Hayaller soğanın cücüğü
YALÇIN KARATEPE YALÇIN KARATEPE

Soğan altı aydır ülke gündeminde önemli yer tutmaktadır. Birkaç ay önce fiyatı dolar kurundan daha hızlı hareket ediyordu. Sonra menemen soğanlı mı soğansız mı olur tartışması yaşandı ve bu konuda ülke ikiye bölündü. Şimdi fiyatların yükselmesiyle birlikte soğan yeniden iktidarın hedefinde.

Pazar fiyatının beş lirayı aşmasıyla birlikte hükümet “acil müdahalede” bulundu ve Polatlı gibi soğan üretim merkezlerindeki depoları “bastı”. Depolarda soğan olmasına şaşırdılar. Yılda bir kez üretilen fakat on iki ay boyunca tüketilen bir tarım ürünün depolarda tutuluyor olması, soğan fiyat artışının nedeni olarak yaygın medya aracılığıyla halka anlatılıyor. Bu konuda da sorumluluğu “açgözlü” tacirlere yıkmayı başarırlarsa iktidar açısından sorun kalmaz. Ancak eğer hedefledikleri algının oluşmadığını düşünürlerse, sanırım yakında soğansız yemek tariflerini çok sık duymaya başlarız.

İktidar kabullenmediği ancak ülkede yaşayan herkesin derinden hissettiği ekonomik kriz ile mücadelenin “çözümünü” algı yönetimde görüyor. Sorunları yok saymak onların ortadan kalmasına yol açmıyor. Bariz şekilde içinde bulunduğumuz ekonomik sorunları çözme beceresini gösteremedikleri için verilerin farklılaşmasını sağlayarak, vatandaşın algısını yöneterek yaklaşan yerel seçimlere kadar “durumu idare etmeye” çalışıyorlar.

Tıpkı fiyatını “düşürmek için” soğan depolarına yaptıkları “baskınlarda” olduğu gibi, diğer göstergeleri de olduğundan farklı gösterme çabası içindeler.

Kredi faizleri düştü mü?
Piyasada konuşulanlardan anlıyoruz ki iktidar faiz oranlarını “rica ederek” düşürmeye çalışıyor.

Artan enflasyon ve risk primleri nedeniyle bankaların kullandırdıkları farklı türlerdeki kredilere uyguladıkları faiz oranları da yükseldi. Ancak yüksek faizden “rahatsız olan” hükümet faizlerin bu seviyesini düşük göstermek için yeni bir uygulama başlatmış. Artık bankaların uyguladığı faizlerin bir üst sınırı var. Kredi faiz oranlarının yıllık %33’ün üzerinde olmaması bankalardan “rica edilmiş”. Kredi kullandığınız zaman bankalar bu faiz limitlerine uyuyorlar. Her ne kadar faizler rica edilerek sınırlanmış olsa da bu “rica” kredi kullananların toplam faiz maliyetini düşürmüyor. Bankalardan kredi almak isteyenler sadece faiz ödemiyor bir de bunun yanında bankalar tarafından talep edilen komisyonları da ödemek zorunda kalıyorlar. Ricacıya hayır diyemeyen bankalar da kredi kullananlardan aldıkları komisyon üzerinden toplam gelirlerini ve kredi maliyetlerini piyasanın koşullarına uygun ve banka bilançolarına zarar vermeyecek düzeye çıkarıyorlar.

Bu uygulama ekonomik olarak sonuç doğurmasa da verileri değiştirdiği için ekonomi yönetiminin aldığı “tedbirlerin başarısı” olarak kamuoyuna sunulabiliyor. Faizlere atıfta bulunarak yapılan değerlendirmelerde oranların düştüğünü rahatlıkla söyleyebiliyorlar. Sorunu ortadan kaldırma becerisini gösteremeyen ancak en azından verilerin “makul” görünmesini sağlamak isteyen iktidar açısından da amaç hâsıl oluyor.

Durgunluğun yeni adı dengelenme
Bakan Albayrak dün TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda Hazine ve Maliye Bakanlığının bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı açıklamada “iç talepteki dengelenme ve kurların yükselmesi nedeniyle ithalatın daralmaya başladığını”, ayrıca “göstergelerin 2018 yılının ikinci yarısında ekonomik yavaşlamaya ve dengelenmeye işaret ettiğini” söyledi.
Bu açıklamadan da anlıyoruz ki “durgunluğun” adı “dengelenme” olmuş.