birgün

18° AZ BULUTLU

BİRGÜN PAZAR 20.09.2020 08:30
author

Hekimler nasıl hissediyor?

Geçtiğimiz aylarda sağlık çalışanlarının zorluklardan yakınmaları, yorulduk, tükeniyoruz feryatları yadırgandı, duymazdan gelindi. Önce maddi isteklerde bulunmakla suçlandılar, sonra çalışma düzenleriyle özlük haklarıyla ilgili anlaşmazlıklar çıktı, şimdi hekim kitlesinin meslek örgütü hedef gösteriliyor. Sağlık çalışanlarının sadece fiziksel değil duygusal güvenliği sarsıldı, korumasız ve desteksiz kaldıkları, yalnız bırakıldıkları hissi pekişti.

Hekimler nasıl hissediyor?

Türk Tabipleri Birliği'nin toplum sağlığını korumayı önde tutarak doğruları açık sözlülükle savunan duruşuna karşı bir karalamanın yürütüldüğü günlerdeyiz. Hekime ve sağlık çalışanlarına şiddetin köklerinde doğruyu ve gerçekleri duymayı kaldıramama önemli bir yer tutar. Şiddetin kaynaklarından birisi de, “iyi niyetle” yaklaşanlarda bile, sağlık alanında çalışanların ne durumda olduğunu anlamama ya da anlayamamadır. Bu anlama çabasının başka mesleklere (öğretmen, polis, yargıç gibi) de pek gösterilmediğini, ya da günümüzde kimsenin kimseyi anlamaya vakti olmadığını söyleyerek geçemeyiz. Zira geçtiğimiz binlerce yıl içinde şifacı/büyücü/otacı/şaman gibi spiritüel rolleri de olan “meslek”lerin modern çağdaki temsilcileri olan sağlık çalışanlarına (ve merkeze yerleştirilen hekimlere) dönük beklentiler karışık duygular içerir. Hekime karşı hissedilen duygular bir kurtarıcının sihirli gücüne duyulan minnet ve hayranlık, ile kurtarıcının sihirli gücüne olan imrenme ve bu güçten bizi her zaman istediğimiz şekilde yararlandırmaması, bu gücüyle üzerimizde kurduğu otorite nedeniyle duyulan öfke arasında gider gelir. İlkbahar aylarında zoraki de olsa alkış tuttukları sağlık çalışanlarına şimdi de artık yoruldukları, korktukları ve kaybettikleri için derin bir üzüntüye kapıldılar diye vatan haini muamelesi yapabilenler varsa, bu tutumda hekimlere karşı olan bu ikili ve ikircikli duygu halinin kolaylaştırıcı bir etkisi vardır. Elbette siyasi bir arka planda gerçekleşen olayları duygulara bağlamıyorum; bu duygusal zeminin rolünü görmek, bağlanmış basiretleri çözebilir mi acaba diye de düşünüyorum.

Hekimleri (ve sağlık çalışanlarını) anlamaya çalışmak, onların önyargılarımızı besleyen ayrıcalıklı sosyal köklerindeki büyücü/şamanlıktan çoktan uzaklaşmış ve sistemin içinde maaşlı veya esnaf olarak sağlık hizmeti veren bir meslek grubu üyesi olmuş olduğunu görmemizle başlar. Bu belki hekimlere yakıştırdığımız (“doktor adam hasta olmaz” sözünde içkin olan) “şerbetlilik”, “imtiyazlılık” gibi büyülü özelliklerden sıyrılmalarını, olumlu olumsuz anlamıyla sıradanlaşmalarını getirse de hallerini anlama gereğini de arttırır. Eşitleştirici bir rol oynayan bu konum kaymasının sonucunda hayranlıkla veya merakla izlemekten uzaklaşıp birbirimizin halini anlama noktasına geliriz.

Peki, hekimlerin hali nasıl? Hekimlerin ne durumda olduğunu anlama amaçlı yapılan çalışmalarda pandeminin başlangıcındaki mücadele motivasyonunu gitgide negatif yönde etkileyen karamsarlık, desteklenmemişlik, yalnızlık ve tükenmişlik gibi düşünce ve duyguların ön plana geçtiği görülüyor. Büyük çoğunluğu kamuda çalışan 385 hekimin katılımıyla Ağustos ayında yaptığımız ankete dayalı araştırma sonuçları başka meslektaşlarımızın bulgularıyla örtüşüyor. Örneğin, günlük ruh hallerinin nasıl olduğunu birisi akıl edip sorsa ne cevap verirlerdi diye düşünerek sorduğumuz "nasılsınız, iyi misiniz?" sorusuna cevaplarında “fena değil", "idare eder" diyen “normal”lerin olağan şartlarda çoğunluğu teşkil etmesi beklenirken, durum artık öyle değil. grubun ezici çoğunluğunun ortalamanın çok altında kaldığını, belirgin ve aşırı oranda negatif hissettiğini, iyi hissetme dağılımının ayarının kötü hissetme lehine bozulmuş olduğunu gördük. "Nasılsın, iyi misin?" sorusuna, "kendini ne kadar güçlü, enerjik hissediyorsun?” sorusunu eklediğimizde de (olağan şartlarda) benzer bir çoğunluğun “orta, normal” diye cevap vermesi beklenir. Ama bitkin, yorgun hissedenlerin ezici çokluğu sonucunda bu duygu ve enerji düzeyinin dağılımı artık bir çan eğrisi değil, hekim grubunda duygu ve enerjinin normal dağılımı bozulmuş. Duyguların ayarı bozulmuş.

Çalışmaya katılan hekimlerin yüzde 70’i doğrudan COVID ile çalışmış (diğerleri dolaylı, uzaktan veya başka uzmanlık kliniklerinde). COVID ile çalışmış her dört hekimden üçü çalışma koşullarının ve ekipmanın yetersiz olması gibi nedenlerle kendilerini yeterince koruyamadıkları bir dönem olduğunu belirtiyordu. Kısa bir süre içerisinde karşılaşılan virüs miktarının (viral yük) ve bulaşıcılığın en yüksek olduğu ortamlarda önce kendini korumak, başkalarına yardımcı olmanın bir önkoşulu. Böyle bir durumda hekimlerin neredeyse dörtte üçünün giderek artan düzeyde yaşadığı kaygıyı “kaygı bozukluğu”ndan ayırd etmeliyiz. Abartılmış veya yanlış algılanan bir tehdit yok, aksine gerçek tehlike ile yüzyüze olmanın, bu tehlike karşısında desteksiz bırakılmanın getirdiği bir ruhsal zorlanmanın işareti olan ve travmatik durumun ürettiği bir kaygı. Bu gerçekçi kaygı, ya da belki daha doğrusu korku, geleceğe bakıldığındaki belirsizliğin, hele pandeminin başındayken hastalığa ilişkin bilinmeyenlerin çok olduğu dönemdeki kaygı ile birleşiyor.

Sağlık, çalışanlar arasındaki işbirliği ve dayanışmanın kritik rol oynadığı bir alan. Çalışmamıza katılan hekimlerin % 54’ü çalışma arkadaşları ve yöneticilerle sorun yaşamış olduğunu, bu sorunların çoğunu aşırı iş yükü ve haksızlık oluşturuyor. Yaklaşık beş hekimden birinin, özellikle hasta ilişkilerinde amirlerin zorlayıcı tutumlarına verdikleri örnekler arasında endikasyonsuz test yapmaya zorlanma gibi olaylar var. Kendisi test olamayan sağlık çalışanları için ne kadar üzüntü ve öfke uyandırıcı bir durum.

Çalışmaya katılan 18 hekimden birisi kesin COVID tanısı almış. Tanı almış hekimlerin yaklaşık yarısı problemi hafif geçirirken, üçte biri orta düzeyde, yedide biri de ağır ve çok ağır geçiriyor. Her 8 hekimden birisinin de aile üyelerinde COVID tanısı var. Hekimlerden hastalık döneminde kendisine ilişkin endişe duyanların oranı %47.3 iken yakınlarıyla ilgili endişe duyanlar %68. Aile üyelerine hastalığı bulaştırmış olmak birçok hekimin içini kemiren ihtimal. Bir hekim durumunu tanımlarken, viral yükün çok yüksek olduğu çalıştığı hastaneden eve döndüğünde kendini bir virüs tüpünün içinden çıkmış gibi hissettiğini söylüyor.

***

Zaman içerisinde yurttaşların, meslektaşların, yakınların ve arkadaşların kayıplarının eklenmesiyle üzüntü, karamsarlık ve çöküntünün eklendiği, geleceğe ilişkin mesleki gelişim hayallerin sarsıldığı ve yoğun kaygının devam ettiği bu biteviye durumun yıpratıcılığını ise bir başka soruya olan yanıtta görüyoruz. Yıpranmışlık sorusuna “çok yıprandık” diyenlerin oranı %76.3. Yıpranmışlık, zamanın çalışmanın, emek vermenin getirdiği zahmet ve yorgunluğun ötesindeki bir aşınmayı işaret ediyor.

Travmatik durumun uzayıp giden ve bitmek bilmeyen niteliği ile doğurduğu stres, belirsizliğin ve tehlikenin büyüklüğünün yarattığı kaygı ve korku... Bir ruhsal bozukluğa dönüşebilir mi? Daha önceki salgınlardaki deneyim yaklaşık her 6 sağlık çalışanından birisinin 3 yıla varan sürelerle depresyon ve kaygı bozuklukları yaşadığını gösteriyor. Belirsizlikler ve bilinmezliklerle dolu böyle bir salgın belki ilk defa karşımıza çıkıyor. Şunu da hatırlayalım, hastanelerdeki günlük yaşam her zaman buna benzer stres etkenleriyle, ölümler ve kayıplarla doludur. Bu salgını yarattığı travmatik etkiyle bu kadar farklı kılan nedir? İki fark var; birincisi, travmatik sayabileceğimiz etkenler başka zamanlarda teker teker gelirlerken, salgın döneminde hepsi aynı anda adeta yığılıyorlar. Başa çıkılamaz, altından kalkılması zor bir yüklenme. İkincisi, böyle bir mücadelede bilimin kılavuzluğunun esas alındığına, gerçeklerin gizlenmediğine, hastalıkla ilgili verilerin doğru ve güvenilir olduğuna ve mücadele eden çalışanlara desteğin yüksek olduğuna, hiç kimsenin feda edilmeyeceğine olan güven varsa, bu güven travmatik etkenlerin yıpratıcılığını azaltır. Güven, sırtınızı dayadığınız duvarın sağlamlığına inancınız ölçüsünde vardır. Bu güven zor inşa edilir, her hastanede ekipler bilimsel bulgulara göre ve doğrulara sadık kalarak işlerini yaparlar. Geçtiğimiz aylarda sağlık çalışanlarının zorluklardan yakınmaları, yorulduk, tükeniyoruz feryatları yadırgandı, duymazdan gelindi. Önce maddi isteklerde bulunmakla suçlandılar, sonra çalışma düzenleriyle özlük haklarıyla ilgili anlaşmazlıklar çıktı, şimdi hekim kitlesinin meslek örgütü hedef gösteriliyor. Sağlık çalışanlarının sadece fiziksel değil duygusal güvenliği sarsıldı, korumasız ve desteksiz kaldıkları, yalnız bırakıldıkları hissi pekişti. Güvenlik olmadığında güven de kalmadı.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız