Hem işgalcilerin hem örgütlerin ortak hedefi tarihi eserler
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL
IŞİD de ABD’de kültürel hafızayı vurdular. ABD Irak başta olmak üzere girdiği topraklarda, IŞİD ve benzeri örgütler de etkili oldukları yerlerde önce kültürel mirası yok ettiler

Başta Orta Doğu olmak üzere birçok çatışma bölgesinde sayıları binlerle ifade edilen can kaybının yanı sıra, insanlığın evrensel kültür mirası da ciddi kayıplar yaşadı. Orta Doğu’da başta ABD olmak üzere batılı güçlerin askeri operasyonlarında tarihi eserlerin korunduğu müzeler ile değerli kitapların bulunduğu kütüphaneler de sıklıkla hedef alındı.

Bunlar arasında yakın tarihte yaşanan en korkunç kültürel kıyım Bosna Savaşı sırasında Viyeçnitsa Kütüphanesi’nin Sırp milliyetçilerce tahrip edilmesiydi. “Başkasına tahammülsüzlüğün” en üst sınırı olan, “başkasının kültürünü yok etme” deyince akla bu kütüphane gelir hemen. Tarihteki en büyük kütüphane kıyımı İskenderiye Kütüphanesi’nin tabii ki bu konuda önüne geçen bir örnek yok.

Saraybosna’da bulunan o olağanüstü güzellikteki kemerli taş köprü “milliyetçi” hezeyanların simgesi de olagelmiş bir tarihi bir yapı. Dönemin gelişmeleri adına da yansımış hatta. Latin Köprüsü dendiği zamanlar da olmuş, Frenk Köprüsü dendiği dönemler de. Hatta bir ara Birinci Dünya Savaşı’nın fitilini ateşleyen ünlü suikastın faali, yani Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nun Veliaht Prensi Ferdinand’ın katili Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip’in adı da bu köprüye verilmiş bir ara. Köprünün Yugoslavya’nın parçalanmasına yol açan iç savaşta Sırp faşistlerce hedef alınmasının nedenlerinden biri de köprünün bu özelliği.

Vandallık değil politika
hem-isgalcilerin-hem-orgutlerin-ortak-hedefi-tarihi-eserler-128102-1.
Yapılan tabii ki bir Vandallık (serserilik), ancak sadece bununla açıklanabilecek bir tarafı yok durumun. Bu düpedüz bir politika çünkü. Başkasına ait kültürleri yok etme Romalılardan miras bize. Başta Kartacalılar olmak üzere düşman gördükleri her toplumun kültür adına önemli neleri varsa onları tamamen yok ederdi Romalılar. Bu uğursuz eylemin neyi hedeflediği de adından belliydi zaten: “Damnatio Memoriae” (Hafızanın Lanetlenmesi).

Bu aynı zamanda onursuzlaştırmak demekti. Aslında ülke sınırları içinde sevilmeyen kim varsa onlara karşı uygulanırdı. Bu uygulama gereği birçok Roma imparatorunun heykelleri tahrip de edilmiştir. Günümüzün emperyal güçleri hafızayı yok etmek için Romalıları takip ettiler. İngiltere’nin Afyon Savaşları sırasında, 1860’da Pekin’deki Eski Yaz Sarayı’nı yok etmesi de ABD’nin Kore savaşlarında 1500 yıllık bir tapınağı ortadan kaldırması da Damnatio Memoriae’nin en çarpıcı örneklerinden.

Daha yakın zamanda ABD’nin Irak işgalinde tarihi Samarra Camii’ni bombalaması, İsrail’in Gazze’deki Memluklu döneminden kalma El Ömeri Camiisi’ni tahrip etmesi örnek verilebilir. Bağdat’daki dünyaca ünlü Bağdat Kütüphanesi’ni de yerle bir eden ABD Irak’tan o kadar çok tarihi eser kaçırdı ki, dünyaca ünlü müzayede evi Christie yağmalanmış sanat eserlerini satmaya çalıştığı gerekçesiyle Irak hükümeti tarafından dava da edilmişti.

ABD de IŞİD gibi

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) kültürel yapılara, eserlere saldırması, onları yok etmesi için Romalıları örnek almasına gerek olmadı. Çünkü, dinin Selefi yorumuna takılı bu uğursuz örgüt, heykelleri put, tarihi eserlere ev sahipliği yapan müze gibi kurumları da mabet, tapınak gibi görüyor. Bu nedenle Irak’ta özellikle, Musul müzesini yağmaladı, 3 bin yıllık Asuri kenti Nimrud’u neredeyse yok etti, Hatra’da bulunan 2 bin yıllık kaleyi tahrip etti. 8 binden fazla tarihi kitabın, el yazması eserin bulunduğu Musul Kütüphanesi’ni ateşe verdi.

Taliban’ın Buda Heykeli Kıyımı

ABD’nin de Irak’taki kültürel eserlerin yok edilmesinde büyük payı var. ABD işgali sırasında 15 binden fazla eser yurt dışına kaçırıldı. Bunlardan sadece 1200’ü Irak’a geri verildi. ABD’nin roket saldırıları Babil İmparatorluğu’ndan kalan en güzel tapınak Ur Zigurratı tahrip etti. Bağdat’ta en büyük, en eski Sünni camii Ebu Hanife Camisinin yanı sıra Felluce’deki Hulafa El Raşid Camii yıkıldı.

Gelmiş geçmiş en büyük kültürel kıyım olarak Afganistan’daki devasa Buda heykellerinin 2002 yılında yıkılması gösterilebilir. Biri, 55 metre (MS. 554 yılına tarihleniyor), diğeri 33 metre (MS.507’ye tarihleniyor) boyunda, 5. yüzyılda mevcut olan Gandhara antik krallığına ait bu heykeller Taliban tarafından bombalarla, top atışlarıyla yok edildi. Tarihin bölgede hüküm süren diğer fatihlerin bile dokunmadığı heykeller insanlığın evrensel kültür mirası içinde artık sadece “bir zamanlar var” oluşuyla anımsanacak. Çok ama çok büyük bir kayıptı bu. Japonya’nın yıkılmaması için Taliban’a adeta yalvardığı söylenir. Japonların heykellerin parça parça Japonya’ya götürülmesi ya da bulundukları yerde üzerlerinin örtülmesi önerilerine Taliban’ın verdiği yanıt “siz de Müslüman olun” demek oldu. Uluslararası baskıların yanı sıra, İslam dünyasının ünlü fetva merkezi Kahire’deki El Ezher medresesinin şeyhinin “yıkılması dinen haram” demesi, Taliban lideri Molla Ömer üzerinde etkili olmuş, ancak Ömer müdahale etmekte geç kalmıştır denir.

Sonrasında gelecek kuşaklara hiç değilse nasıl bir sanat şaheseri olduğu konusunda bir fikir versin diye çeşitli girişimler yapıldı. Sonucu en başarılı olan proje bir Çinli çifte ait olan hologram yöntemiyle heykellerin yüzlerce yıl durduğu oyukta yansıtılması oldu. Janson Yu ve Liyan Hu adlı çift 120 bin dolara mal ettikleri hologram projektörünü Afganistan hükümetine hediye ettiler.

Başka heykeller de olabilir

Afganistan'da Buda heykelleri gibi birçok heykelin olabileceği düşünülüyor. Bölgede araştırma yapan arkeologlar ne mutlu ki, Taliban tarafından tahrip edilmiş 1800 yıllık diğer Buda heykellerini onarmaya başladılar.

İşin bir başka tarafı daha var. Kültür düşmanlığı için gerekçe çok. Afganistan’daki Buda heykelleri yıkıldığı için Hindistan’la Pakistan arasında ciddi sorunlara yol açan Keşmir’in Ladah bölgesinde yaşayan Budistler de Müslümanlara ait camileri, tarihi eserleri tahrip etmeye başladılar.

Taliban’ın Kabil Ulusal Müzesi’ni de bombalamasıyla benzeri olmayan nice tarihi eser de yok edildi, geriye kalanlar ise yağmalandı.

“Arap Baharı” adı verilen süreçte büyük toplumsal gösterilere sahne olan Mısır’da, özellikle başkent Kahire’de de büyük kültürel yıkımlar gerçekleşti. Göstericiler Rabiatül Adeviye bölgesindeki Malavi müzesinden 2 bine yakın eşsiz değerde eseri çaldılar. Yüz yıldan fazla bir zamandır faaliyet gösteren İslam Sanatı Müzesi de vandal şiddetinden payını aldı. El Ariş Ulusal Müzesi de öyle.

Yıkılan Suriye

Emperyal güçler ile Türkiye’nin silahlandırdığı İslamcı cihatçı çeteler Şam’da bulunan 8'inci yüzyıla ait Emevi Camii'nin mozaiklerini param parça ettiler. Selahattin Eyyubi’nin karargah olarak kullandığı Şam Kalesi’ni de hedef aldı cihatçılar. Daha IŞİD ortyaya çıkmadan önce El Nusra Cephesi adlı cihatçı çete de Ayn el Arus kasabasında bulunan İbrahim peygamber ile eşi Sara için yapılan tarihi türbelere saldırdılar.

ABD işgal ettiği bölgelerde “kültürel hafıza”yı yok ederek Amerikan çağının kültürünü tekleştirmenin peşinde koşarken IŞİD ile benzerleri de kendi inançlarının dışındaki tüm kültürel izleri yok etmek için çaba gösteriyor. Her iki odağın da bu Vandal eylemleri onarılması güç, hatta olanaksız kültürel kıyımlara yol açtı, daha da açacak.