birgün

18° AÇIK

Hiçliğe musallat olan resimler

KÜLTÜR SANAT 04.11.2021 09:50
Hiçliğe musallat olan resimler
Abone Ol google-news

İbrahim Karaoğlu

Hiçliğin kıyısındaki bir sessizlikte, içindeki bitmeyen arayışların döngüsüyle başlıyor Necmettin Özlü’nün resimleri. Önce, hiçlik tanımlıyor bembeyaz tuvali; henüz yüzeyde görüngüye dönüşmeden hiçbir şey; imgeler, semboller, çizgiler ve renklerin dili belirmeden. Her şey orada, bembeyaz ıssızlığın içinde saklıyken; bilmediklerimiz, görmediklerimiz daha hiçlikle tamamlarken kendini. Sanki üzerine notalar dökülmüş bir partisyonu kendine özgü imgelerin tasarımladığı düşünme alanına dönüştürür gibi yoğunlaşıyor tuvallerinin yüzeyine. Ve varoluşsal telaşları, kırılganlıkları, kaygıları, düş bozumlarını, geçmişin izlerini, korkuları, sevinçleri, hüzünleri sorgulayarak giriyor resminin içine. Bilinçsiz, duyumsuz, belleksiz olma hallerinin varlık ve hiçlik arasındaki arayüzlerini dönüştürüyor resme. Karşıtlıkları hem figürlerle hem de renklerle tercüme ediyor. Tuvallerdeki izler çağrıştırdıklarıyla, düşlerinin göstergesi imgelerle kimlik kazanıyor. Ve her resmi, varlık ve hiçlik arasındaki karşıtlıklar üzerinden oluşturuyor algısını. Hiçliğin varlığa oranıyla şekillenen bellek görüngüleri bu resimler. Her şey tuvalindeki renklerin, çizgilerin, dokuların, lekelerin içsel değerleriyle belirginleşmeye, biçimlenmeye, dillenmeye başlıyor.


GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİL

Hiçbir şey göründüğü gibi değil; resimlerindeki çağrışımlarda gizli her şey. Hiçliğin görünmeyen yüzünün kıyısında şekillenmiş resimler. Her biri izleyicisine göndermeler yapan imgeler tutanağı. İzleyicisini sorgulayan anımsatmalar gibi. Ve Jean-Paul Sartre’ın söylemiyle “varlığa musallat olmuş hiçliği” sorguluyan resimlerle dolu tuvalleri. Resimlerin mahremiyeti sessizce dokunuyor bakışlarımıza. Her bakışımızda yitirdiklerimizin yokluğu dokunuyor içimize; hiçliğe biçim vermek değil, yokluğa, görünmezliğe ve yitene dokunmak onunkisi. İçimizden hiçliğe doğru akan korkuyla yüzleştirip, yaşama ve hesaplaşma sevincini deneyimletiyor yapıtlarıyla. İzleri yiten şeylerin boşluğunu sorguluyor. Hiçlikten bir parantezin içindeki anlam boşluğu değil ona göre yaşam; en az resimlerinin içindeki renkler, ışıltılar ve anlamlar kadar dolu. O, yaşamın anlamını anımsatmak için çekiyor izleyicisini hiçliğin kıyısına. Ve en umutsuzluğumuzda bizi sarmalayan hiçlikle hesaplaşıyor.

SENFONİK BİR AHENK

Kimilerine göre karanlığı, boşluğu çağrıştırır hiçlik, oysa Özlü’ye göre; bizi saran gerçeklikten saklı kalan, resminin içinde sorgulanan bir kavram. Belki de boşluğun ve karanlığın içimizdeki huzursuzluğunu sorguluyor… Resimlerin derinliğinde karşılaştığımız imgeleri, şiirleri duyumsadıkça içimizde yiten bir duygu boşluk. Kendimizle buluştuğumuz bir eşikte, yeni bir görme biçimiyle, çağrışımların parıltısıyla karşılıyor bu resimler; biçimleri yeni anlamlar üzerinden okutuyor; ötesi hiçlik…

Her bir resmi, serginin bütününü kendi içsel değerleriyle tamamlayarak senfonik bir ahenk oluşturuyor. Resimlerinin her birinin sırrı diğerinin de içinde dolaşıyor. İnsan yaşamının kırılganlığına ve sonluluğuna hiçlik üzerinden göndermeler yapıyor. Yapıtları, ona özgü göstergeleri, düşleri, düşünceleri barındıran; kendine özgü imgelerin varsıllığıyla oluşmuş büyük bir sözlük gibi. Ve içindeki her şey onun esinleriyle, ruhuyla, benliğiyle mühürlü resimler. Yeni arayışlarla genişletiyor yaratıcılığının sınırlarını.

Onun resmini yalnızca bugüne kadar yaptıkları değil, bundan sonra yapabileceklerinin de uçlarını ele veriyor. Her sergisi yeniden tanımlıyor sanatını. Hep açık uçlu resimlerin peşinde ve hep yeniden deneyerek gerçekleştiriyor kendini. Biçemsel kimliğini hiç yitirmeden, kendine özgü evrensel bir görsel dille yeniden üreterek sürdürüyor yapıtlarının döngüsünü.

Son resimlerinden oluşan “Hiçliğe Dokunmak” adlı sergi 22 Ekim’de, Ankara Soyut Galeri’de açıldı. 10 Kasım’a kadar sürecek. Daha önce görsel okumalarını yaptığım resimleri bir kez de galeride izledim. Albert Camus’nün, “Yabancı” romanındaki “Hiçlik kadar insanın ruhunu ezen başka hiçbir şey yoktur" aforizması dolanıp durdu belleğimde. Ve bir kez daha sevdim Necmettin Özlü’nün hiçliğe karşı yaşamı savunan resimlerini.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol