Maraş merkezli depremlerde dayanışma örneği gösteren Dayanışma Gönüllüleri Derneği, kuruluş kongresini yoğun katılımla gerçekleştirdi. Dernek Başkanı Bozkurt, dayanışmanın önemine vurgu yaptı.

Her basamakta dayanışma örneği
Fotoğraflar: BirGün

Bilge Su YILDIRIM

Dayanışma Gönüllüleri Derneği dün İstanbul’da kuruluş kongresini gerçekleştirdi. Beyoğlu’nda bulunan TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nda gerçekleştirilen kongrede, 6 Şubat 2023’te Maraş merkezli gerçekleşen depremlerde yürütülen dayanışma faaliyetleri değerlendirilirken beklenen İstanbul depremleri gibi olası afetlere nasıl müdahale edilebileceği tartışıldı.

Açılış konuşmasını Dernek Başkanı Cengiz Bozkurt’un yaptığı kongrede Hataylı depremzedeler de konuşma yaptı, Mahalle Afet Gönüllüleri Acil Müdahale Derneği (MAGAMEDER) Başkanı Hüseyin Karadayı ise Toplumsal Temelli Afet Müdahale Planı üzerine sunum gerçekleştirdi.

Burada konuşan Bozkurt, Maraş merkezli depremi anımsatarak şunları söyledi:

‘‘Bizi bir araya getiren şeyin ne olduğu üzerine biraz vurgu yapmak istiyorum. Geleneğimizden aldığımız bir eğitim ve terbiye var. Bu terbiye ve eğitim bizi yanlış yapmaktan uzak tutuyor. Kalbi doğru yerde atan, haksızlığa her yerde karşı çıkan, hayatın her alanında adaleti gözeten, yorulmayan arkadaşlarsınız her biriniz. Bizim geleneğimizde yaptıklarımız pek konuşulmaz. Abilerimiz, ablalarımız yaptıklarını, verdikleri mücadeleyi çok konuşmazdı. Bize de öyle öğretmişler, biz de bunu zaten konuşmak için değil, göstermek için değil, yapmamız gerektiği için yapıyoruz. Dayanışma Gönüllüleri'nin hikâyesi de biraz böyle. Belki çok duymadılar bizi, bizim yaptığımız işleri ama biz de duyulsun diye yapmadık zaten. Gerekli olduğu için yaptık. Kimse bilmese de biz birbirimizi biliyoruz. Bölge halkı gözlerimizden anlıyor birçok şeyi. Dijital dünyada, sosyal medyada etkileşim alalım diye her şeyi kendine mal edenlerden olmadık. Bizim için etkileşim, oradaki insanlarla yemek dağıtırken gözleri gözlerimize değdiğinde, her şeyini kaybetmiş insanların yanına oturup içten içe sessizce ağlarken yaşandı. Kucaklaştığımızda yaşandı, yine yaşanacak.”

RANTA KARŞI DİRENİŞ

Açılış konuşmasının ardından Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Feray Aytekin Aydoğan derneğin faaliyet raporunu sundu. Raporda 1999 Gölcük depreminden 2011’de meydana gelen Van depremine, 2020’deki İzmir depreminden 6 Şubat Maraş depremlerine kadar yıllar içinde gerçekleşen pek çok büyük doğal afette Dayanışma Gönüllülerinin alanda olduğunun altı çizildi. 11 ili etkileyen 6 Şubat depremlerinde temel ihtiyaçların temin edilmesinin yanı sıra çocuklar için kreş, kadınlar için ise sağlık taramaları gibi uygulamaların hayata geçirildiği aktarıldı. Aydoğan, raporunda psikolog, psikiyatr ve sosyal hizmet uzmanı dayanışma gönüllülerinin de alanda olduğunu kaydederken mimar ve mühendis gönüllülerin de bölgede risk taraması gerçekleştirdiğini belirtti.

Aydoğan, “Avukat dayanışma gönüllüsü arkadaşlarımız deprem bölgesindeki belirsizlik ve yaşanılan muhatapsızlık sorunu karşısında bir hukuk komisyonu oluşturdu” diyerek bölgenin ranta açılmasına karşı ilk davayı da Dayanışma Gönüllüleri Derneği’nin açtığını vurguladı.

Hataylı depremzede aynı zamanda Dayanışma Gönüllüsü olan Ece Doğru da depremin üstünden 16 ay geçmesine karşın Hatay’daki birçok soruna çözüm bulunamadığını vurguladı. Doğru, kentteki taş ocakları ve TOKİ projeleri kapsamında zeytinliklerin kesildiğini ve bu sebeple ekolojik talanın gerçekleştiğini belirtti.

Karadayı ise afet durumunda can ve mal kaybını en aza indirmeyi amaçlayan Toplum Temelli Afet Müdahale Planı üzerine bir sunum yaptı. Karadayı, güvenli bir afet müdahale planı ile devlet ve toplumu koordineleri olarak bir arada çalışmasının hayati önemde olduğunu vurguladı. Toplumun afet yönetimine katılabilmesi için etkili bir görev dağılımının gerçekleştirilmesi gerektiğini aktaran Karadayı, şunları söyledi: “Afet terminolojisinde ‘riskin özelleşmesi’ kavramı vardır. Bu, öznel koşulları gözeterek merkezileşmeden olabildiğince yerel bir risk tespiti yapılması gerektiğini öngörür. Her mahallenin hatta her binanın depremden etkilenme biçimi farklıysa buraya yapılacak müdahale de farklı olmalıdır. Dolayısıyla bizim, tabandan örgütlenip etkili bir görev dağılımı sağlamamız şart.”

Ayrıca Karadayı, tarikat ve cemaatlerin AFAD Akreditasyon Sistemi’ni domine ettiğine de dikkat çekti. “Tarikatlar 2011’de gerçekleşen Van Depremi’nden bu yana deprem müdahalesine yöneldiler” diyen Karadayı, AFAD Akreditasyon Sistemi’ne kayıtlı pek çok kişinin tarikat üyesi olduğunu söyledi. Karadayı, “Biz de buna karşı Mahalle Afet Gönüllüleri ve Dayanışma Gönüllüleri olarak AFAD Akreditasyon Sistemi’ne başvuru yapmaya ve gerekli eğitimi almaya başladık” dedi.