarca emekçi işe gitmek zorunda. O zaman insanların bu virüs sadece hafta sonu mu yayılıyor diye sorması kadar haklı bir soru yok.

Bir tür fiili “sürü bağışıklığı” yöntemi uygulanıyor bile diyebiliriz. Tercih olarak değil belki ama yönetim krizi buraya sürüklüyor ülkeyi. Bugün yapılması gereken şey çok açık şekilde milyonlarca emekçinin evde kalmasını sağlayacak ücretli izin düzenlemesinin yapılmasıdır. Geçtiğimiz hafta BirGün’de Aziz Çelik sormuştu, bugün neden buzdolabı üretmek ya da maden çıkarmak zorundayız? Bunun yanıtı iktidarın salgın karşısındaki konumunu da ortaya koyuyor, çünkü emekçilerin ölümü pahasına şirketlerin kasaları dolmaya devam etsin istiyorlar!

***

Bu anlayışla mücadele edilemez

halkin-ulkenin-canina-okudunuz-715119-1.

Emin Koramaz TMMOB Başkanı

Salgının nasıl geliştiği ve salgınla mücadele için ne gibi önlemlerin alınacağı aylardan beri tartışılıyor. Sokağa çıkma yasağı uygulamasının da bu önlemlerden biri olduğu biliniyor. Dünyanın farklı bölgelerinde pek çok ülke çeşitli biçimlerde bu yasakları ve karantina uygulamalarını hayata geçirdi. Hiçbir ülkede cuma akşamı yaşadığımıza benzer manzaraları görmedik. 31 ili kapsayan sokağa çıkma yasağının ilan edilişi ve sonrasında yaşananlar siyasi iktidarın bu süreci ne kadar hazırlıksız ve öngörüsüz götürdüğünün kanıtı oldu.

Ülkemizde ne yazık ki afetler ve risk yönetimi konusunda büyük bir hazırlıksızlık söz konusu. Yaşadığımız her olağanüstü durum, tüm ülkeyi felce uğratan, felaketin boyutlarını artıran bir noktaya sıçratıyor. Bunun benzer örneklerini daha önce yaşadığımız doğal afetler sonrasında da görmüştük.
Bilim insanlarının, uzmanların, ilgili meslek örgütlerinin görüşlerinin göz ardı edildiği her alanda buna benzer manzaralarla karşılaşıyoruz. Siyasi iktidar en başından itibaren yerel yönetimleri, ilgili meslek kuruluşlarını, emek örgütlerini sürecin dışında tutarak salgınla mücadeleyi bir politik rant aracına dönüştürmeye çalışıyor. Cuma gece yarısı milyonlarca insanı sokaklara düşüren, haftalardır alınan tedbirleri birkaç saat içerisinde boşa çıkaran bu anlayışla, salgına karşı mücadele etmek mümkün değildir.

***

En baştan krize işaret ettik

halkin-ulkenin-canina-okudunuz-715115-1.

CHP Bilim Platformu’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Prof. Dr. Fethi Açıkel:

Salgınla mücadele için yaygın bir sokağa çıkma yasağının gerekli olduğuna uzmanlar krizin en başından itibaren işaret ediyordu. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu ���Evde Tut” çağrısıyla bunu defalarca dile getirmiş ve iktidara çağrı yapmıştı.

Önceki akşam iktidarın gece yarısına yakın duyurduğu sokağa çıkma yasağı kararı, alelacele ve öngörüden uzak bir biçimde kararlar aldığını ve daha da kötüsü uzmanların öngörüleriyle ve devlet aklıyla bağdaşmayan bir savrukluk ve başıbozukluk göstergesidir. Bu kısa fakat ciddi kriz, iktidarın “ben yaptım, oldu” anlayışıyla Türkiye’yi ve yurttaşları bir halk sağlığı krizi kadar, bir yönetim krizinin de içine soktuğunu göstermektedir. Halk sağlığını riske atarcasına psikologlara ve uzmanlara başvurmadan, panik yaratacak şekilde kaprisli ve plansız biçimde alınan bu karar, aslında iktidarın içine düştüğü bir yönetememe paniğinin yansımasıdır. Tavsiyelerinin çoğu kulak arkası edilen ya da geç uygulamaya konulan Bilim Kurulu’nun bu konuda etkin biçimde dinlenmesinin ne kadar yaşamsal olduğu bir kez daha görülmüştür.

Saray’ın gayri etik bir biçimde, CHP’li belediye başkanlarını haberdar etmemesi, en temel ihtiyaçların temin edilmesine imkân tanımaması ciddi bir yönetim kriz ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Devlet yönetiminde maalesef kapris, inat ve keyfilik egemendir. Karantina uygulamalarındaki savruklukta, Umre sonrası çıkan kaosta, maske dağıtımında ve sokağa çıkma yasağı kararında bu açıkça ortaya çıkmıştır. Ama zaman bunları söyleme zamanı değil, halkımızın sağlığını, aşını ve işini koruma zamanıdır.

Bu yaşanan kriz, Türkiye’nin yönetilemediğini, savrulduğunu ve maalesef dibe sürüklendiğini gösteren önemli bir dönüm noktasıdır. Milletimiz bu krizi ancak akıl ve bilimle ve çağdışı bir kaprisli ve keyfi yönetim anlayışından da kurtularak aşacaktır.

***

Sürü bağışıklığını istiyor gibiler

halkin-ulkenin-canina-okudunuz-715120-1.

TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi, HDP Milletvekili Doktor Habip Eksik:

Önceki gün yaşanan olay kasten miydi yoksa beceriksizlikten miydi bilemiyorum ama akıl dışı olduğunu söyleyebilirim. Tam bir ay boyunca ‘izolasyon’ dediler, insanların evden çıkmamasını istediler ve enfeksiyonun bir nebze olsun hastanelerin sistemini felç etmemesine yardımcı oldular. Ancak bunu bir tane bakan berbat etti. Bu acemilik ve dahası saçmalıktır. Sokaklarda mesafe kavramı kayboldu. Adeta bir karnaval havası yaşandı. Bu iki saat bize minimum bir ay kaybettirdi. İki ayda kontrol edebilecekken artık üç dört aydan önce kontrol altına alamazlar. Bu iktidarın kriz yönetimi ancak bu kadar olabilir. On binlerce insan dün gece enfekte oldu. Onlar eve gittiğinde bir o kadar insan daha enfekte oldu. Virüsün yayılımına yardımcı oldular. Sürü bağışıklığını savunanların yapacağı bir şey bu, sanki bunu istiyor gibiydiler. Bir doktor olarak hala şoktayım. Bu ülkenin insanlarına çok üzülüyorum.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız