Google Play Store
App Store

“Hamas’ın yeni siyaset belgesi, kuruluşundan bu yana Müslüman Kardeşler ve onun dallarına (Hamas da dahil) damgasını vuran ‘pragmatik entelektüel-politik ekolün’ açık bir göstergesidir

Hamas’ın hamlesi, siyasal İslam’ın klasik takiyesidir

MELTEM YILMAZ @meltemmmylmz

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Ürdün Temsilcisi, Ürdün Halk Birliği Partisi Genel Sekreteri İssam Khawaja, Hamas’ın yayımladığı yeni siyaset belgesinden İsrail cezaevlerindeki Filistinli tutukluların açlık grevine, Filistin sorunundan İsrail'in yayılmacı politikalarına bölgede yaşanan gelişmelere dair BirGün’ün sorularını yanıtladı.

»Son gelişmeyle başlayalım. Leyla Halid de İsrail cezaevlerindeki Filistinli tutuklulara destek amacıyla açlık grevine başladı. Grevin amacı nedir?
Leyla Halid’in de katıldığı açlık grevi, Filistin’in Siyonist İsrail işgalinden kurtarılmasında öncülük edenlerin kılavuz olduğu, kahraman Filistin halkının direnişi ve mücadelesinin bir tecellisidir. Siyonistlerin hapishanelerinde tutsak edilen Filistinliler, insanlıktan uzak koşullar altında yaşamakta ve hakları sürekli olarak ihlal edilmektedir. İşte, İsrail hapishanelerinde 1500’ün üzerinde Filistinli tutsağın başlattığı açlık grevinin amacı da bu yöndedir. Zira Filistinli tutsakların, aileleriyle iki ayda bir düzenli olarak ve fiziksel bariyer olmaksızın 90 dakika görüşme yapmaları gerekirken, uygulamada sadece ayda 45 dakikalık bir telefon görüşmesine izin verilmekte ve tutsak ile ailesi arasında hiçbir ten temasına izin verilmemektedir.

»Başka nedenleri var mı?
Açlık grevinin diğer nedenleri ise şunlar: 16 yaş altı çocukların mahkûm edilen ebeveynlerini ziyaret edebilmesi için izin, düzenli tıbbi yardım ve gerekli tıbbi tedavi, kronik ve ağır hastalıklara sahip mahkûmların affedilmesi ve tıbbi tedavi masraflarının mahkûma yüklenmemesi, işgal güçlerinin görüşme günü farklı hapishanelere gelen mahkûm ailelerine uyguladığı tüm cezalandırıcı önlemlerin ortadan kaldırılması, kitap, gazete, giysi ve diğer gerekliliklerin görüşme sırasında girişine izin verilmesi, “hücre hapsi” ve “idari tutsak” (herhangi bir haklı neden ya da yargısal süreç olmaksızın Siyonist ordu istihbaratının talebi üzerine Filistinlilerinin 6 ay ile uzun yıllar arasındaki sürelerle hiçbir suçlama ya da yargı süreci olmaksızın uzun süreli hapsedilmesi) uygulamalarının sonlandırılması ve Siyonist - İsrail hapishane yetkililerinin Filistinli mahkûmlara karşı bir şantaj unsuru olarak durdurduğu lisans ve üniversite çalışmalarının devam ettirilmesine izin verilmesi.

FKÖ’nün liderliği engellendi
»Filistin Kurtuluş Örgütü’nün bugün gelinen noktada Filistin halkının mücadelesindeki rolünü nasıl anlatırsınız?

FKÖ ve Mahmud Abbas tarafından yönetilen Filistin yönetimi arasında ayrım yapmalıyız, zira kahraman Filistin halkının gerçek mücadelesi sürecinde FKÖ’nün lider rol oynaması engellenmiştir. Yerini boyun eğdirilmiş ve işgalin bir kuklası haline gelmiş Filistin Yönetimi alarak sözde “güvenlik işbirliği” yoluyla İsrail işgal istihbarat birimlerine Filistin direniş militanları hakkındaki tüm bilgiler verilmiştir. Dahası, Filistin Yönetimi’nin güvenlik güçlerinin “güvenlik kontrolü” altındaki Batı Şeria şehirleri ve topluluklarında işgal güçlerine karşı en küçük halk direnişini bastırması, İsrailli işgal güçlerinin ön cephedeki koruyucusu ve garantörü haline gelmesi sağlamıştır.
Olması gereken Filistin Yönetimi’nin FKÖ teşekkül ve kararlarına bağlılığı ve itaatidir, ancak ne yazık ki Filistin Yönetimi, İsrail işgal güçlerine hiçbir şekilde tabi olunmamasını talep eden FKÖ teşekkülünün tüm kararlarını ihlal etmektedir. Son ihlal, FKÖ Filistin Ulusal Konseyi’nin onaylamış olduğu “İsrail işgal güçleri ile güvenlik işbirliğinin derhal sonlandırılması” gereği ve Mahmud Abbas’ın bu karara aykırı olarak yapmış olduğu güvenlik işbirliğinin “ihlal edilemez” olduğu doğrultusundaki açıklaması olmuştur.

»Filistin Kurtuluş Örgütü’nün bölgedeki ve Türkiye’deki devrimci güçlerden beklentileri nelerdir?
Türkiye’deki devrimci grupların, Filistin halkının haklarının korunmasına, özgürlüğüne ve ulusal mücadelesine destek verdiği tarihi mirasa bakıldığında, sadece Filistin halkı için değil, aynı zamanda dünya genelindeki devrimci güçler ve ezilmiş halklar için ne kadar hayati önem taşıdığı ortada. Türkiye’deki devrimci gruplarının bu geleneksel desteğinin devamı ve artmasını bekliyoruz. Kapitalist ezici modelin kontrolü altında olmayan yeni bir dünya inşa etmek için, adalet ve özgürlük için uluslararası birlik ve evrendeki tüm halkların özerkliği esastır. Aynı zamanda, biz de, Türk halkının mücadelesini; özgürlük, sosyal adalet ve sosyal dönüşümü amaçlayan devrimci örgütlerini destekliyoruz.

Hamas ‘stratejik’ hesaplar yaptı
»Hamas geçen hafta yeni siyaset belgesini açıkladı. Belgede, 1967 sınırları içinde bir Filistin devletinin ilk defa kabul edilmesi başta olmak üzere, çok önemli başlıklar yer alıyor. Belgeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hamas’ın yeni siyaset belgesi örgütün vizyonu ve politik söylemini yeniden düzenlemeyi ve kendisine yeniden hareket alanı açmayı amaçlamaktadır. Bu belge, temelinde örgütün kuruluşundan kısa süre sonra yayımladığı 1988 Bildirgesi’nin yeniden düzenlenmesinden öteye geçmiyor. Otuz sene boyunca yürürlükte kalmış olan bildirgedeki değişiklikleri yansıtan, Hamas’ın “Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi ve bir İslam direniş gücü” haline gelmek olan amacını yeniden tanımlayan yeni bir bildirge ile karşı karşıyayız. Bu belgede Müslüman Kardeşler ile herhangi bir bağlantıya atıfta bulunmaktan bilinçli bir şekilde kaçınılmıştır, “Cihad” terimi yerine “direniş” terimi tercih edilmiş. Ayrıca belgede “gerginlik artışı veya uzlaşma veya sonlanma” bakımından “Direniş” yönteminin benimsenmesi, Hamas içindekiler de dahil olmak üzere özellikle son on yıl içerisinde davadan dönmüş olan farklı ve değişken ittifaklara karşı tavrını da belirliyor. Bu yönüyle belge, Hamas tarafından bölgedeki gelişmeler açısından net politik hesaplar ve yeni dengeler için stratejik politikaların benimsendiğini gösteriyor.

»Öyleyse bu belge siyasal İslamcı örgütlerin klasik takiye ve pragmatizminin bir yansıması...
Evet, Filistin’de İntifada’nın 1987’de başlamasından kısa süre sonra Hamas’ın kuruluşundan bu yana, hareketteki kurum içi ve politik değişimleri gözler önüne seren Hamas’ın yeni siyaset belgesi, kuruluşundan bu yana Müslüman Kardeşler ve onun dallarına (Hamas da dahil) damgasını vuran “pragmatik entelektüel-politik ekolün” açık bir göstergesidir.

»Peki, Hamas’ı stratejik politikalarını düzenlemeye ve değiştirmeye iten iç ve dış dinamikler nelerdir?
Başta otuz yıllık deneyim, Siyonist işgaline direnişteki sorumluluk ve katılım ile Filistin Kurtuluş Örgütü içerisindeki Filistin güçleri ve gruplaşmalarından ayrı olarak çalışma durumları olmak üzere birçok faktör, Hamas’ın yeni siyaset belgesine katkıda bulunmuştur. Hamas, Filistin intifadasının (1987 İntifadası) “Birleşmiş Ulusal Ayaklanma Liderliği” ile işbirliği yapmaksızın, ancak İntifada’nın Birleşmiş Ulusal Ayaklanma Liderliği’ne paralel olarak hareket ederek çalışma eğilimindedir. Bunca yıl, bunca lider, bunca kadro ve yapıya rağmen hareketin perspektifi sadece dini fikir savunuculuğu çerçevesinde gelişmiş ve Hamas’ın kazanan taraf olarak çıktığı ve başlıca rakibi El Fetih’i muhalefete ittirerek yeni Filistin Hükümet başkanlığının yolunu açan Filistin Yasama Konseyi seçimlerine (2006) kadar politik ya da diğer hususlarda FKÖ hizipleriyle işbirliği ve ortak teşebbüs içerisinde olmaya zorlanmıştır.

Hamas’ın muhalefete karşı koyması ve gücü deneyimlemesinden yayılan bu sinyaller onların tavır ve kararlarını büyük ölçüde etkilemiştir ve 2007’de Gazze’nin kontrolünü tamamen ele geçirdiği zaman nasıl terk etmediyse, gücü terk etme fikri (Gazze’nin İsrail kuşatması altında dahi) Hamas yönetiminin yaptığı hesaplamalarda artık kabul edilebilir değildir.

Hamas’ın yaşadığı en önemli tarihi değişikliklerden biri olan ve ne pahasına olursa olsun Gazze’nin yönetimi için tüm taahhütlere uyum sağlama kararlılığının çıkış noktası olan bu vakanın üzerinden on sene geçti. Bu kararlılık, aracılar Türkiye ve Katar ve özellikle de bölgesel ve uluslararası taraflara Gazze Şeridi’ni kontrol edebilen ve ateşkesin Filistin tarafındaki garantörü olan parti olarak sinyaller ve politik mesajlar gönderilmesi yoluyla “İsrail” ile pazarlıklar ve uzlaşma yoluna gitmeyi de kapsamaktadır.

Katar’ın rolü
»Bu belgenin Katar’da açıklanmış olmasının özel bir anlamı var mı?

Elbette, Hamas yönetiminin politik belgesini Katar’dan yayımlamış olması ilginçtir ve birçok soru işareti uyandırmaktadır, yerin sembolizmi bir formalite değildir ancak kararın mekanizmaları ve beklentilerinin merkezini yansıtmaktadır. Belgenin içeriği, zamanlaması ve hedeflerinin ardındaki nedenlerini yansıtan güçlü bir göstergedir. Politik belgenin Doha’dan yayımlanması onu “Doha belgesine” dönüştürmüştür ve bize göre bir “antlaşma belgesi” ve belki de ilk başta aracılar yoluyla “İsrail ve Birleşik Devletler” ile pazarlıklara katılmaya bir hazırlık olması muhtemeldir. Bu bir uzlaşma belgesidir ve bir direniş belgesi değildir. Bu belgeye dair görüşümüz son olarak şu şekildedir: Bu belgenin başlıca amacı Hamas'ın yeni stratejik programının temelinin kabul edilmesidir: “Filistin Devletinin 1967 sınırlarının” kabul edilmesi Hamas’ın pazarlık sürecine dahil olmasının yolunu açacaktır ve bize göre bu Katar ve mevcut Türk yönetiminin global Müslüman Kardeşler düzeninde olduğu gibi Hamas’ın liderliğindeki Siyonist-Arap çatışması hakkındaki politik kararlarındaki rolü ve etkisini yeniden teyit etmektedir.

»Hamas’ın yeni siyaset belgesini hazırlamasında hangi ülkeler ve gruplar etkili oldu? Türkiye’nin etkisi var mı?
Hamas’ın geçirmiş olduğu değişimi etkileyen bölgesel faktörlerin yanı sıra, Türkiye ve Katar ile ilişkiler ve çıkarlar ağını güçlendirmesi dolayısıyla ittifaklarını değiştirmesinden görüldüğü üzere, her iki hükümetin de Siyonist işgal devleti “İsrail” ile politik ve ekonomik ilişkilerinin yanı sıra, askeri güvenlik bağlantıları bulunmaktadır.

Hamas’ın politik liderleri açık bir şekilde sözde “Suriye devrimine” ve Suriye’nin Fransız İşgali sırasındaki bayrağını temsil eden bayrağı taşıyan Khaled Mashal’a destek vermiştir. Hamas Gazze’de Ocak 2012’de gerçekleştirilen kuruluş yıl dönümünde Suriye'nin birden fazla bölgesindeki silahlı grupların kadro ve üye desteğini kısmen sağlamış, bunun sonucunda, direnişçi bir Filistin partisi olarak Hamas liderlerine kapılarını açan tek Arap ülkesi olan Suriye’den çekilmiştir.

Yukarıda söylenenlerin Global Müslüman Kardeşler Örgütünün Türkiye kanadı olan, iktidardaki "Adalet ve Kalkınma" partisinin birleştirici niteliği ve Kardeşlerin önemli Arap destekçisi ve Kardeşler’in sembolleri ve liderlerinin birçoğu için bir sığınak olan Katar ile yakın ilişkiler göz önünde bulundurulmadan anlaşılamayacağı şüphesizdir. Hamas yönetiminin tutumunun, Katar ve Türkiye’nin Suriye tutumu ile örtüşmesi Hamas ve bu partiler arasındaki çıkarlar ağını genişletmiştir.

ABD ile yakınlaşma adımları sır değil
»Eğer süreç böyle devam ederse, Hamas ve ABD arasında temas mümkün görünüyor mu?

Hamas’ın duruşundaki bu değişikliklerin arka planında, geçtiğimiz on yıl içerisinde Amerika ile yakınlaşma adımlarının artık bir sır olmaması ve sadece Suriye dosyasına ilişkin olarak değil, aynı zamanda bölgedeki tüm dosyalarla ilgili olarak Müslüman Kardeşler ile işbirliği ve koordinasyon düzeyini artırmanın en büyük destekçisi olan Hillary Clinton’ın başkanlık seçimlerini kaybetmesinden sonra, yakın zamanda azalan desteğin belgeleri ve sertifikaları göz ardı edilmemelidir.

Hamas'ın Gazze Şeridi için tek Arap kapısı olan Mısır Devleti ile ilişkilerini gözden geçirmesi gerekliliği ile ilgili yeni siyaset belgesi, Hamas'ın söylemindeki değişimleri anlamakta göz ardı edilemez ve Hamas belgesinde "Filistin Devletinin 1967 sınırlarının" tanınması konusunun uzlaşmanın temeli olarak belirtilmesini görmek ilginçtir. Siyonist projenin sömürgeci doğasını ve günümüze kadar tarihi Filistin'in %92'den daha fazlası üzerinde mutlak kontrol sağlamış olan bu işgalin Filistin topraklarının %100'ü üzerinde tam kontrol sağlamak için açık planlara sahip olduğunu gözler önüne seren tarihsel olaylar ışığında “iki Devlet çözümü” alternatifi gerçeklik kazanmaktadır. Çünkü topraklar üzerinde koşan her şey sadece Siyonist-İsrail İşgali ve onun emperyalist destekçileri ile çatışmaları alevlendirecek ve 100 yıl önce İngiliz işgal güçleri tarafından Balfour vaatlerinin ilan edildiği günlere geri dönülecektir.