Google Play Store
App Store
Hızla tükenen insanlardandı
Fotoğraf: BirGün

Turgay OLCAYTO

Ülkemde hızla tükenen güzel insanlardan biriydi Altan Öymen. Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni dolu dolu yaşamış, ömrü boyunca Cumhuriyetin kazanımlarını savunmuş değerli bir gazeteci ve politikacıydı. Gönül verdiği Cumhuriyet Halk Partisi’nde kendisine verilen her göreve büyük bir aşkla koşmuş, parlamentoda milletvekili seçilmiş, bu siyasi partinin grup başkan vekilliğini üstlenmiş sonuçta genel başkanlığa kadar yükselmişti. Ama dedik ya, ülkemde daha evvel bilgiyle dolu, alçak gönüllü bir insanın siyasette başarılı olması kolay değildir. Hatta diyebilirim ki, mümkün değil. 1950’lerle başlayan din sarmalında yalan, dolanla yürüyen siyasetin içinde erdemli kalmak gerçekten fevkalade güçtür. İşte Altan Öymen bunu becerdi. Hep siyasetin içinde kaldı, hem de bilgisini, görgüsünü cömertçe etrafındakilere dağıtmaya devam etti.

Almanya’da ajansçılıkla başladığı gazeteciliği Türkiye’de daha sonra çeşitli gazetelerde görev yaparak sürdürdü. Almanya’da Türkiye Büyükelçiliği’nde basın ataşeliği yaptı. 1977 yılında CHP’den Ankara Milletvekili olarak Parlementoya girdi. Aynı yıl Bülent Ecevit hükümetinde Turizm ve Tanıtma Bakanı oldu. 80 darbesinden sonra yeniden asıl mesleği olan gazeteciliğe döndü. Bir süre Cumhuriyet’te yazdı. Daha sonra Milliyet’e Yayın Kurulu Üyesi ve yazar olarak katıldı. 1985-1995 arasında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü, Başyazar ve İdare Meclisi Üyeliği yaptı. Sonraki yıllarda Radikal Gazetesi’nde ve Cumhuriyet Gazetesi’nde yazılarını sürdürdü.

∗∗∗

Buraya kadar Altan Öymen’in kısaca çalışma hayatıyla ilgili bilgi vermeye çalıştım. Şimdi benim sevdiğim bir dost olarak tanıdığım Altan Öymen’den bazı notlar düşmek isterim. Tanıdığım en kibar ve titiz insanlardan biriydi. Titizliği, çalışma yaşamında da kendini gösterdi. Her yazısını ölçer, biçer, doğru bir noktaya oturttuktan sonra yayına verirdi. Beraber yaptığımız birçok gezide Altan Öymen’in yörenin insanları tarafından ne kadar sevildiğini görmek benim için şaşırtıcı olmaktan çıkmıştı. Kendisine “Altan Bey” denilmesinden sen “Altan Abi” diye hitap edilmesinden daha çok hoşlanırdı. Halkın arasına girmek, onlarla konuşmak, sohbet etmek Altan Öymen’in en büyük keyiflerinden biriydi. Şimdiki iktidarın zaman zaman “Eski Türkiye’de bir şey yoktu” sözlerine karşılık en doğru yanıtı Altan Öymen uzun bir emek sonunda ortaya koyduğu kitaplarında vermiştir. O kitaplar ki, kendi çocukluğundan başlar; “Öfkeli Yıllar” diye tanımladığı 50’li, 60’lı yıllardan başlayarak günümüze dek getirdiği kitaplar bence eski Türkiye’yi anlamak açısından okurlar için, özellikle gençler okurlar için bir hazine değerindedir. Doğan Yayınları’ndan çıkan kitaplar genç, yaşlı bu ülkeyi doğru bir biçimde anlamak isteyen tüm bireylerin mutlaka okuması gereken nesnel yazılarla doludur. Kitaba yerleştirilen fotoğraflarla da bir anlamda o dönemleri yansıtan paha biçilmez birer belgeseldir.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yerel gazetecilerle düzenlediği seminerlere birlikte katıldığımız oldu. Mesela Yalova’ya yaptığımız bir gezi bunlardan biriydi. Seminerin yapıldığı salona girdiğimizde beş sivil polisin orada olacağından elbette haberimiz yoktu. Biz aldırmadık. Konuşmacılarımız konuşmalarını yaptılar. Altan Abi konuştu, ben konuştum. Diğer konuşmacılar birer birer kürsüde yer alıp bildirilerini sundular. Toplantı bittikten sonra Altan Abi’yle beni Bandırma’ya bir konferansa çağırmışlardı. Dolayısıyla ekibin otobüsüne binmedik. Onlar İstanbul’a dönerken biz de Altan Abi’yle Bandırma’ya döndük. Bandırma’da bizi yine 2-3 polis karşıladı. Bir komiser kibar bir tavırla “Efendim” dediler biz siz gelmeden salonu aradık. Herhangi bir engel yok, her şey hazır saatinde toplantıya başlayabilirsiniz. Altan Abi de komisere döndü. “Sizi de bekleriz, buyurun içeride siz de oturabilirsiniz” dedi. Komiser aynı kibar tavrıyla “Hayır efendim, içerde olmayacağız dışarda olacağız.” Evet, iki emniyet müdürlüğü arasındaki farkı hayretle izlemiş olduk.

∗∗∗

Altan Öymen kardeşi Örsan Öymen’in her yıl ölüm gününde yeğeni Prof. Dr. Örsan K. Öymen’le birlikte mezarı başında bir tören düzenlerdi. O törenlerde beraber olurduk tüm aileyle. Sonrada bir otelin lobisinde çay, kahve içip sohbet ederdik. Örsan Öymen de çok iyi bir muhabir, çok iyi bir dış politika yazarı ve mesleğinde çok sevilen bir insandı. Ne yazık ki onu çok erken yine bir temmuz ayında kaybettik.

O kadar çok anı birikmiş ki, Altan Öymen’le belleğimde. Onların çoğunu da kendime saklamak istiyorum. Hıfzı Topuz gibi, Nail Güreli gibi, Yaşar Kemal gibi, Niyazi Dalyancı gibi özel dostlarımdan biriydi Altan Öymen. Ailesine çok düşkündü. Bir gün telefonda konuşurken şöyle dedi Altan Abi, “Kızımı çok özlüyorum. Nicedir görüşemedik.” Ben de bu söze takıldım. Aslı Öymen’i aradım. Ya dedim baban şunları söyledi. Bir kahkaha patlattı Aslı: “Yaa biz altlı üstlü oturuyoruz, nasıl görmüyormuş beni” dedi ve gülüştük. Altan Öymen’i de o keyifli hallerini de çok ama çok özleyeceğim. Her zaman güler yüzlü, her zaman nazik, esprili kısaca bu toplumda gerçekten nadir bulunan insanlardan biriydi. Yolun aydınlık olsun sevgili Abim.