birgün

20° AZ BULUTLU

GÜNCEL 21.05.2020 07:11

Hiçbir korkuya benzemez halkın saltanatının korkusu

Yurttaşların hoşnutsuzluğunu her zaman olduğu gibi beka sorunu ve mağduriyetle geçiştirmek isteyen iktidar son günlerde hiç eskimeyen darbe gündemini yeniden ateşleyiverdi

Hiçbir korkuya benzemez  halkın saltanatının korkusu

ZEYNEP ALTIOK AKATLI

AKP çığırtkanlarının söyledikleri ve tartışmalar akla Will Durant’ın “Bilgimiz, sürekli genişleyen bir cehalet çölünde gittikçe uzaklaşan bir serap gibi” sözünü getiriyor. AKP’nin bilimi ve gerçekleri yok sayarak kendi doğrularıyla yeni bir geçmiş, yeni bir tarih yazarak mağduriyet öyküleriyle güçlenme taktiğine aşinayız. Amin Malouf verdiği bir röportajda toplumun gerçekliğini incelemek yerine komplolar üretmeyi tercih edenlerin bir tür entelektüel tembellik içinde olduğuna işaret eder. Geçmişine, yakın tarihine ve ülkesinin acılarına kulak tıkayarak kendi bugününü akıl almaz bir bilgisizliğin üzerine kurmak, yanlışlara hatta yalanlara dayandırmak elbette geçmişi silmediği gibi bilgiyle hareket edenleri de kandıramıyor.

AYDINLANMA KARŞITI GÜÇLER KULLANIYOR

Ülkemiz tarihinde farklı dönemlerde siyasi ideolojiler üzerinden yaratılan çatışmalar ve istikrarsızlık, aydınlanma karşıtı güçlerce kullanılmıştır. Bugün darbecilikle suçlanan CHP, Cumhuriyet’in kurucu partisi olarak darbe dönemlerinde hedef alınan eşitlikçi, halkçı, özgürlükçü, laik kesimlerin, değerlerin güvencesi olmuştur. Tek partili dönemi –belki de demokrasi yeterince yerleşmeden- sonlandıran; 1960 darbesi sonrasında genel seçime gidişe kapı açan; demokratik yapısıyla, devrimci bir anlayışla 1961 Anayasası’nı benimseyen CHP’yi kendi içinden çıkan –DP ile kopan- sağ görüşlü ve yandaş akımlarla bir tutmak, konjonktür okuyamamak da tarih bilmezliktir.

12 Mart sonrası darbeye karşı istifaları, 80 sonrası partinin kapatılmasını bilmeyenlere hikâye anlatmak kolay. Sendikaların, sol ideolojinin, siyasi partilerin, gençlik örgütlerinin, aydın ve muhaliflerin hedef alındığı bu dönemlerde CHP iktidara her yaklaştığında bir darbe ile sağ iktidarlar korunmuş, CHP zayıflatılmış, hatta kapatılmış, 100 yıllık arşive el konulmuştu.

2012’de İstanbul İl Başkan Yardımcısı seçildiğimde bilgiyle, devrimlerle derdi olan gerici akılların silemedikleri geçmişi unutturmak için aydınları, sol ve sosyal demokrat düşünceyi hedef alışlarını belgelemek üzere bir çalışma yapmıştım. CHP’nin darbe dönemlerinde yitirdiği değerleri, bedel ödeyenleri listelemek değil unutulmaz kılmaktı amacım. Ancak kayıplar listesinin yüzlerce insanımızı içermesi beni bile şaşırtmıştı. Özellikle 1980 darbesini hazırlayan süreçte ve sonrasında birçok demokrasi şehidi verilmiş ve partimiz de doğrudan hedef alınmıştı. Bu kara süreçte çok sayıda CHP il, ilçe ve gençlik kolları başkanı, milletvekili ve belediye başkanlarımız öldürülmüştü. Bahriye Üçok, Muammer Aksoy (bu iki aydınımızın 1961 anayasasında büyük emeği olması da bir tesadüf değil elbette), Ahmet Taner Kışlalı, Zeki Tekiner, Hilmi Soydan gibi yeri dolmaz isimlerin ve nice cinayetlerin, katliamların, işkencelerin, kayıpların faili meçhuldü.

MARAŞ, SİVAS, GAZİ, GEZİ

Ayrımcılıktan, kötülükten beslenenler her dönemde gerici, ihvancı, faşist destekçiler bulmuş, tehlikeli sularda nice katliam üretmiş ve her nasılsa hep cezasızlıkla ödüllenmiştir. Oysa hem Çorum’un, Maraş’ın, Sivas’ın, Gazi’nin, Gezi’nin hem Roboski’nin, hem Başbağlar’ın acısını unutmayan, faillerini soruşturan CHP’dir. İstikrarla tüm teklifleri Meclis’te reddeden iktidar kendi bir adım atmışçasına siyasi ikbal uğruna CHP’yi bir yandan Dersim’le suçlarken diğer yandan Kürtlerin seçilmiş temsilcilerini tutuklar, kayyum atar, Kürtçeyi kendi beğendiği birilerine serbest bırakırken Kürtçe şarkılar söyleyenleri terörist ilan eder. Birileri akıl almaz bir kinle İbrahim Gökçek’in cansız bedeninden intikam almak için mezar kazıp ateşe vermeyi beklerken vicdanlar kör, bir ailenin yaşam güvencesi ayaklar altında. Her nasılsa darbeyi hep CHP’yle, barışı hep terörle dillendirerek sonsuz acılar coğrafyasında sağ, gerici, Cumhuriyet karşıtı akımlar, iktidarlar dimdik ayaktalar.

“CAHİLE ANLATAMAZSIN ZATEN BİLİYOR”

Octavio Paz "Cehalet ile bilgisizlik farklı şeylerdir; bilmeyene anlatırsın öğrenir, ama cahile anlatamazsın çünkü o zaten biliyordur" diyor. Tüm kavramlar tüm tanımlar öksüz bugünlerde. Darbe nedir? diye bir an düşünen yok. Darbelerde ön saflarda olanları koruyan kim? “Darbelerle hesaplaşacağız” diyerek ikinci Cumhuriyetçi liberallerin desteğiyle iktidara gelenlerin ilk işi; sözde 12 Eylül yargılamalarında Erdal Eren’in annesinin, İlhan Erdost’un ailesinin müdahillik talebini reddetmek olmuştu. İktidarın güçler savaşı hala birbirini suçlayan atanmışlar arasında sürüyor. Gösterişli ama işlevsiz istifalar, bakanları görevden almalar konuşulmuyor. 15 Temmuz girişiminin araştırılması için komisyon kurulmasını bile istemez ve oy birliğiyle reddederken Sivas Katliamı’nın elinde benzin bidonu insan yakmaya giden katilini serbest bırakan, CHP Gençlik Kolları Başkanı Eren Yıldırım’ı "PKK’nın Van’da uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği saldırıyı CHP’liler Adana’da hakaret ve yumrukla yapmıştır" cümlesiyle hedef gösteren akıl karşısında, suçlu hep CHP. Gerçek suçluları araştırmaya cesareti ve gönlü olmayanların en kullanışlı silahı bilgisizlik, tutarsızlık, muhakemesizlik. Yeri geldiğinde terörist, yeri geldiğinde darbeci hep muhalefet. Elbette en çok da CHP.

MEDYAYA UYGULANAN BASKI

Darbe dönemlerinde medyaya sansür uygulanır, yandaş yayınlar/propagandalar devrededir. Gazeteciler, sivil toplum temsilcileri, muhalif aydınlar tutuklanır. Yargı kontrol altına alınır. Örneğin ölüm orucunda ölen bir cana duyarsız kalmayan hâkim hızla görevden alınır. Eğitim, finans, yargıda yandaş kadrolar üst kademelerde görevlendirilir. Eğitim müfredatında “yeni bir tarih” yazılır, yakın tarih anlatılmaz, gerici müfredat düzenlenir. Kültür ve sanat yaşamı baskılanır. Kolluk, güç aygıtları, muhbirlik statü sebebidir. Sendikalara, STK’lara savaş açılır. Tüzükleri değiştirilir, kapatma girişimleri hızlanır. İdam çığırtkanlığı gündemdedir.

Ekonominin kötüye gittiğini işaret etmek örneğin “dolar yükseliyor” demek bile yasaklanır. Taşıma kitlelerle görkemli hitaplar yapılarak güç algısı yaratılır. En küçük demokratik gösteri, direnme hakkı orantısız şiddetle önlenir. Kullanışla, yandaş suçlular affedilir. Demokratik muhalefete toplumu kin ve nefrete teşvik etmek suçuyla açılan soruşturmalar alenen hedef gösteren toplumu kin ve nefrete teşvik edenler, sokak ortasında soru soran gence silah çeken siviller, katliam ve iç savaş çığlıkları açan yerli ve milli yandaşlar için kullanılmaz. Bu tablo tanıdık geliyor mu? Bu gerçeklerin karşısında mücadele eden CHP nasıl oluyor da darbe planlıyor?

Ne oldu da yine CHP’liler darbeyle suçlanmaya başladı? Özgür Özel, Canan Kaftancıoğlu gibi partinin etkin ve toplumsal karşılığı yüksek isimleri iktidarın zayıfladığını, yakında gideceğini söylemeleriyle oluşan rahatsızlık adım attırıyor. İktidarın sonunun görünen olumsuz etkiler nedeniyle beklenenden de hızlı olacağını söylerken ‘seçimle ya da erken/baskın seçimle gideceklerini’ vurgulanmasıyla ‘yazılmış tarih’ bilgileri üzerinden niyet okumalar ve hedef göstermeler devreye alındı. Sonuç: Sevda Noyan "50 kişiyi öldürecek silahımız var. Ben 3-5 kişiyi listeledim." Cübbeli Ahmet "iki bine yakın selefi dernek silahlandı." Fatih Tezcan "Sokağa çıkarsak karınızı çocuğunuzu nasıl koruyacaksınız? Milyonlarca kişiyi öldürürüz." Bu açık tehditler isim vererek cinsiyetçi saldırmalar, tecavüz arzuları masum ama “iktidar gidiyor” demek suç. Savcılar neyi bekliyor, katliam yapmalarını mı?

“Yüzde 50’yi evde zor tutuyorum” demenin müdahale, darbe çağrışımı yokken gidecekler demenin suç olduğu koşulda yakında seçimlerin iktidarı indirmek için darbe girişimi olduğunu duyarsanız şaşmayın.

Unutmayın “Hiçbir korkuya benzemez halkın saltanatının korkusu”* “Son askeri darbeden birkaç cılız alkış kaldı.”**

*Nazım Hikmet
**Metin Altıok

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız