birgün

13° KISA SÜRELİ HAFİF YOĞUNLUKLU YAĞMUR

Hrant için adalet için!

Hrant’ı öldüren suçluyu “nefret suçunun kurbanı” olarak tanımlayan metinler paylaşılırken arkasındaki söylemi düşünmek boynumuzun borcu.

GÜNCEL 23.01.2022 10:50
Hrant için adalet için!
Abone Ol google-news

Yeşim Kaptan*

19 Ocak 2007, saat 3’te Türkiye sadece çok iyi bir gazeteciyi değil, aynı zamanda çok büyük bir değerini yitirdi. Öldürülmesinin ardından 15 yıl geçti, maalesef yukarıdaki talep (Hrant için, adalet için) değişmedi. Çünkü halen Hrant için adaleti sağlayamadık. Ne yüreğimizin sızısını ne de gözümüzün yaşı dindirebildik. Hrant’a olan son borcumuzu ödeyemedik. Geçen yıl salgın nedeniyle sanal ortam üzerinden yapılan anma bu yıl hem fiziksel bir mekânda (Agos Gazetesi önünde) hem de sosyal medyada yapıldı. Hrant’ın öldürülmesini, sevdiklerinden, toprağından, vatanından ve okuyucularından koparılmasını ve aramızdan erkenden alınmasını düşünürken sosyal medya dolaşan bir anma metni gözüme çarptı. Hrant’ı öldüren suçluyu “nefret suçunun kurbanı” olarak tanımlayan metinler sosyal medyada paylaşılırken bunun arkasındaki söylemi düşünmek boynumuzun borcu oldu.


Bir suçluyu “kurban” olarak tanımlayan bu metin kamuoyundaki söylemi şekillendirirken ve kamuoyunu etkilerken en az dört işlevi yerine getirmektedir. Birincisi, “suçlu” veya “katil” kelimesini “kurban” ile yer değiştirerek suçu işleyenin de mağdur olduğuna vurgu yapar. Bir diğer deyişle, öldürülen ile öldüreni yan anlamları farklı olsa da aynı kategorik çerçeveye sokar. Böylece ortada suçlu kalmaz. Çünkü hem suçu işleyen hem de suça maruz kalan aynı nitelendirme ile tanımlanır ve tek bir sembolik adlandırma altında toplanır. Artık ikisi de kurbandır. İkincisi, bu niteleme kurban kelimesinin toplumsal çağrışımlarına dayanarak suçu işleyeni “insancıllaştırır”. Egemen ve anaakım medyada en çok kullanılan söylemsel taktiklerden biri ötekileştirme ve insanlıktan çıkarmadır (dehumanization). “Bir kısım medya” haberde yer alan her türlü suçluyu, düşmanı, azınlıkları, veya muhalefeti insan olma özelliklerinden arındırarak canavarlaştırır. Böylece okuyucu/izleyici ile bu gruplar veya kişiler arasına mesafe koyar. Onları kişiliklerinden ve toplumsal bağlamlarından ayırır ve tek bir nitelikleri ile kamuoyuna sunar. İnternette dolaşımda olan metin ise bu süreci tersine çevirir ve bize kurban olan suçlu ile empati kurmanın kapılarını açar. Suçluya başka bir bakış açısından bakmayı önerir. Cürmü işleyeni başka bir suçun (nefret suçunun) kurbanı olarak tanımlar ve ona bir kişilik verir. Öyküyü bir bağlam içine koymamız gerektiğini ima eder ve okuyucuya suçu ve suçluyu bu çerçevede değerlendirmesini salık verir.

İkinci söylemsel işlevle yakından ilgili olan üçüncü işlev ise bireyi yani suçu işleyeni değil sistemi, toplumu veya yapıyı (structure) suçlar. Birey yetiştiği ortamın ve kendi bireyselliğini aşan yapıların içinde (belki farkında bile olmadan) kendinden daha büyük bir sistemin kurbanı olmuştur. Bu özne konumunu yitirmiş ve inisiyatif alamayan veya aldığı inisiyatifin sistemin dayatması olduğunu anlayamayan bir bireydir. Bireyin seçimleri kendi seçimleri değildir. Siyaset biliminde ve felsefede yapı-özne sorunsalına (structure-agency dichotomy) tekabül eden bu söylem yapıyı (structure) önceleyerek yapıyı belirleyen, özneyi yani insanı belirlenen olarak tanımlar. Bu nedenle sistemin kurbanı olmuş suçluyu değil, sistemi yargılamamızı önerir. Ancak bunu yaparken failin veya suçlunun eylemlerini mazur gösterme tuzağına düşebilir. Son olarak, “nefret suçunun kurbanı” olan suçluyu daha görünür kılarken suçun gerçek failini, sistemin içindeki diğer özneleri saklar. Olayı planlayanları, azmettirenleri, işi kolaylaştıranları, görmezden gelip izin verenleri ve güç odaklarını görünmez kılar. Devletin olaydaki sorumluluğunu gizlerken okuyucuyu olayı farklı bir bağlamda tekrar kurmaya, farklı bir bakış açısıyla mağdur olmuş tek bir birey üzerinden empati yaparak söylemi yeniden üretmeye davet eder. Ancak kamuoyu görüşünü etkileyecek olan tüm bu söylemler adaletin halen sağlanamadığı gerçeğini değiştirmez. Bu nedenle “biz bitti demeden bu dava bitmez”.

* Kent State Üniversitesi

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol