birgün

3° AÇIK

BİRGÜN KİTAP 09.11.2018 11:34

Her anlamda sarsıcı bir roman

Bir antikahraman yaratıcısı sanki Barış İnce... İkinci kitabı Sarsıntı da raflarda. Sürekli burnunu çekip ağız şapırdatanlardan, klişelere bayılanlara, korkak ve beceriksizlerden, hep kendini anlatan gevezelere…

Her anlamda sarsıcı bir roman

SERHAT KIRMIZI / İzmir Yazı Atölyesi Eğitmeni

‘Çürüyoruz abi bir şeyler yap!

Kollarım morarıyor’

Bu gazetede yazı işleri müdürüyken yaptığı, o dönem için şüpheyle yaklaşıldığını bildiğimiz kimi yenilikleriyle tanınan bir isim Barış İnce. Özellikle fikir/akım gazetelerinde alışkın olmadığımız genç, dinamik, kendiyle de alay eden bir dili hem kendi yazılarına hem de gazetenin kimliğine yansıttı. Bir dönem ‘babamızın gazetesi’ diye tabir ettiğimiz gazetenin ‘bizim gazetemiz’ olma sürecinde ‘kim sizi çekti’ deseler onun adını başa yazardık herhalde. Yıllar sonra, ‘yoruldum’ deyip gazeteciliği bıraktığı ve İzmir’e ailesinin yanına yerleştiği yakın dönemde tanıştım kendisiyle. Çarşıdaki kitabevinde çalışırken ben, asık suratla yanıma gelir, kitaplarla ilgili ciddi sorular sorar, sonra tam ‘ne kadar soğuk biri’ dediğiniz anda birden bir şaka yapar, etrafı güldürürken kendi esprisine daha çok güler ve giderdi. Hiçbir sohbetinin 2-3 dakikayı geçtiğine şahit olamadım. Yazılarını okurken ‘ne alaka şimdi’ dediğim şeylerin bu değişik karakterinden kaynaklandığını düşündüm. TAKSAV seminerleri sürecinde görüştük ve İzmir Yazı Atölyesi için konuşmaya başladık. Yazılarındaki ‘esrik’ dilin aksine randevularına sadık, çalışkan, aldığı sorumluluğu eksiksiz yerine getiren biriyle karşılaştım.

Çelişki’yi okumuş ve sevmiştim. Sarsıntı’yı da bu tanışıklığın üzerine, yoğun ısrarımla ve yazı yazma sözü alarak, yolladığı PDF dosyası üzerinden okudum. Yollamamak için başta her yolu seçtiğini belirtmeliyim. Henüz kitabın kapağını görmüş değilim. Ben olsam, yuvarlak bir rakı masası üzerine kondurulmuş bir fener şeklinde tasarlardım kapağı. Fenerin özel bir yeri var Sarsıntı’da. Romanın girişinde bir cümlede geçen Panoptikon (gözetlemeye müsait yuvarlak hapishane) daireselliğini romanın her yanına yedirmiş Barış İnce. Masa yuvarlak, ada yuvarlak, tarikatın zikir biçimi yuvarlak ve ortada hep bir fener var. Panoptikon hapishanesinin ortası gibi. Ada halkını avucuna almış, mafyalaşmış bir dinî grup ve onun lideri; tüm ilişkilere hâkim, herkesin hayatını belirler durumda. Romanda geçen Jeremy Bentham’ın Panoptikon’u gibi…

Yakın arkadaşların yüzleşmesini bir adada başlatıyor İnce, mekân bir meyhane. Bir masa etrafında toplanıp hem kaybolan arkadaşlarının hatırasıyla hem de dostlukları ve aşklarıyla hesaplaşan üç arkadaş var. Ve tabii ki tüm gizemlere ışık tutacak sahipsiz bir günlük… Yazar kitap boyunca bu ilişkiler yumağı çerçevesinde bir orta sınıf portresi çiziyor. İşe güce dalmış ama mutsuz, her şeyi bildiğini sanan, çok konuşan ama aslında ego krizi yaşayan, içten içe çürüyen bir güruh. Bireysel kahramanlıklarla cesaret arayan fakat o bireysel cesaretin de iç soğutma dışında geriye bir şey bırakmadığı bir toplum… Temelleri sarsılmış bir ülkede cesaret, adalet ve şiddet sarmalı. Bir antikahraman yaratıcısı sanki Barış İnce... Sürekli burnunu çekip ağız şapırdatanlardan, klişelere bayılanlara, korkak ve beceriksizlerden, hep kendini anlatan gevezelere…

ÖLÜ EVİNDE GÜLMEK

Metnin içinde bir diyalogda ‘ölü evinde gülen insanlar’dan bahsediliyor. Bu diyalog romanın genelinde yapılmak isteneni anlatmak için yazılmış belli ki. Hüzünlü bir hikâyede bile gülünecek bir şey bulabilmek metnin ruhuna sinmiş adeta. İçkinin de tesiri ile saçmalamalar, kendini savunurken batırmalar, doğru kavramları kullanarak iyi insan olmaya çalışan orta sınıf duyarlılığın alt sınıf ile tartışırken her şeyi unutup coşması... Tüm bunları sanırım onu eleştirenlerin bile üzerinde mutabık olduğu ince zekâsıyla yapıyor.

GERÇEK BİR HİKÂYE!

Bu romanda asıl tartışma yaratacak şey ise hikâyenin aslında gerçek oluşu… Her ne kadar kişilerin ve kurumların gerçeğe dayanmadığı iddia edilse de burada da bir ironi var. Kurgu kitapların başına yazılmayacak bir şeyi bilerek yazmış İnce. Çünkü kamuoyunun da bildiği bir olaydan açıkça esinlenilmiş kitapta. Bozcaada’daki Ticani tarikatının ve oradaki istismar iddiasının izleri bariz. Çok partili hayata geçiş döneminde Atatürk heykellerine saldırmalarıyla meşhur olan Ticanilerin lideri Kemal Pilavoğlu 60’lardan sonra Bozcaada’ya sürülmüştü. Pilavoğlu yıllar sonra erkek çocuklarını istismar ettiği için karısı tarafından polise şikâyet edildi ve hapse girdi. Dava dosyaları, zikir biçimleri, kullandıkları dualar, kimi laik yazarların onlara dair yazdıkları değiştirilerek ve güncellenerek romanın içine yedirilmiş. Ticanilerle alakası olmayan kimi ritüeller de eklenerek yeni bir tarikat ortaya çıkarılmış: Bulgurcular tarikatı. Yeni bir ada, adaya bir sembol, yeni bir tarikat ve yeni bir tarikat efsanesi üretilmiş romanda. ‘Tavuğa tapan tarikat’ abartısı ile bu tarikatın gerçekte var olamayacağı hissi verilmiş.

FÜRUZAN'A SAYGI

Usta yazar Füruzan’ın Parasız Yatılı eserinde kısacık bir öykü vardır, Münip Bey’in Günlüğü adlı… Günce şeklinde yazılmış bu hikâyede sıradan bir hayat yaşayan memur Münip Bey’in çok da sıradan olmayan öyküsü anlatılır. Barış İnce Levent karakterinin günlüğünü Bavul dergideki köşesinde yazmıştı. Elleri moraran bir plaza çalışanı anlatıyordu. Bavul’daki günce türünde o yazının sonunda “Füruzan’a saygı, Munip Bey’e sevgi” diye bir not yer alıyor. Bu kısa hikâyeyi romana dönüştürmüş yazar. İkinci kitap her zaman en zorudur. İlkindeki arazların temizlenmesi ve onun başarısının üstüne geçmesi, en azından altında kalmaması beklenir. Sarsıntı, Çelişki’yi ince işçiliği ile aşmış. Belki en başarılı bölüm istismar sahnesindeki o edebi kısım... O kadar üstü kapalı ve o kadar dikkatli ki… Tecavüz vakasını ancak mağdurun koltuğun altındaki nesneleri anlatmasından anlayabiliyorsunuz. Kimseyi incitmeden, etki yaratmak için bir şeyleri gözümüze sokmadan geçip gidiyor sahne ama kitap bittiğinde sarsıntı daha büyük oluyor. Edebiyatın gücünü bir kez daha hissettim. Yayınevinin kitabın arka kapağına yazdığı notta belirtildiği gibi, “Sarsıntı, yalnızca bugüne değil Türkiye’nin tüm zamanlarına, artık katran bağlamış acı gerçeklerine dair, ustaca yazılmış bir roman.”

her-anlamda-sarsici-bir-roman-529110-1.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız