birgün

20° PARÇALI BULUTLU

GÜNCEL 02.07.2021 12:54

Hendek'te yakınlarını kaybedenler: Bizim devletimiz yok, devlet zenginleri ayağa kaldırıyor

Sakarya Hendek'te Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası'nda 3 Temmuz 2020'de meydana gelen patlamada yakınlarını kaybedenlerin gözyaşı ve feryadı dinmedi. Sadece iki tutuklunun kaldığı davaya tepki gösteren aileler, "Bizim devletimiz yok. Zenginleri ayağa kaldırıyor, fakirleri yere yatırıyor devletimiz. Zenginlerin her gün yanında" dedi.

Hendek'te yakınlarını kaybedenler: Bizim devletimiz yok, devlet zenginleri ayağa kaldırıyor

Sakarya Hendek'te 7 işçinin hayatını kaybettiği, 128 kişinin yaralandığı Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası'ndaki patlamanın üzerinden bir yıl geçti.

3 Temmuz 2020'de meydana gelen patlamada yakınlarını kaybedenlerin gözyaşı ve feryadı dinmedi. Sadece iki tutuklunun kaldığı davaya tepki gösteren aileleri ANKA'ya konuştu.

Patlamada yaşamını yitiren Sebahattin Tepeçınar'ın gözü yaşlı annesi Fatma Tepeçınar'ın "Bir senedir benim cenazem bugün gibi. Yanıyor ciğerim. Bizim devletimiz yok. Zenginleri ayağa kaldırıyor, fakirleri yere yatırıyor devletimiz. Zenginlerin her gün yanında. Bir kere gelmedi bizim yanımıza. Allah'a bıraktım. Allah kanını yerde bırakmasın. Allah onları orada çürütsün. Tayyip de duysun. Allah onları çürütsün" sözleri dikkat çekti.

“POSTA GÜVERCİNİMDİ, ONU DA ‘KASAP YAŞAR’ ALDI ELİMİZDEN”

Patlamada hayatını kaybeden Sebahattin Tepeçınar'ın babası Mustafa Tepeçınar: “Bütün ölenlere Allah'tan rahmet diliyorum. Ne diyeyim, cenazemiz aynı bugünkü gibi. Devamlı yara açılıyor. Her mahkemede iki kişi, üç kişi aklanıp çıkıyor. İki kişi kaldı, onlar da bir daha ki mahkemede aklanıp çıkacak. Bizimkilerin hakkını, hukukunu Cenabı Allah inşallah bir yerden çıkarır. Bu ülkemizde zenginlerin atı yokuşta yürüyor, fakirlerin atı düz yolda tökezleyip düşüyor kafasının üzerine. Yapacak bir şey yok, söyleyecek bir şey yok. Cenabı Allah’ın zerre kadar hakkı varsa (ağlıyor), bir damla kanında hakkı varsa ırmaklar gibi çıkarsın. Ne diyeyim, bir şey diyemiyorum ya. Çok duyguluyum. Hatta yarın bir sene olacak. Çok duyguluyum, bir şey söylemiyorum. Allah çocuğumu gani gani rahmet etsin. Benim posta güvercinimdi. Üç, dört sene oldu gözüm kör olalı. Araba kullanamıyorum; oğlum şuraya git, oğlum buraya git. Daha bir kere 'yok babam' dediğini, bir kere itiraz ettiğini bilmiyorum. Posta güvercinimdi, onu da kasap Yaşar Coşkun aldı elimizden. Duygulanıyorum. Ağlamamak için zor tutuyorum kendimi.”

"BİZİM DEVLETİMİZ YOK, BİR KERE GELMEDİ YANIMIZA"

Sebahattin Tepeçınar’ın annesi Fatma Tepeçınar: “Bir senedir benim cenazem bugün gibi yanıyor ciğerim. Bizim devletimiz yok. Zenginleri ayağa kaldırıyor, fakirleri yere yatırıyor devletimiz. Zenginlerin her gün yanında. Bir kere gelmedi bizim yanımıza. Allah’a bıraktım. Allah kanını yerde bırakmasın. Bir damla kan yerde bırakmasın. Bu 10’uncu fabrikasıymış. Oraya açtı, buraya açtı, milleti yedi yedi, üstünü örttü. Ne diyeyim yavrum, ben bir senedir yanıyorum. Ciğerlerim yanıyor. Benim yavrularımı aldı elimden. Benim yavrumu aldılar. O kadar insanın kanlarına girdiler. Allah yedirmesin, bir damla kanını yedirmesin. Hep fakirler çalışıyordu orada. Ekmek parası için çalışıyorlar.

"TAYYİP DE DUYSUN , BİZE HİÇ SAHİP ÇIKMADI"

Benim yavrum geliyordu şöyle bir düşünüyordu. 'Oğlum ne oldu' diyordum? 'Anne bir gün bakarsınız ki Sabahattin yok olur.' Meğer o günler patlama olurmuş. Ben üzülürüm diye söylemezmiş yavrum. Öyle derdi. 'Yavrum gitme' dedim, 'sen bulursun ekmek bir yerden' dedim. 'Anne nasıl bırakayım emeklerimi' dedi. 'Allah’ım yedirmesin o Yaşar’ın fabrikasına emeklerimi' dedi. Yavrumu yediler bitirdiler. Benim yavrum çok has bir yavruydu. Allah zenginlere de bırakmasın bu dünyayı. Daha ne diyeyim kızım? Allah'ım çıkarmasın, çürütsün. Bizim para pul değil derdimiz. Benim yavrumun kanları, o insanların, askerlerin kanları nereye gitti? Nereye gitti de her gün birini çıkarıyorlar. Allah onları orada çürütsün. Tayyip de duysun. Allah onları çürütsün. Tayyip bize hiç sahip çıkmadı. Ellere geldi hep, bize gelmedi. Yaşar para veriyordu, ona gitti. Ona fabrika kuruyordu. Biz yetimiz, biz fakiriz, biz fakir yerlerdeyiz. Diyeceğim bu kadar kızım."

“O GÜN BİZİM İÇİN ZİHNİMİZDE, BEYNİMİZDE, BEDENİMİZDE BİR KARA GÜN”

Sebahattin Tepeçınar’ın ablası Hatun Göktepe: "3 Temmuz Cumartesi kardeşimin ölüm yıldönümü; biz hepimiz aynı duyguları, aynı acıları tekrar yaşıyoruz. O gün keşke gelmeseydi; o gün bizim için zihnimizde, beynimizde, bedenimizde bir kara gün. Yok saymayı istemiyoruz ama o gün bizim için kara gün olarak geçsin. Listelere, tarihe, nereye geçerse geçsin. Cumartesi günü vicdani duyguları taşıyan, merhamet duyguları olanları, anma gününde yanımızda, saat 11:00'de fabrika önünde olmalarını istiyoruz. Mahkeme sürecimiz çok sıkıntılı geçiyor. Hakaretler işitiyoruz sürekli, Yaşar Coşkun denilen şahıstan. Babamın tabiriyle ‘kasap Yaşar’dan’, katilden. Provokatör ilan edildik, örgüt ilan edildik. Bu nasıl tutuklu; müştekilere saldırıyor. Ölenlerin yakınlarına saldırıyor. Nasıl bir tutukluluk? Süleyman Soylu'yu anıyor, Cumhurbaşkanı'nı anıyor; 'Sağlık Bakanı'na söyledim, falan kişiye şöyle baktı’ diyor. Yok 'Cumhurbaşkanı aradı, bilgisayarları öyle aldık' diyor.

“ADALET BİZİM İÇİN YOK GİBİ”

Adalet bizim için yok gibi, artık kabullenmeye başladık. Çünkü her mahkemede iki kişi çıkarılıyor Şu an iki kişi var, onlar da büyük ihtimalle 13 Eylül’deki mahkememizde çıkacaklar. Öyle tahmin ediyorum. O gün, belki bizim öldüğümüz gündür. Biz, o gün kardeşimizi tamamıyla kaybedeceğiz belki de. Yüce Türk adaletinden gerçekten adalet istiyoruz. 1 yıl oldu neden bu yedi kişinin katillerinin cezası kesilmedi. Niye biz mahkeme kapılarında sürünüyoruz. İstediklerine hemen cezalar kesiliyor."

“DEVLETİMİZDEN ARTIK BİR ŞEY BEKLEMİYORUZ. DEVLETİMİZ BİZİM YANIMIZDA HİÇ OLMADI”

Neden biz sürünüyoruz. Zaten mahkemelere girerken işkencelerle giriyoruz. Biz Tepeçınar ailesini süründürerek alıyorlar mahkemeye bir de. Ben kendime soruyorum bunun anlamı ne? Neden böyle yapılıyor? Çok zoruma gidiyor. Mahkemede denildi ki 'madem tehlikeliydi, patlayacağını biliyordu niye çalışıyordu, çıksaydı'. Yani 'öldüyse öldü, umurumda değil' dedi. Resmen açıkladı, bunu söyledi. 3 Temmuz’da birazcık bizi düşünen, biraz bize üzülen insanların da yanımızda olmasını istiyoruz. Devletimizden artık bir şey beklemiyoruz. Devletimiz bizim yanımızda hiç olmadı. Hiçbir zaman 'ne haliniz var' deyip sormadılar.

“ALLAH’IN ADALETİNİN ÜSTÜNDE HİÇBİR ADALET YOK”

Millet bize diyor ki kaç para istiyorsunuz? Bizim derdimiz para değil. Bizim derdimiz, en büyük cezalarla yargılansınlar, o cezaları alsınlar, o dört duvar arasında çürüsünler. Benim kardeşim ve diğer altı kişi paramparça oldu, etleri lime lime oldu. Boş tabutlar konuldu insanların önüne ve o şahıs 'ben mağdurum' diyor. 11 aydan belli, ben mağdurum. Sen kimsin de mağdursun O dışarıdaki yetimler, dul kalan kadınlar ne olsun. Bizlere 1 yıldırı manevi açısı yetiyor. Allah’ın adaletinin üstünde hiçbir adalet yok. Ama Allah’ın adaleti öbür dünyada değil önce bu dünyada tecilli etsin. Adalet inşallah yerini bulur. Ben ümidi mi kestim anne.

"KARDEŞİMİN VE ALTI KİŞİNİN KANI YERDE KALMAYACAK"

Ne yaparsa yapsınlar sonuna kadar arkasındayız. Allah bize nefes verdiği sürece kardeşimin kanını yerde bıraktırmayacağım. Kardeşimin ve altı kişinin kanı yerde kalmayacak. Ve diğer eski ölenlerin de kanı çıkacak ondan. Hiçbir şeyden korkmuyorum. Ben bu devletin milletiysem, bir bireysem bu devlette, bu devletin adaleti benim ailem içinde tecelli edecek. Bu devletin adaleti, benim suçsuz kardeşimin hakkınızda göz edecek. Devletim bunun hesabını soracak. Devletten bunu bekliyoruz. Adaletten bunu bekliyoruz."

“BEN KENDİM DE ORADA ÇALIŞIYORDUM BAŞ ÖRTÜMÜ KAFAMA BAĞLAYIP TAMPON YAPTIM”

Patlamada hayatını kaybeden Erhan Ateş'in eşi Nigar Ateş: "Ben kendim de orada çalışıyordum. Orada mutfakta aşçıydım, oranın yemekçisi bendim. O gün, yani nasıl söyleyeyim, zaten bunu arkadaşlar hep diyordu. Ben mutfakta çalıştığım için her şeyi fazla görmüyordum, duymuyordum. Benim yanımdaki kadın arkadaş rahatsızlandı. Bana dediler ki, müdür olacak adam, Hasan dedi ki; bölümlerden bir tane kadın al yanına. Ben de Gülizar diye bir arkadaş vardı, onu getirdim. İki gün onunla çalıştım. Üçüncü gün dedi ki 'Arkadaşım burası patlayacak. Ben geçen akşam bir okumaya gittim. Oradaki herkesten helallik aldım, burası patlayacak' dedi. Üstünden bir gün geçmedi, patlama oldu. Nasıl anlatayım onu! Ben o gün arkadaşları yemek yenilen bölüme gönderdim. 'Biriniz çayı demleyin, biriniz de sepetleri, ekmekleri koyun masalara' dedim. Arkadaşlar çıktılar dışarı, ben de yemek pişen bölümdeydim. Tezgahı toparlayayım derken salça bidonunu kucağıma alıp birazcık böyle geldim. Bir patlama oldu. Ne oluyor dedim. Orada mutfağımızın pervanesi bozuktu. Ben pervane patladı zannettim. O andaki o patlamayla pervane patladı zannettim. Karşıdan camın patlaması, camın kafama saplanması, 25-30 cm uzunluğunda cam kafamda duruyor. Abi geldi beni masanın altına itmesiyle abinin oradan gitmesi ani oldu. Oradan kalktım, arkadaşım Gülizar’a, 'Erhan, eşim' dedim. Ayağa kalkmam ile eşimin çalıştığı yerin patlamasıyla birlikte içimde bir şeyler oldu. O anda anladım ki eşime bir şeyler oldu. O patlamalar olduktan sonra güç bela kalkıp çıktım. O yaralı halimle kafamdaki camı kendim çekmem ile kafamdaki kan fışkırmaya başladı. Baş örtümü kafama bağlayıp tampon yaptım. Oradan kalkıp arka camdan atladım. Kaçabildiğim kadar kaçtım. Gittim, arkama döndüm bir baktım, eşimin çalıştığı yer patladı. Yok oldu orası. AFAD, itfaiye geliyor, beni aşağıya indirmeye uğraşıyorlar. Önüme gelene 'eşim' diyorum. İmha yapılan yerde Yaşar Coşkun’u gördüm. Yanına gittim 'Yaşar Bey eşim' dedim. Bana, 'geç' şuraya eşini bulacağız' dedi. Ondan sonra itfaiye AFAD geldi, beni zorla arabaya bindirip götürdüler.

"HİÇ AĞLAMADIĞIM BİR GÜNÜM YOK"

Bekledim. Tam 7 gün bekledim. Yedi gün, şuranın dili olsa da konuşsa. Annem yanımda, 7 gün bekledim. Gelen giden çok oldu. 'Bana eşimi, ne olursunuz eşimi getirin; ama dirisi, ama ölüsü, ben eşimi istiyorum, bana eşimi getirin' dedim. Haftada 3 gün eşimin yanına, mezarlığa gidiyorum. Orada oturuyorum, konuşuyorum, ağlıyorum. 'Erhan' diyorum, 'biz şuradan nasıl bindik gittik o işe!' Eşime o sabah bir tane kuru simit aldım. Kurtulan adam Enes’e sadece soru sormak için evine gittim. 'Enes, Erhan abin simit yedi mi', dedim. Eşim öldüyse aç mı öldü, tok mu öldü? 'Erhan abin simit yedi mi' dedim. Benim ağlamadığım bir günüm yok. Hiç ağlamadığım bir günüm yok. Gece sabah olmuyor; gündüz akşam olmuyor.

"CUMHURBAŞKANI’MA, SÜLEYMAN SOYLU’YA SÖYLÜYORUM; BİZİM DE ARKAMIZDA OLUN NE OLUR BİZİM DE SESİMİZ DUYUN"

Ben sadece buradan sayın Cumhurbaşkanı’ma, sayın Süleyman Soylu’ya söylüyorum; bizim de arkamızda olsunlar. Ne olursun bizim de sesimiz olsunlar. Biz kendimizi ifade edemiyoruz. Biz kendimizi çok anlatamıyoruz. Ben orada her şeyi yaşadığım için hafızam gelgit olmuş. Kelimeleri bile toparlayamıyorum. Tüm Türkiye’den tek isteğim bu: bizim sesimiz olsunlar. Bu acıyı biz yaşadık, Allah aynı acıyı kimseye vermesin. Bu tarif edilmeyecek bir acı. Hasta olup da ölmek başka, bu şekilde acı bir ölüm olması başka. Buraya eşimin tabutu geldi. Benim eşim içinde miydi? Ne geldi bana? Orasını da hiç bilmiyorum ama Sayın Cumhurbaşkanımdan tek istediğim, 'ne olursunuz bizim de sesimiz olun, ne olursunuz bizi de duyun'. Ben, tenha bir yerde kendim mücadele ediyorum. Ne sağımda ne solumda bir tane ev yok. Hiçbir şeyim yok. Biz karı koca bir kuru maaşla evimizi çeviriyorduk.

“BEN ÖLMEDEN ÖNCE CEHENNEMİ GÖRDÜM. O CEHENNEMİN İÇİNDE DE EŞİMİ KAYBETTİM”

Eşim gitti, benim dünyam bitti. Yedi arkadaş, orada, yedi tane can gitti. Eğer ki ölenlerin hepsinin geçmişini araştırsalar, ben kendim dahil herkes gariban. Orada çalışan herkesin geçmişi insanın içini acıtır. Biz buradan kalktık, oraya ekmeğimizin peşine gittik. Buradan herkes ekmek peşine gitti oraya. Eğer ki o büyük ihmalkârlıklar olmasaydı şimdi bütün o yedi kişi ailesiyle birlikte olacaktı. Eşim yanımda olacaktı. O iki delikanlı evlerinde, annelerinin babalarının yanında, evlerinde olacaktılar. Bu hiç bitmeyen, hiç tükenmeyen bir acı. Dört dörtlük bir hayatın da olsa bitmeyen, tükenmeyen bir acı bu. Allah bana bunu yaşattı, başka kimseye yaşatmasın. Ama herkesin bize destek olmasını istiyorum. Bizim arkamızda olun. Başka hiçbir şey istemiyorum. Adalet yerini bulsun. Her mahkemede ikişer ikişer çıkıyorlar. Kaldı iki kişi orada. Ben o mahkemede sinir krizi geçirdim. 'Bir dahaki mahkemede gelmeyeceğim' dedim. Çünkü üzüntüden felç olacağım. Üç gündür ağlamaktan çocuklarım beni hastaneye götürdüler. Sakinleştirici iğne ile ayağa kalkabildim. Benim yaşadığım kolay bir şey değil. Ben orada, kendim oradaydım. Kendim gördüm o cehennemi. Orası bir cehennemdi. Ben ölmeden önce cehennemi gördüm. O cehennemin içinde de eşimi kaybettim. Bunun tarifi yok."

“BİLİNÇLİ ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ, BANA GÖRE BAŞKA HİÇBİR İZAHI YOK. BENİM İÇİM YANIYOR”

Patlamada hayatını kaybeden Halis Yılmaz'ın babası Muammer Yılmaz: 3 Temmuz 2020’de Sakarya Hendek İlçesi Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’nda ölen yedi işçiden biri olan Halis Yılmaz’ın babasıyım. Bu vesileyle bu 3 Temmuz Cumartesi Günü bu olayın üzerinden bir sene geçmiş olacak. Biz toplumda yeterli bir destek göremediğimizi düşünüyorum. Bu vesileyle herkesten destek bekliyoruz. 3 Temmuz 2021 Cumartesi saat 11’de patlama olan fabrikanın önünde bir anma etkinliğimiz olacak. Herkesin katılımını bekliyoruz. İçim dolu (göğsünü gösteriyor). Tarif edemiyorum. Burada bir anne var ve biz bir şey görmedik. Kapı açık hala anne bekliyor, gelecek diye. İki tane kardeş var. Bir tanesinin psikolojisi bozuldu. Psikolog filan fayda etmiyor. Duygularıma gelince, elimden bir şey gelmiyor. Ben buna kaza demek istiyorum, fıtrat demek istiyorum, takdir-i ilahi demek istiyorum -ki keza öyle- ama dava dosyasına baktığım zaman, ifadelere baktığım zaman ve davranışlara baktığım zaman bunun kaza ile fıtrat ile hiçbir alakası yok. Bu bana göre bilinçli, ön görülmüş, şirket sahiplerinden başlamak suretiyle müdürler, genel ustabaşları ve devlet kurumları içerisindeki çürük elmalardan dolayı bu bilinçli organize suç örgütü bu bana göre. Başka bana göre hiçbir izahı yok. Benim için yanıyor. Benim içimi söndürsün, adalet söndürsün.

"ADALETE SESLENİYORUM GERÇEK ADALET YERİNİ BULSUN"

Geçen duruşmada birini bıraktılar, bir önceki duruşmada ikisini bıraktılar. Bırakmalarının sebebini ben anlamadım hiç. Nedir bu yani? Yedi tane can bu ya, yedi can. Üç tanesi birer poşetle gömüldü. Bu kadar mı değersiz. Ne anlatayım. Ben açık ve net söylüyorum; canıma can, kanıma kan istiyorum şu an. Hiçbir şey beni söndürmez. Canıma can, kanıma kan. Ne söyleyeyim, başka bir duygu yok şu an. İntikam duygusu var, başka hiçbir duygu kalmadı bende. Hiçbir duygu kalmadı ben de. Ben evime geliyorum, hiçbir şey anlatamıyorum ya. Ne derseniz deyin başka hiçbir duygu yok. Onun için buradan yetkililere, adalete sesleniyorum; gerçek adalet yerini bulsun. Gerçek yerini bulsun, bizim de içimiz soğusun. İleride başka bir dava konusuna gelmeyelim biz."

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol