Hindistan’ın Demokratik Diktatörlüğü

16.09.2019 07:50 DÜNYA
Başbakan Narendra Modi iktidarında Hindistan köklü bir değişim yaşıyor; Hindistan’ın bağımsızlığından bu yana korunan kurumlara, teamüllere, adetlere saygısı olmayan bu rejim, Mahatma Gandi’nin özgürleştirmek için çabaladığı ülkeyi yakında ortadan kaldırabilir

SHASHİ THAROOR

Narendra Modi hükümeti ikinci döneminin ilk yüz gününü tamamladı. Hükümetin icraat karnesi kırık olsa da Modi hâlâ son derece popüler bir siyasetçi. Bu durum Hindistan demokrasisi açısından hayra alamet değil.

Modi hükümeti yanlıları görünüşe göre baskıcı yasaları destekliyor; son dönemde yürürlüğe giren yasalar arasında Müslümanların ‘üç talak” usulü boşanmasının suç sayılması da var. Modi’nin son dönemdeki diğer bir icraatı da Cammu ve Keşmir’in özel bölge statülerinin iptal edilmesi. Halbuki bölgelerin statüsü Hindistan anayasasının 370. maddesince korunuyor. Bu yeni karar alınırken müthiş bir devlet baskısı uygulandı, siyasi liderler tutuklandı, telefon ve internet bağlantıları kesildi. Düdüklü tencerenin kapağı açılınca ne olacak, kimse bilmiyor. Fakat çoğu Hintli hâlâ yönetime destek veriyor.



HİNT EKONOMİ'Sİ DÜŞÜŞTE

Modi’nin destekçilerinin ekonomi konusunda söyleyecek pek bir şeyleri yok. Ekonomi serbest düşüşe geçmiş vaziyette ve dini gruplar arasında ilişkiler hiç bu kadar gergin olmamıştı.

Modi’nin popülaritesi eleştirmenlerin kafalarını karıştırabilir. Geliştirdiği çözümlerin yarardan çok zararını gördük. Örneğin, Hindistan para biriminin 2016 yılında %86 oranında devalüe edilmesi, Hindistan ekonomisinin tarihi boyunca aldığı en ağır darbeydi. Milyonlarca kişi işsiz kaldı, ekonomik büyüme olumsuz etkilendi. Fakat görünüşe göre birçok seçmen için bu önemsiz. Modi, Hindistan’ın karmaşık problemlerine cüretkâr çözümler geliştiren kararlı bir lider olarak görülüyor.



TANIDIK BİR YÖNETİM ŞEKLİ

Halkın tavrı Hindistan’da da birçok insan için kafa karıştırıcı. Karşılarında Hindistan siyasetinin tüm medeni teamüllerini yıkan bir başbakan var. Muhalefet liderlerine yönelik uyduruk suçlamaları takip etmek için polisleri salıyor, bölücü söylemlere girişerek Müslümanları da azınlıkları da korku içinde bırakan bakanlara destek çıkıyor ve medyayı öyle bir tehdit ediyor ki; medyada yönetimin tasvir ediliş şekli Hindistan demokrasisi için tam bir yüzkarası.

Hindistan parlamentosu tarihinde ilk kez daimi komisyonlar kapatıldı – bu çift partili geleneğe göre ana muhalefet partisinden bir kişi Dış İlişkiler Komisyonu’na başkanlık ediyordu (geçmişte ben de bu koltukta oturdum). Şimdi ise Modi’nin partisi bu anlamda ‘kendi kendini denetleyeceğine’ karar verdi.
Modi hayranlarının çoğu için bu çirkin otoriter hamlelerin önemi yok. Onlara göre, on yıllardır süregelen ‘yumuşak kalpli demokrasiden’ ve koalisyon yönetimlerinden sonra ‘sert’ bir lidere ihtiyaç var. Hindistan’ın demokratik sistemine inancı olan insanlar şimdi görüyor ki, ülkede demokrasinin temelleri düşünüldüğünden daha zayıf olabilir.

Hindistan coşkulu milliyetçiliğin pençesinde – gerçek ya da hayali tüm Hint başarılarıyla övünülüyor, en ufak siyasi görüş ayrılığı dahi ‘gayri-milli’ ve hatta ‘fitne’ ilan ediliyor. Neredeyse tüm bağımsız kurumlar işlevsiz bırakıldı ve hükümetin sonsuz gücünün maşası haline getirildi.
Bu konu vergi dairesi özelinde pek de şaşırtıcı olmuyor. Fakat mali denetimler, kolluk kuvvetleri, istihbarat mekanizmaları, yargı ve hatta Seçim Komisyonu gibi en bağımsız kurumlar dahi şu günlerde bu endişelere konu oluyor.



BİATA DAYALI DÜZEN

Modi iktidarında siyasi özgürlük artık bir erdem değil. Toplumsal düzenin yeni ölçütü kontrol ve biat. Bilim adamı ve yorumcu Pratap Bhanu Mehta’nın kısa süre önce söylediği gibi, “Toplum ve özel sektörün topyekûn devletin borazanı olduğu başka bir dönem hatırlamak güç.”

Modi iktidarında toplumsal gruplar arasındaki ilişkiler tabii ki kötüleşti. Hindistan’ın Müslüman nüfusu öyle dışlandı ki hükümetin en koyu destekçileri bile bunu itiraf ediyor. Hindistan 3000 yıl boyunca tüm halklara ve inançlar için güvenli liman oldu. Bugün ise Myanmar’dan kaçan Rohingya Müslümanlarına kapıyı kapatıyor, yayınladığı nüfus kayıtlarında 1971 yılında Hindistan’a mülteci olarak giren milyonlarca Müslümanı ve çocuklarını yok sayıyor. Söylentilere göre, azınlıkların aile içi hukukunu koruyan yasaları devreden çıkaracak, misyonerlik faaliyetlerine ket vuracak ‘din değiştirme’ yasaları üzerinde çalışılıyor.
Bağımsızlıktan bu yana korunan kurumlara, teamüllere, adetlere saygısı olmayan bir hükümetin, Hindistan’ı gözlerimiz önünde değiştirişine tanıklık ediyor. Görünüşe göre tek önemli olan şey ‘cesaret’.

Benim gibi liberal demokratlar için asıl endişe verici olan, Hindistan halkının gerçekten de bunu istiyor olma ihtimali. Mehta’nın da sorduğu gibi “Gücün, kontrolün ve milliyetçiliğin bu denli yüceltilmesi, bir şekilde içimizdeki en derin arzulara hizmet ediyor olabilir mi?”
Her hâlükârda, Modi’nin 5 yıllık ikinci döneminin ilk yüz gününde olup bitenlere baktığımızda görüyoruz ki, Mahatma Gandi’nin özgürleştirmeye çalıştığı Hindistan pek yakında yok olabilir.

Çeviren: Fatih Kıyman
Kaynak: Project Syndicate