birgün

17° AÇIK

BİRGÜN KİTAP 20.12.2019 10:20

Hidayet romanlarından Pop-İslam’a

Son kırk yılda İslami hareketin sahip olduğu ekonomik ilişkilerin değişmesiyle ve iktidarı ele geçirmesiyle birlikte kamusal alana müdahale etme biçimleri değişmiştir. Ancak değişmeyen şey gündelik hayat pratiklerinden kültürel hayata kadar tüm yaşam alanlarını İslamileştirme amaçlarıdır

Hidayet romanlarından Pop-İslam’a

OĞUZCAN ÜNLÜ

Türkiye’de İslamcılık, kamusal alana sürekli müdahale etmek istemiştir. Bu çerçevede kamusal alan İslamileştirilecek ve Batıcı modernitenin zararlı etkilerinden arındırılacaktır. Kültürel faaliyetler de İslamcılık için bu mücadele anlayışı içerisinde ele alınmıştır. Ancak kültüre dönük İslami müdahale tarihsel seyri içerisinde her zaman aynı biçimde olmamıştır. İslamcılar geçmişin hidayet romanlarında başka tarzda kamusal alana müdahale etmeye çalışırken bugünün Pop-İslam’ında başka tarzda müdahale ediyorlar. İslamcılığın iktidarla kurduğu ilişkilerin farklılaşması ve ekonomik niteliklerinin değişmesi İslamcıların kültürel alana müdahalesindeki farklılığın temelini oluşturuyor.

HİDAYET ROMANLARI

Hidayet romanları bireyi, kamusal alanı ve bir tür olarak romanı 'İslamileştirme' amacı taşıyan, estetik kaygısı pek bulunmayan, İslami ahlakın ve yaşam biçimi değerlerinin yansıtıldığı tezli edebiyat ürünleridir. İlk örnekleri 1960’lı yılların sonlarında ortaya çıkmış, 1970’li yıllarda üretimi hızlanmış ve nihayet 1980’li yıllardan epey popülerleşmiştir.

İlk örneklerinden Hekimoğlu İsmail’in yazdığı Minyeli Abdullah (1967) ve Şule Yüksel Şener’in yazdığı Huzur Sokağı (1969) onlarca baskı yapmış popüler romanlardır. Hidayet romanları hakkında Türkiye’de İslamcılık ve İslami Edebiyat: Toplu Hidayet Söyleminden Yeni Bireysel Müslümanlıklara adlı kapsamlı çalışması bulunan Kenan Çayır “Bu romanlar Batılılaşmanın getirdiği problemler ve bunlara karşı sunulan İslami çözümler çerçevesinde kurgulanır” demektedir. Hidayet romanları kendisini Kemalist, Batıcı modernleşme projesinin doğrudan karşısında konumlandırır. Onunla hesaplaşmak ve onun zulmünün altında mağduriyetler yaşayan Müslümanların dertlerini anlatma amacını taşır. Yine Çayır’a göre “(…) edebiyat alanı, hidayet romancılarına 'hegemonyaya' karşı mücadele verilen bir alan olarak görülür. Romancılar, Cumhuriyet romanının sebep olduğu 'ahlaki çürüme'nin ancak 'gerçek bir edebiyat' ile onarılabileceğini savunurlar.” Bu anlamda hidayet romanları 'onlar' ve 'biz' şeklinde ikili bir karşıtlık üzerinden inşa edilir. Bir tarafta yoz, Batıcı, çürümüş ilişkilere sahip modern yaşam ve onun edebiyatı (onlar) varken diğer tarafta İslami değerlere sahip, gerçek, huzurlu, örnek bir hayat ve onun edebiyatı (biz) vardır.

Hidayet romanlarında modern yaşama sahip karakterlerin örnek İslami değerlere sahip başka bir karakterle tanışıp, ondan etkilenerek hidayete ermesi ve sonrasında İslami değerleri benimsemesi süreci anlatılır. Hidayet sahibi karakter erkektir, hidayete eren karakter ise kadındır. İslami bilgisiyle erkek, kadını hidayete erdirir konumdadır. “Hidayete erdiği andan itibaren erkek eliyle yeni hayat biçimine giren kadın, hayatta nasıl yaşaması gerektiğini de erkekten öğrenmektedir.” Örneğin, Şerife Kartırcı tarafından yazılan Müslüman Kadının Adı Var (1988) -Duygu Asena’nın Kadının Adı Yok (1987) romanına karşı yazılmıştır- romanında Dilara İslam’ı İbrahim’in aracılığıyla öğrenir ve İslami hayatı seçerek hidayete erer. Roman Dilara ve İbrahim’in Mekke’de evlenmesiyle son bulur.

DEĞİŞEN NİTELİKLER

1990’lara gelindiğinde Türkiye’de İslami hareketin iktidarla kurduğu ilişki ve sınıfsal niteliği değişime uğramıştır. 12 Eylül 1980 darbesiyle devlete içkin olarak güçlendirilen ve ilerleyen yıllarda kamusal alanda görünür olmaya başlayan İslami hareket, 1990’larda siyasal iktidara ortak olur güce ulaşmıştır. Refah Partisi 1994’te yerel seçimlerde, 1995’te ise genel seçimlerde birinci parti olmuştur. Aynı zamanda İslamcılar orta sınıflaşmaya başlamış ve tüketim kültürleri değişmiştir. Sivil toplum tartışmaları önemsenmiş ve üniversite mezunu sayısı artmıştır. Örneğin, Nokta Dergisi 1993’te “Boğaziçi’nin Modern İslamcıları” adlı dosya konusuyla Boğaziçi Üniversitesi’nde eğitim gören İslamcı öğrencileri ele almıştır. Kendileriyle röportaj yapılan Boğaziçili İslamcı öğrenciler Necip Fazıl’ın yanında Pınar Kür de okuduklarını belirtmişlerdir. Bu öğrenciler arasında bulunan Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak “İslami bir devrim teorisine karşı çıktığını” belirtmiştir. Vestel’de yöneticilik, Çalık Holding’de genel müdürlük yapan Serhat Albayrak bugün Turkuvaz Medya Grubu’nda üst düzey yöneticidir.

Bu atmosferde, 1980’lerdeki hidayet romanı biçimi popülerliğini yitirmeye başlamıştır. Bugün Star Gazetesi’nin tetikçilerinden Ahmet Kekeç’in Yağmurdan Sonra (1999) romanı ve bugün TRT’de belgeseller hazırlayan Halime Toros’un Halkaların Ezgisi (1997) romanı, karakterleri ve kurgusuyla bu değişime örnektir. Yağmurdan Sonra’nın Murat’ı ve Halkaların Ezgisi’nin Nisa’sı 1980’lerdeki hidayet romanı karakterlerine benzemez. Ne Murat bir kadını hidayete erdirip Müslüman bir erkek olarak görevini yapacaktır, ne de Nisa bir erkek aracılığıyla hidayete ermekle yetinip huzura erecektir. Dönemin İslamcı dergilerine bakacak olursak, Bilgi ve Düşünce dergisinin 2003 sayısında Ahmet Mercan “(…)Yağmurdan Sonra romanı son yirmi yılın özeleştirisini yapıyor. Kişilerin şahsında bir camianın öyküsü” demektedir. Değişim dergisinin 1998 sayısında ise Nuran Akkuş Halkaların Ezgisi’nden “(…) bizi anlatıyor, bizim en dip, en korkulan ve en gerçek yüzümüzü” diyerek bahsetmektedir. 1980’lerin hidayet romanlarının katı tezli yapısı yerine, 1990’ların sonlarında daha liberal denebilecek edebiyat ürünleri ortaya çıkmaktadır.

POP-İSLAM

2000’li yıllarda 'gömleğini çıkarttığını' iddia ederek neoliberalizmle ve küreselleşmeyle bütünleşen İslamcılık, AKP ile 2002’de tek başına iktidar olmuştur. Devlet erkini elinde tutan İslamcılık aynı zamanda İslami burjuvaziyle kendini iyiden iyiye göstermiştir. İslamcılar üniversite mezunu olmaktan kendi üniversitelerini açmaya terfi etmiştir. Bu süreçte İslami değerler içeren kültür ürünleri çeşitli popüler formlara sahip birer tüketim nesnesine dönüşmüştür. Gülçin Özge Tan’ın Ayrıntı Dergi 24. sayısında çıkan 'Pop İslam' yazısında vurguladığı gibi, “Küreselleşme ve küre-yerelleşmeyle birlikte dayatılan değil talep edilen bir hale bürünen yeni yaşam biçiminde gündelik hayat İslami referanslarla düzenlenmiş, zevkler İslamileştirilmiştir. Böylelikle İslam’ın geleneksel yorumlanışı yerini burjuva güdümlü popüler bir kültür algısına bırakmıştır.” İslami popüler kültürel ürünler kamusal alanda hiç olmadığı kadar görünür olma fırsatı yakalamıştır. Samanyolu TV’nin Sır Dünyası, Sırlar Kapısı, Beşinci Boyut gibi 'Sırlı Diziler'i, TRT’nin Diriliş Ertuğrul, Payitaht Abdülhamit gibi dizileri, Elif Şafak’ın Aşk’ı, Uğur Koşar’ın Allah de Ötesini Bırak’ı, İskender Pala kitapları, İslami mizah dergileri, Ahsen TV röportajları, Ateist genci birkaç dakikada Müslüman yaptıklarını iddia eden Youtube kanalları gibi örnekler çoğaltılabilir. Bu dönemde İslami kesim içerisinden çıkan ve moderniteyle pek karmaşık ilişkilere sahip -Murat Menteş, Hakan Albayrak gibi- edebiyatçılar da popülerleşmiştir. ,Tüm bu popüler kültür ürünleri 1980’lerin hidayet romanlarından farklı olarak Asr-ı Saadet (peygamber dönemi) özleminin değil İslami/neoliberal bir kültür endüstrisinin parçasıdırlar. 1990’larda roman yazan Ahmet Kekeç ve Halime Toros ise AKP iktidarıyla kurulan düzenin içerisinde kendilerine yer bulmuşlardır.

İslamcı siyasi iktidar altında bir yandan İslami ürünler artış göstermiş diğer yandan seküler alan daraltılmaya çalışılmıştır. Sansür, otosansür, tiyatroların ve çeşitli sanat alanlarının kapatılması ya da kapanmaya zorlanması ve kentin sembolik alanlarına İslami damga vurulmaya çalışılması unutulmamalıdır.

SONUÇ

Son kırk yılda İslami hareketin sahip olduğu ekonomik ilişkilerin değişmesiyle ve iktidarı ele geçirmesiyle birlikte kamusal alana müdahale etme biçimleri değişmiştir. Ancak değişmeyen şey gündelik hayat pratiklerinden kültürel hayata kadar tüm yaşam alanlarını İslamileştirme amaçlarıdır. İslamcılar bugün devlet ve sermaye gücüyle bu amaçlarını gerçekleştirme mücadelesi vermektedirler.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız