birgün

7° AÇIK

SİYASET 09.10.2020 04:00
author

Hukuksuzluğa karşı

Siyasi iktidar uzun yıllardan bu yana ülkeyi hukuki kurallar ve kurumlar aracılığıyla değil, idari kararlar ve fiili durumlar aracılığıyla yönetiyor. Anayasanın itibarsızlaştırılması girişimleriyle başlayan bu süreç, zaman içinde anayasal kurumların işlevsizleştirilmesine, hukuk kurallarının yok sayılmasına ve halk iradesinin çiğnenmesine kadar uzandı.

Çoğunluğu kendi atadıkları üyelerden oluşan Anayasa Mahkemesi bile siyasi iktidarın hedefi haline gelmiş durumda.
Bugün artık ülkemizde Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri, İçişleri Genelgeleri, Yüksek Seçim Kurulu kararları, hatta İl Umumi Hıfzısıhha Kurulu kararları bile anayasanın ve hukuk kurullarının üstünde yer alabiliyor.

Yaşadığımız her gün, bu keyfi ve hukuksuz yönetim anlayışının sonuçlarıyla bir biçimde yüz yüze geliyoruz. “Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu” denilerek İstanbul seçimlerinin iptal edilmesi, ekonomik gerekçelerle grevlerin ertelenmesi, kamu güvenliği bahane edilerek eylemlerin yasaklanması, üzerinden yıllar geçen davalar nedeniyle HDP’li belediyelere kayyum atanması gibi pek çok önemli konudaki kararlar, hukuki ilkeler esas alınarak değil, iktidar ihtiyaçları gözetilerek uygulanıyor.

İKTİDARIN BEKASI

Daha önce çok defalar dile getirdiğim gibi, içinden geçtiğimiz salgın dönemi, siyasi iktidarın hukuksuz keyfi yönetim anlayışı için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Kendi çıkarlarını halkın sağlığından daha öncelikli gören siyasi iktidar, salgını, baskıcı-dayatmacı politikalarını yaygınlaştırmak ve pekiştirmek için kullanıyor.

Geçtiğimiz hafta içinde İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan genelgeyle sivil toplum kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları, birlikler ve kooperatifler tarafından düzenlenecek olan etkinliklerin ve genel kurullarının 1 Aralık’a kadar ertelenmesi iktidarın fırsatçı zihniyetini bir kez daha gözler önüne serdi.

Cumhurbaşkanı’nın her gittiği yeri miting alanına çevirdiği, siyasi parti etkinliklerinin ve genel kurullarının devam ettiği, okulların açılmaya karar verildiği dönemde verilen bu kararın “salgınla mücadele” amacı taşımadığı çok açık. Nitekim genelgede adı geçen kurumların genel kurulları bir süreden beri, Sağlık Bakanlığı’nın ve bilim insanlarının belirlediği koşullar altında, kamu sağlığını tehdit etmeyecek biçimde yapılıyordu.

Bu genelge, demokrasiyle ve demokratik kurumlarla ilişkisini “ya benimsin ya kara toprağın” düzeyinde tutan siyasi iktidarın, kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerini işlevsizleştirme politikalarının bir parçasıdır. Daha önce soruşturmalarla, davalarla, yasal düzenlemelerle uyguladığı bu yıldırı politikasını, şimdi de salgınla mücadele kisvesi altında uygulamaktadır.

DEMOKRASİYİ VE KURUMLARIMIZI KORUYALIM

Demokratik kurumlarımız siyasi iktidarın bu keyfi yönetim anlayışı karşısında kendi örgütlerini, hukuklarını ve geleneklerini korumakla yükümlüdür. Bunun yöntemi de üyeleriyle ilişkisini ve örgüt demokrasisini güçlendirmekten geçiyor. Üyelerle kurulan etkin bağa ve sağlıklı işleyen bir iç hayata dayanan örgütsel yaşam, AKP’nin bu kurumlarımızı çürütmeye yönelik girişimlerine karşı en etkili tazelenme ve güçlenme yolu olacaktır.

Genel Kurul süreçleri durdurulan Baroların İçişleri Bakanlığı Genelgesine karşı başlattıkları hukuki mücadele ve TMMOB Yönetim Kurulunun, “TMMOB’ye bağlı Odaların Genel Kurullarında açığa çıkan örgüt iradesinin fiilen işletilmesi” yönünde almış olduğu karar bu açıdan önemli birer adım olarak görülmelidir.

TMMOB yönetim Kurulu olarak yüzbinlerce mühendis, mimar ve şehir plancısının katılımıyla gerçekleştirilen Oda Genel Kurulları’nda açığa çıkan demokratik iradeye sahip çıkarak, TMMOB genel Kurulu toplanana kadar Birliğimizin Yönetim Kurulu faaliyetlerini mevcut Yönetim Kurulu ve Oda Genel Kurullarında TMMOB Yönetim Kurullarına seçilen 3 üyenin tamamının katılımıyla birlikte yürüteceğiz. TMMOB’yi iktidar dayatması ile değil Genel Kurul iradesiyle yöneteceğiz.

İktidarın keyfi dayatmaları karşısında geliştireceğimiz benzer fiili-meşru mücadele yöntemlerinin, sadece meslek örgütlerine değil, Türkiye’deki toplumsal muhalefete de yepyeni imkanlar sağlayacağına yeni yollar açacağına inanıyoruz.

Bugün karşı karşıya olduğumuz bu durum, sadece birkaç meslek örgütünü ilgilendiren, birkaç aylık bir gecikmeden ibaret değildir. Siyasi iktidarın kendi yandaşlarının kazanamayacağını bildiği genel kurulları keyfi biçimde erteleme kararı, kendi kazanamayacağı seçimleri erteleme/kabullenmeme anlayışının erken bir provası ya da bilinç dışına çıkması olarak görülmeli ve ciddiye alınmalıdır.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız