Hiç ezenle ezilenin korkusu bir olur mu?
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

Zalimin zulmünün ardında korkusunun yattığını düşünmenin güven verici bir yanı var. Kendi korkumuza hak verdirir. Evet, kibri kadar çapsız korkusu kadar zalimdir iktidar. Sadece bizde değil; büyümek, genişlemekten başka yolu olmayan her türlü iktidar varlığını korkuya bağlamak zorunda olduğundan.

Ama, ezenle ezilenin korkusu farklıdır.

Ezen, yıkılma korkusundan çok, yeterince itaat ettiremediğinde yeterince kapsayıcı olamamaktan korkar. İnşa ettiği düzenin “görkemi” onu da büyüler. En küçük bir muhalefet, ancak fısıldayarak dile gelebilen aykırı bir ses karşısında bu yüzden öfkesi patlar. Kendisini güçsüz gördüğünden değil, “haklı, tanrısal gücüne” nasıl olup da karşı gelindiğine inanamamasından.

Saftirik liberallerin “eleştiriye tahammülsüzlük” sandıkları bu öfke, aslında eleştirilemez olunduğuna dair inançla ilgilidir. Bu nedenledir öfkelendiğine “ahlaksız, edepsiz” diye saydırması; “sen kimsin ya”, demesi, “haddini bil” diye höykürmesi.
Her türlü muhalefeti yok etme çabasının ardında yıkılma korkusundan çok, inşa edilen düzenin sınırlarının bir türlü çizilememesi vardır. Öyle ki, hem bir sınıra ihtiyacı vardır, benden olanlar ve olmayanları belirlemek için; hem de bu sınır sürekli dışındakileri içine alarak genişlemek zorundadır. Demem o ki, RTE için herhangi bir seçimde örneğin %80 oy almak, bir başarıdan ziyade nasıl olup da %20’ nin ona oy vermemesi sorunu olur. Hedef, seçimlerde kullanılan oyların tümünü almaktır. Üstelik diyelim bu oldu, yine duramayacak hemen ülke sınırlarının ötesine doğru genişleme baskısı devreye girecektir.


Bütün yayılmacı iktidarların kendilerini ya doğrudan tanrılaştırmaları (firavun kral), ya tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak tanımlamaları (halife) ya da tanrısal düzenin inşacıları olarak görmelerinin (ABD neoconları) kaynağı da bu süreçtir. Tanrının düzeni evreni kapsar.

Ezilenin korkusu ise doğrudan hayatta kalma korkusudur.. Ezilen, iktidarın çizdiği sınırın dışında kaldığında kendiliğinden yalnızlaşır ve korkusu da somut bireysel korkuya dönüşür. İş bulamamak, işten atılmak, aç bırakılmak, gözaltına alınmak, tutuklanmak ve öldürülmek. Kendisi ve ailesinin başına getirilecek kötülüklerin somut korkusu.
Oysa iktidarı elinde tutanın bireysel korkusu pek olmaz. Kendisine yönelik doğrudan tehditleri bile kendisinden çok kurduğu düzene yönelik tehditler olarak görür. İktidar gücünü saldığı dehşet hissinden alır. En fazla bir kaç araçlık bir korumanın bile yetebileceği güvenlik için neredeyse yüzden fazla araç, helikopter, jammer, drone kullanılması, bütün yol güzergahının kapatılması, korkudan çok güç gösterisidir. Fani bedeninden çok kutsal düzenin korunduğunu işaret eder.
Ezilen korkuyla yalıtılıp, yalnızlaştırıldıkça sayısı milyonları bulan ve fakat kendisini kimsesiz hisseden yığınlar oluşur. Ezen ise aslında bir avuçken yenilmez, baş edilmez bir çoğunluğa dönüşür. gerçekte çok olanların kendilerini az hissetmelerine neden olan korkuyla, azın kendisini yıkılmaz hissetmesini sağlayan korkunun farkı tam da buradan doğar.

Onun da korktuğunu düşünmek, kendi korkumuzun boyunduruğuna girmemizi kolaylaştırır. Hiç de düşündüğümüz gibi korkmuyor, ve amaç onu korkutmaya çalışmak olmamalı. İlkin onun korkusuyla bizim korkumuzun farklı olduğunu kabul etmeliyiz. İkincileyin onun genişlettiği sınırın dışının hala içinden kalabalık olduğunu. Kendisini onun düzeninde güvencede zannedenlerin de aslında dışarda olduklarını görmeleri için çabalamalıyız. Evet, korka korka ama kadim sözdür, korkunun ecele faydası yok. Öyle de ölüyoruz böyle de.