Google Play Store
App Store
Hem dizi hem film
Fotoğraf: The Bear

Hazırlayan: Murat TIRPAN 

HAFTANIN ÖNERİSİ

Göz ağrımız “The Bear”ın üçüncü sezonu sonunda Disney+’ta karşımızda. Mutfağa geri dönüyoruz ve Carmy’nin (Jeremy Allen White) kendisiyle ve çevresiyle olan karmaşık ilişkilerini daha da derinleşen bir şekilde hatta bir gerilim filmi izler gibi izliyoruz.

Bu sezon, temel olarak şef Carmy’nin mükemmeliyet arayışının ve içsel çatışmalarının hayatındakiler için yıkıcı etkilerini gözler önüne seriyor. Daha kişisel bir sezonla karşı karşıyayız. Sezon boyunca, Carmy’nin yanısıra diğer karakterlerin de geçmiş travmaları ve kayıplarıyla yüzleşmeleri, dizinin dramatik yapısını güçlendiriyor ve her biriyle yakın ilişki kurmamızı sağlıyor.

Üçüncü sezonun sorusu şu: Bu kadar yoğun bir tempoda çalışmanın bedeli nedir? Hayat buna değer mi? Değerse bizden neler alıp götürür? Dizinin ustalıkla çekilmiş sahnelerinde, mutfakta yaratılan sanat ve ritüelistik temizlik süreçleri, Carmy’nin huzur bulduğu tek yer olarak öne çıkıyor. Ancak, mutfağın bu büyülü dünyası, aynı zamanda karakterlerin kişisel hayatlarını ve ilişkilerini nasıl etkilediğini de gösteriyor. Her zamanki gibi bu sezonun da sinematografisi etkileyici.

“The Bear”ın bu sezonu ilk iki sezon gibi son derece başarılı. Sadece yemek pişirme sanatıyla değil, aynı zamanda insan ilişkilerinin karmaşıklığını göstermesiyle de güçlü bir hikâye. İlk iki sezonu izlemeyenlere ne mutlu önlerinde üç sezon var derken yeni sezonu izlemeye hazırlananlara da dizinin formundan hiçbir şey kaybetmediğini müjdeleyelim. Şimdiden dizi tarihinde önemli bir yeri olan The Bear’in üçüncü sezonu elbette kaçmaz.

HAFTANIN DİKKAT ÇEKENİ

The Ministry of Ungentlemanly Warfare, Guy Ritchie 
(Prime video)

Hem Guy Ritchie hayranlarına hem de neşeli ve kaliteli bir aksiyon izlemek isteyenlere müjde! "The Ministry of Ungentlemanly Warfare" bu konuda hiç fena değil, yönetmenin kalibresine uygun ve gayet seyirci dostu.

Guy Ritchie’nin yönetmenliğindeki film izleyicileri -biraz Tarantino’yu da hatırlatacak şekilde- İkinci Dünya Savaşı’nın gizli ve renkli dünyasına davet ediyor. Başrolde Henry Cavill’in yer aldığı bu film, Ritchie’nin her zamanki stiline sadık kalarak hızlı tempolu aksiyon ve esprili diyaloglarla dolu. Cavill’in canlandırdığı Major Gus March-Phillipps, tarihsel gerçeklere dayanan ama bir o kadar da kurgusal öğelerle zenginleştirilmiş bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Film, Nazi karşıtı güçlü bir duruş sergileyerek, düşmanları ustalıkla ve bazen de acımasızca saf dışı bırakma maceralarını anlatıyor. Özellikle Alan Ritchson’ın Anders Lassen rolündeki performansı müthiş ve filmin aksiyon dolu sahnelerini daha da etkileyici kılıyor​.

Ancak, her zaman olduğu gibi filmin tarihi doğruluğu konusunda bazı eleştiriler de gündeme geldi. Ritchie’nin esprili ve dağınık anlatım tarzı, bazı sahnelerde tarihe sadık kalma kaygısını geri plana ittiği ortada ama ne gam! Örneğin, Eiza Gonzalez’in karakteri Marjorie Stewart’ın yer aldığı sahneler ve dönemin müzikleri ile ilgili tarihsel tutarsızlıklar, bazı izleyiciler tarafından eleştiriliyor. Filmin genel tonu, "Dirty Dozen" ve "Inglourious Basterds" gibi klasik savaş filmlerine açık bir selam niteliğinde. Çekimlerinin bir kısmının Antalya’da yapıldığını da ekleyelim.