birgün

23° KAPALI

SAĞLIK 04.09.2020 04:00
author

Hekimler, sağlık çalışanları ölüyor

Dokuz günde 9 hekim öldü.

Bir başarı hikayesi yazılmaya çalışılırken, siyasi amaçlı toplaşmaların sonu gelmezken, toplumda salgına karşı duyarsızlığı besleyen "açılmalar" yaşanırken sağlıkçılar ölüyor. Diyebilirsiniz ki "herkes ölüyor". Hayır, öyle değil. Sağlıkçılar kat kat fazla hastalanıyor, ölüyor.

Yapılan çalışmalar COVID-19 hastalığına yakalananların yüzde 10'unun sağlık çalışanı olduğunu gösteriyor. Sağlıkçılar tartışmasız en riskli meslek grubu. Türkiye'de aylar sonra önceki gün Sağlık Bakanı 29 bin 865 sağlık çalışanının hastalandığını, 52'sinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Sağlık çalışanlarının örgütlerinden ulaşabildiğimiz veriler ise halen 37'si hekim olmak üzere 75 sağlık çalışanının hayatını kaybettiği yönünde.

Peki, salgına karşı hayatları pahasına mücadele eden sağlık çalışanları ne yaşıyor? Onlara hak ettikleri değer veriliyor mu? Ne yazık ki cevap olumsuz.

COVİD-19'UN MESLEK HASTALIĞI OLARAK KABUL EDİLMEMESİ

COVID-19'un dünya çapında yayılma hızının arttığı dönemde, 2 Nisan 2020'de ISSA (Uluslararası Sosyal Güvenlik Birliği) yayınladığı bir değerlendirmeyle bu hastalığın hangi dayanaklarla sağlık çalışanları için meslek hastalığı olması gerektiğini, ülke örnekleri ile birlikte açıkladı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ISSA'nın üyesi. Buna rağmen aradan geçen 5 ayda COVID-19'un sağlık çalışanlarında meslek hastalığı sayılması için gereken adım atılmadı. Bu hastalık ölümle sonuçlanabildiği gibi kurtulanlarda halen bilinen ya da bilinmeyen kalıcı hasarlara yol açabilecektir. Hukuki olarak ve özlük hakları bakımından, işveren sorumlulukları açısından çok önemli olan bu tespitin hala yapılmaması sağlıkçılara verilen değerin açık göstergesidir.

Sağlıkçı ölümlerinin, hastalanmalarının sorumluluğundan kaçmaktır.

Sağlık çalışanlarının sorunları azalmıyor, artıyor.

Sağlık çalışanları şiddete uğramaya devam ediyor. Döner sermayelerin tavandan ödeneceği müjdesi veriliyor, önce ödemelerde ayrımcılık yapılıyor, 2 aydır ise hiç döner sermaye ödenmiyor. Ne zaman ve ne kadar ödeneceği belirsiz. Özel sektörde ödemeler zaten uzun yıllardır gecikmeli ya da eksik yapılıyor. Sağlık çalışanları geçim sıkıntısı içinde.

Verilen sözler tutulmuyor, atanamayan yüz binlerce sağlıkçı boş bekliyor, çalışanlar tükenmiş durumda. Yanlış uygulamalar nedeniyle salgın kontrolden çıkıyor, sağlıkçılarda umutsuzluk yaygınlaşıyor. Kendilerini, ailelerini, sevdiklerini koruma telaşı huzur içinde çalışmaya izin vermiyor.

Bir milletvekili ayda sekiz test yaptırdığını yazarken, sağlıkçılara düzenli test yapılmıyor, kendileri, aileleri ve hastaları için çok önemli bu imkandan yoksun kalıyorlar. Kişisel koruyucu ekipmanlar hala yetersiz ya da kalitesi sorgulanır cinsten.

YETİŞMİŞ İNSAN GÜCÜMÜZ DOĞRU KULLANILMIYOR

Aylardır diş hekimleri filyasyon ekibi adı altında sahada hiç görev tanımlarıyla ilgisi olmayan işlerde kullanılıyor. Salgın büyüdükçe bunlara tüm branşlarda uzman hekimler, asistan hekimler ekleniyor. Sağlıkçıların bu şekilde amaçları dışında kullanılmaları öfkeye, yılgınlığa, değersizlik hissine neden oluyor. Filyasyon uygulamalarının bu biçimiyle ve salgın yönetiminin bu koşullarında ne kadar faydalı olduğu belirsizleşirken uzman hekimler dahil yetişmiş insan gücümüzü yanlış kullanıyoruz, asistan eğitimini aksatıyoruz.

Alkışlarla başlayan salgın süreci sağlıkçılar için uzun yıllardır biriken sorunların daha da derinleştiği, yaşamlarını tehdit eden bir aşamaya geliyor. İstifa eden, emekliliğini isteyen hekim haberleri durumun vahametini ortaya koyuyor.

Sonbahara girerken, salgın büyürken hatırlatalım. Sağlık çalışanlarını değersizleştirerek, tükenmelerine sebep olarak, yıllardır devam eden ayrımcılığı sürdürerek, sağlıkçıların örgütlerini muhatap almayarak salgınla mücadele edilmez. Onları dinlemek, haklarını vermek, sorunlarına çözüm bulmak, salgınla mücadele konusunda alınan kararlara katılımlarını sağlamak, hastalanıp ölmelerini önleyecek tedbirleri artırmak yapılması gereken öncelikli işlerdir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız