Google Play Store
App Store

Cezaevinin kapısından girerken Beslenme Saati’nin aksamadığını öğrenmek içimde bir umut bıraktı. Çünkü bir çocuğun gözleri güldüğünde, geleceğe dair inancımız filizlenir.

İçeriden dışarıya mektuplar: Hiçbir evladımız yalnız olmayacak

Mehmet Murat ÇALIK - Beylikdüzü Belediye Başkanı

Buca Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü, İzmir 2 No’lu F Tipi Cezaevi, Koğuş B-47

Memleketimin güzel insanları,

Kimin içeride kimin dışarıda olduğunun bilinmediği bir zaman diliminde, bu mektubu sizlere İzmir Buca cezaevinde kaleme alıyorum.

Özgürlük sadece üç hece ama ne çok şey anlatır kaybedince.

Bu satırları yazarken, takvim 17 Ekim’i, Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nü gösteriyor. Böyle bir günde, ilk bakışta çocukların karnını doyuran bir proje gibi görünse de, aslında onların yarınlarına dokunan Beslenme Saati uygulamasından söz etmek istiyorum.

Belediyecilik, benim için kanunlarla çizilmiş görev ve sorumluluklardan ibaret değil. Toplumun gerçek ihtiyaçlarını görerek, sosyal belediyeciliği daha ileri ve kalıcı bir yere taşıma gayretinin adıdır Beslenme Saati. Sürdürülebilir belediyeciliğin kalbi sorumlulukla, insanlık duygusuyla buluştuğu noktadır.

Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e göre memleketimizi aydınlığa kavuşturacak olan çocuklardır. Onlara karşı sorumluluğumuz ahlaki ve vicdani

olmanın yanı sıra, anayasal bir yükümlülüktür.

Yetersiz beslenme çocukların bedenine hasar vermekle kalmaz, ruhunda da onarılması zor yaralar açar. Bugün ülkemizde pahalılık karşısında çaresiz kalan anne babaların umutlarının nasıl aşındığına hep birlikte tanıklık ediyoruz.

Beslenme çantasına hiçbir şey koyamamanın ağırlığını hangi ananın yüreği taşıyabilir?

Evinin tüm yükünü sırtlanmış bir annenin “Anne, beslenme çantama ne koydun?” diyen çocuğu karşısında yaşadığı çaresizliği düşünebiliyor musunuz?

***

Bu ülkenin aydınlık yarınlarını inşa edecek çocuklarımıza daha iyi bir yaşam sunmayı Beylikdüzü’nde en önemli görevimiz bildik. Bugün Türkiye’de dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 30 bin TL’ye dayanıyor. Bu tabloda, çocuk yoksulluğunu ve açlığını bir istatistik olarak göremeyiz. Bu bereketli topraklarda yaşayan çocukların yüzde 12’si okula aç gidiyor, beslenme çantaları hafif değil, bomboş. Aç karnına dersi dinlemeye çalışan çocuk öğrenemiyor, kendini geri çekiyor, arkadaşlık kurmaktan bile vazgeçiyor.

Bu manzaraya bakıp temenniyle yetinemezdik. Sorumluluk almak gerekiyordu. Biz de 2021 yılında Beslenme Saati uygulamasını başlattık. O günden bu yana, tek bir gün bile aksatmadan sürdürüyoruz çünkü yoksulluk çocukların kaderi olamaz. Tek bir evladımızın bile öğün atlamasına, açlıkla sınanmasına göz yumamazdık.

Ekonomik sıkıntıların bedelini, hiçbir sorumluluğu olmayan çocuklara ödeten toplumlar, önce vicdanını sonra geleceğini kaybeder. Bir zamanlar kendi kendine yeten beş ülkeden biri olmakla övünen bu memleketin bugün evlatlarını varlıkta eşitlemeyi bırakın, karnını doyuramayan bir ülkeye dönüşmüş olmasını görmek içimi acıtıyor. Bir anne dedi ki: “Oğlumu bir hafta okula gönderemedim. Evde beslenme çantasına koyacak hiçbir şey yoktu. Çaresizlikten pet şişeye su doldurup yanına koyuyorum. Hiç yoktan iyidir.”

Bir çocuğun beslenme çantasına konmuş bir pet şişe su, yoksulluğun raporlara sığmayan sessiz çığlığıdır. Biz bu çığlığı duyduk. Dünyanın yükünü sırtlanan annelerin yükünü hafifletmek için yola çıktık.

Beslenme Saati uygulamasının ruhunda siyaset yoktur; ‘çocuğun üstün yararı’ ilkesine dayanır. Aç kalan bir çocuğun hali hiçbir siyasi görüşe fayda sağlamaz ama karnı tok bir çocuğun gülümsemesi bütün ülkeye iyi gelir.

Dünyanın cinnet geçirdiği bir çağda, Beslenme Saati bir sosyal adalet projesidir. Çocuklarımızı yoksunlukla ve öfkeyle değil, özgüvenle ve onurla büyütme kararlılığıdır.

***

2023 yılında 60 binin üzerinde çocuk suça sürüklenmiş. Milli Eğitim Bakanlığı verileri gösteriyor ki son iki yılda 5 milyon çocuk okuldan kopmuş. Bunca güzelliğe sahip bir ülkede, milyonlarca çocuğun sıcak bir yemeğe ulaşamıyor olması, bu vahim tablo, bize yakışıyor mu? Bu toprakların çocukları ‘cennet vatan’ dediğimiz memleketin gerçek sahipleridir.

Anne babaların diline yerleşmiş bir cümle vardır: “Oku da adam ol.”

Oysa ben yürekten inanıyorum; bu dünyaya doğan her çocuk zaten insan onuruna sahiptir. Biz onlardan ‘adam olmalarını’ istemeyelim, onlara onurlu bir yaşamı mümkün kılalım. Çünkü bir çocuk büyürken ne kadar eksiklik yaşadıysa, o eksiklik biz yetişkinlere mutlaka geri dönüyor. Bugün bu ülkede 15 milyon genç seçmen var ve büyük bir kısmı gelecekten beklentisini kesmişse, bu duygusal bir çöküştür. Bu çocuklar “Bu ülkede doyar mıyım?” diye düşünüyor.

Evlatlarımız okula gidince içimiz rahat etsin istiyoruz, değil mi? O halde soruyorum, aç kalan her çocuk bizim evladımız değil mi?

Biliyorum, bu satırları okuyan herkes, bir annenin ya da babanın sofrada kendi lokmasından vazgeçip en iyisini çocuğunun tabağına koyduğunu bilir. Bu duyguyla biz de sofralar kurduk. Evlatlarımızı okullarında, hep birlikte doyurmanın sevincini yaşıyoruz. Ve bugün, benim de en çok gurur duyduğum Beslenme Saati Projesi’nin dördüncü etabını hep birlikte açıyoruz.

Bu proje Türkiye’de ilk ve tek. Ama bizim amacımız ‘ilk olmak’ ya da ‘örnek gösterilmek’ değil. Bizim amacımız vicdanlara dokunmak. Bu topraklar kimsenin kimseden üstün olmadığı Cumhuriyet’in mirasçısıysa, çocuklarımız bu mirasın gerçek sahipleridir. Hiçbir çocuk aç kalmayacak. Bu benim sizlere namus sözüm olsun. Dersine odaklanamadığı için eli öfkeyle sıkılan, kendini değersiz hisseden, hayal kurmaktan vazgeçen hiçbir evladımız kaderine terk edilmeyecek.

Beslenme Saati’nin büyümesi safi belediyenin değil, komşuluk ruhunun eseridir. Her bir komşumuz ununu, emeğini, niyetini bu sofraya kattıkça dayanışma büyüdü. İlk yıl 650 çocukla çıktığımız yolda, bugün Beylikdüzü’nde 12 bin 600 evladımızın beslenme saatinde yanındayız. Bugün 12 bin 600 çocuğumuz her sabah okula, bizim ikramlarımızla yapılan bir gıda desteğiyle başlıyor. Bu sayı her geçen gün büyüyor; dayanışma halkasına yeni eller ekleniyor. Yoksulluk öyle bir hal aldı ki, bugün artık barınmadan eğitime her temel hak için mücadele verilen bir dönemde yaşıyoruz. Bu yüzden Beslenme Saati belediyeyi çoktan aşmış, kalbi çocuk sevgisiyle atan herkesin projesidir.

Cezaevi kapısından içeri girerken Beslenme Saati’nin aksamadığını, çocukların yine aynı saatte o beslenme desteğini aldığını öğrenmek, içimde tarif edilemez bir umut bıraktı. Çünkü bir çocuğun gözleri güldüğünde, geleceğe dair inancımız yeniden filizlenir. İnsanı insan yapan şey, başkasının acısından kaçmama iradesidir. Eğer bu ülkede çocuklar açsa, orada özgürlük, barış, adalet ancak sözde kalır. Biz Beylikdüzü’nde hiçbir şey sözde kalmasın diye çalıştık; çalışmaya da devam edeceğiz.

***

Bugün burada, cezaevinde olsam da, sizlere olan inancımı, dayanışmaya duyduğum bağlılığı ve çocuklarımıza karşı içimde taşıdığım sevgiyi kalbimin en derin yerinden yazıyorum. Bir gün mutlaka yeniden aranızda olacağım. O gün geldiğinde, Beslenme Saati’nin bütün memleketin çocuklarına ulaşmış olmasını dilerim. Bir ülke, çocuklarına iyi bakabildiği gün gerçekten özgür, gerçekten eşit ve gerçekten güçlü olur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, çocuklara emanet edilmiş o aydınlık geleceği büyütmek bizim boynumuzun borcu. Bu borcu ancak omuz omuza durarak, yükü paylaşarak, dayanışmayı bir kültüre dönüştürerek ödeyebiliriz.

Buradan tüm belediye başkanlarına, tüm yerel yöneticilere sesleniyorum. Bir çocuğun karnı doymadan yapılan hiçbir yatırım kalıcı değildir. Yol da yaparsınız, bina da yaparsınız ama aç bir çocuğun kalbinde oluşan kırgınlığı onarmak kolay değildir. O yüzden diyorum ki; gelin, önce çocuklardan başlayalım. Bir çocuğun beslenme çantası doluyorsa orada umut vardır. Bir çocuğun gözleri yere bakmıyorsa orada onur vardır. Ve onuru korunan bir toplum, asla diz çökmez.

Cezaevinin avlusundan dışarı baktığımda tel örgülerin ardında gördüğüm tek şey beton duvarlar değil. Okul bahçelerinde koşan çocukları, beslenme çantasını gururla taşıyan küçük elleri, annelerin yüzünde beliren o hafif rahatlamayı görüyorum. İnanıyorum; bu ülke, o küçük ellerle yükselecek çünkü bir toplumun geleceğini, çocukların bugün nasıl yaşadığı belirler. Bugünü iyileştirmeden yarını kuramayız.

Bu mektubu bitirirken sizlerden tek bir şey istiyorum; kalbinizi çocukların kalbiyle aynı ritimde tutun. Onların mutluluğunu kendi mutluluğunuzdan ayrı görmeyin. Ve unutmayın; dayanışma, onurlu bir yaşamın ilk şartıdır. Bir çocuğun karnını doyurmak, bu ülkenin vicdan sınavıdır. Bu sınavdan birlikte, alnımızın akıyla çıkacağımıza inanıyorum.

Sizleri sevgiyle selamlıyor, her birinize umutla sarılıyorum.