İfşa yetmez, düzeni değiştireceğiz
Sosyal medyaya yansıyan cinsel şiddet ifşaları, “Eşit ve şiddetten arındırılmış bir sanat ortamı nasıl yaratılabilir” sorusunu gündeme getiriyor. Sıra, bundan sonra nasıl mücadele pratiklerinin yaratılacağını birlikte tartışmakta.

Haber Merkezi
Yaratıcı sektörlerdeki cinsel şiddet ve ayrımcılık; başta fotoğrafçılık, yönetmenlik ve oyunculuk olmak üzere çeşitli alanlarda çalışan kadınların maruz bırakıldıklarını ifşa etmesiyle son günlerde sıkça tartışılıyor. Birkaç gün önce sektörün önde gelen isimlerinden olan erkek fotoğrafçıların esasında pek çok kadını cinsel taciz ve şiddete maruz bıraktığının ifşa edilmesiyle başlayan süreç, diğer yaratıcı sektörlerde çalışan başka kadınların da kendi deneyimlerini paylaşmasıyla hızlıca yaygınlaşarak ivme kazandı.
Kültür sanat alanında çalışmalar üreten pek çok kadının, sektör içinde beraber çalıştığı erkek meslektaşları tarafından cinsiyet temelli ayrımcılık ve cinsel şiddete maruz bırakıldığını açıklamasıyla “Eşit ve şiddetten arındırılmış bir kültür sanat ortamı nasıl yaratılabilir?” sorusu da gündeme geldi.
KADINLAR BİRBİRİNDEN GÜÇ ALIYOR
Aralarında Mesut Adlin, Berkay Temel, Bülent Babaoğlu gibi isimlerin olduğu 20’ye yakın fotoğrafçı hakkında cinsel taciz beyanlarının ortaya çıkmasının ardından süreç, tıpkı 2017’de Hollywood’da filizlenen #MeToo hareketi gibi saatler içinde yaygınlaştı. Kültür sanat alanında kendini var eden onlarca kadın, birbirlerinden güç alarak kendi yaşadıklarını birer birer kamuoyuyla paylaştı. Televizyon dünyasının ana akım dizilerinde boy gösteren Tayanç Ayaydın ve Mehmet Yılmaz Ak gibi isimler hakkında ifşalar yayınlanırken Ozan Güven, Ushan Çakır ve Ahmet Kural gibi şiddet faili oldukları açılan davalarla ispatlanmış isimlerin hâlâ kendilerine sektörde yer bulabildiği de hatırlatıldı. Süreç içinde birbirinden destek ve güç alarak yaygınlaşan ifşalar, şiddetten arındırılmış bir sanat ortamını yaratmak için atılabilecek çeşitli adımlar etrafında buluşma çağrılarıyla desteklendi. Böylece fail erkeğin icra ettiği işleri izlememe/takip etmeme, faille iş ortaklığı yapan yapım şirketlerinin ve ajansların üretimlerini boykot etme gibi pratikler de hızla yaygınlaştı.
Kadın sanatçıların estirdiği rüzgârın etkisi, ilk sarsıntılarını da yaratmaya başladı. Müjdat Gezen’in yönetmenliğini üstlendiği “Yedi Kocalı Hürmüz Müzikali”nde başrol olarak boy göstermeye hazırlanan Ozan Güven, tepkilerin yükselmesinden kısa bir süre sonra “son günlerde yaşanan tartışmaların projeye ve ekip ruhuna zarar vermemesi adına projeden affını talep ettiğini” duyurdu.
Güven’in Müzikal’den “talep ettiği af”, her ne kadar kadınların kolektif tepkisinin faillere geri adım attıracak nihai güç olduğunu gösterse de Güven gibi fail olduğu kanıtlanmış bir erkeğin hâlâ sektörün ‘usta’ isimleriyle birlikte en prestijli işlerde yer alabilecek konumda olduğunu da gözler önüne serdi. Benzer şekilde, 2011 yılında Leyla ile Mecnun’da Ezgi Asaroğlu’nu darp eden Ushan Çakır’ın yıllar boyunca televizyon dünyasının en gözde işlerinde rol alması, Asaroğlu’nun ise sektörden adeta ‘silinip gitmesi’ tartışmalara konu oldu.
Cinsel şiddet ve cinsiyet temelli ayrımcılığa maruz bırakılmış kadınların seslerini duyurmak için başvurduğu bir savunma mekanizması olan ifşanın sağlayabilecekleri ve sağlayamayacakları da böylece bir kez daha tartışmaya açıldı. Özellikle eşit yurttaşlık hakkını ataerkil toplum yapısının karşısında muhafaza ederek savunacak eşitlikçi bir hukuk pratiğinin olmadığı toplumlarda kadınlar arasında yaygınlaşan ifşa, yüzlerce kadının hızla kenetlenmesini sağladı. Cezasızlık politikalarından yaka silkmiş onlarca kadın benliklerini hedef alan saldırıları kamuoyuna duyururken birbiriyle hiç tanışmamış yüzlerce kadın da birbirinin sesi oldu.
İTİRAZIN BÜYÜĞÜ KEMİKLEŞMİŞ SİSTEME
Birbirinin deneyiminden destek alan, dayanışmayı yaygınlaştıran ve sistematik şiddet üzerine kurulmuş düzene duyulan öfkeyi örgütleyen ifşa dalgası, her ne kadar etkili bir dayanışma ortamı yaratsa da, ‘ayrıcalıklı erkeklik’ tüm yakıcılığıyla ortada durmaya, ve hatta örgütlenen haklı öfkeyi pekiştirmeye devam ediyor. Şiddet uyguladığı bizzat mahkemelerce ispatlanmış oyuncular popülerliklerinin arkasına sığınarak başrol koltuklarına oturabiliyor, sektörün tüm köşe başlarını tutmuş fotoğrafçılar sessizliklerini koruyarak süreçten en az hasarla sıyrılabiliyor, fail olduğu bilinen sanatçılar “Hakkımda karalama kampanyası düzenleniyor” diyerek günlük hayatlarına hiçbir şey olmamışçasına devam edebiliyor. Süreç içerisinde gerek sosyal çevrelerde gerekse magazin sayfalarında yıpranmak da, ‘birilerinin ayağına bastığı için’ bir daha sektör içinde var olamamak da yine kadınlara kalıyor.
EŞİTLİĞİ İNŞA ETMEK İÇİN NE YAPMALI
Birkaç gündür örgütlenen öfkenin en temel kaynağının da bizzat bu eşitsizlik olduğunu söylemek mümkün. Şiddetin her gün yeniden üretildiği bu kültür sanat ortamına ilişkin yükselen en güçlü itirazın, hiçbir failin gerekli cezayı almamasına ilişkin olduğu da görülüyor. Ülkenin yargı pratiklerine dair güvenleri yitiren pek çok kadının itiraz ettiği en yakıcı durum, faillerin hiçbir şey olmamışçasına, aynı korunaklı ve ayrıcalıklı yerden hayatlarına devam edebilmelerine yönelik olduğu seçiliyor. Bu da esasında, tepkisel bir feminist yöntemin hemen ardından örgütlü bir mücadele ile desteklenmesi gerektiğinin de adeta bir zorunluluk olduğunu ortaya koyuyor.
Kadınların, ses çıkarma ve itiraz etme yöntemlerinin yanı sıra şiddet ve ayrımcılığın yıllar yılı kemikleşerek adeta bir doğa kanunuymuşçasına olağanlaştığı kültür sanat alanında, eskiyi ve eşitsizliği dışlayarak yeni olanı yaratacak pratikleri hayata geçirmesi, hâlâ yakıcı bir görev olarak önlerinde duruyor. Eşit ve şiddetsiz bir sanat ortamını inşa etmenin reçetesi, birkaç gündür öfkenin yanı sıra büyük bir umut ve direnç dalgası da yaratan itirazların örgütlenmesinde bulunuyor. Kadınların bir arada hareket etmesi, şiddet önleyici mekanizmaları kurması ve faal hale getirmesi, dayanışma ve savunma pratiklerini uygulaması, en önemlisi de ifşa gibi refleksif olarak nitelendirilmesi mümkün yöntemlerin sistematik bir çizgiye oturarak örgütlü kadın mücadelesinin yükseltilmesi; kurumsal ataerkinin temellerinin sarsılmasının esas yöntemleri olarak önümüzde duruyor. Bugün tüm bunların inşası için gerekli olan ortamın oluşmasına yarattığı dinamizm ile bir şekilde vesile olabilecek ifşa dalgasının hangi talepler etrafında yükseltilmesi ve bundan sonra hangi mücadele olanaklarının yaratılması gerektiği ise şüphesiz tartışılması gereken en kritik başlangıç noktası olarak ciddiyetini koruyor.


