İhraç edilen hekimler anlatıyor: Açlıkla terbiye edemeyecekler

09.11.2018 07:40 GÜNCEL
Tüm baskı ve yıldırmalara rağmen inadına direnmeye, mücadele etmeye kararlı olduklarını kaydeden hekimler, kendilerinin açlıkla terbiye edilemeyeceğini kaydediyorlar. Bütün hayatlarının etkilendiğini belirten hekimler, ‘demokrasinin bedeli olduğunu biliyorduk’ diyor

DİLARA ŞİMŞEK

KHK’lerle mesleklerinden ihraç edilen, komisyondan geçen sağlık teklifiyle de açlığa, ve işsizliğe mahkum edilmek istenen hekimler yaşadıklarını, hayallerini, bu süreçten nasıl etkilendiklerini BirGün’e anlattı. Tüm baskı ve yıldırma politikalarına rağmen inadına direnmeye, mücadele etmeye kararlı olduklarını kaydeden hekimler, kendilerinin açlıkla terbiye edilemeyeceğini kaydediyor.



Binbir zorlukla okuduk
Dersimli yoksul bir ailenin çocuğu olan ve zorlu koşullarda okuyan M.A.Y., anlatıyor: On çocuklu bir ailenin çocuğuyum. 1981 doğumluyum, 2005 yılında mezun oldum, 13 senelik hekimim. Bin bir zorlukla, büyük bir özveriyle okumak zorunda kaldım. Her gün okula gitmek için zorlu doğa şartlarına rağmen iki kilometre yürürdük. Bu yoksulluk ve koşullar bizi hayatın her alanında dirençli yaptı. Üniversiteden sonra Dersim’de göreve başladım. Buradayken KHK ile ihraç edildik.

Savcılıkta formaliteden soruşturma açılmış, bir çoğumuz o dosyalara dahi aradan geçen zamana rağmen ulaşamadık.

Dosyalara ulaşanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Ne il müdürlükleri ne valilikler ne de savcılık tarafından herhangi bir soruşturma herhangi bir cezai yaptırım olmadan, hiçbir sebep gösterilmeden hukuksuz şekilde ihraç edildik.

Mecburen İstanbul ve büyükşehirlere geldik. Bir büyük hastane benimle çok çalışmak istemişti. Bir doktor arkadaş yönetime çok ısrar etmişti ama tüm ısrarlara rağmen almadılar. Keza bir üniversite hastanesi de. Çekiniyorlar, başımızı belaya sokmak istemiyoruz diyorlar. Küçük hastaneler için bizleri ucuza çalıştırdıkları için bizler onlar için bulunmaz nimettik. O yüzden bizi seve seve çalıştırıyorlardı. Yurtdışına çıkmamıza izin vermiyorlar, yurtdışı yasağımız var. Arkadaşlar şu an topluca dilekçe verip vatandaşlıktan çıkmayı bile düşünüyorlar. Yasa geçerse 7 bine yakın doktorun etkileneceği söyleniyor. Çok rahat yarısı yurtdışına kaçar. Başka bir yol yok çünkü.

Buraya geldiğim zaman doğru düzgün bir eve yerleşemedim, yaşam kuramadım. Çünkü ciddi bir belirsizlik vardı. Eski işimize geri mi döneceğiz, bu işimizde devam mı edeceğiz, ne yapacağız diye birçok belirsizlik vardı. İşleri oturtmak, yaşamını oluşturmak en az 1 yıl sürüyor. Evlilik kararı aldım ve tam böyle bir süreçte başımıza gelen bu olay bizi yeni bir belirsizlik ile baş başa bıraktı. Her şey bir yana hiçbir zaman ah vah etmedik. Her zaman demokrasi mücadelesinin bir köşesinde tutmaya çalıştık. Bedelleri olduğunu biliyoruz, biz de böyle bir bedel ödüyoruz.

***

‘600 gün barajı önemli bir sorun’

“Bize diyorlar ki seni mecburi hizmetini yapacağın yere atamadık ama sen bu mecburi hizmet süresi boyunca yani 600 gün mesleğini icra edemezsin”

Sağlıkla ilgili kanun teklifinin 5. maddesinin hedef aldığı doktorlardan biri olan H.G., mağduriyetini BirGün’e anlattı. H.G.’nin sözleri şu şekilde:

“2017’de tıp fakültesinden mezun oldum. Güvenlik soruşturması sonucumu tam 13 ay bekledikten sonra olumsuz olduğunu ve atamamın gerçekleştirilmeyeceğini bildiren tebligatı aldım. Bu sürede TUS’a (Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı) girdim ve bir uzmanlık programını da kazandım. Oraya atanmayı da 5 ay bekledikten sonra yine güvenlik soruşturması sonucu sebebi ile atamamın yapılmayacağı bildirildi.

Herhangi bir suçtan aldığım bir ceza yok, hakkımda açılmış herhangi bir soruşturma yok ama güvenlik soruşturmamın “olumsuz” olmasının sebebi varlığı ben doğmadan önce sona ermiş bir örgütün eylemlerine katılmak... Bu yüzden hem çalışma hakkım hem de eğitim hakkım elimden alındı. Hangi kriterlere göre yapıldığı belli olmayan, hukuki delil niteliği taşımayan bu soruşturma sonuçlarının hukuka ne kadar uygun olduğunu sadece benim durumumdan değil diğer başlatılmayan arkadaşların durumundan da anlayabilirsiniz. Siyasi partilere üye olmak, öğrenciyken üniversitede kulüp faaliyetlerine katılmak, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak, kadın cinayetlerini protesto etmek gibi... Kısacası çalışma hakkımız, eğitim hakkımız gasp edildiği gibi düşünce ve ifade özgürlüğümüze de bir darbe bu.

Şimdi çıkan yasayla bize diyorlar ki seni mecburi hizmetini yapacağın yere atamadık ama sen bu mecburi hizmet süresi boyunca yani 600 gün mesleğini icra edemezsin. Mecburi hizmete gitmemek sanki benim bireysel kararımmış gibi bir de böyle bir ceza veriyorlar. Üstelik güvenlik soruşturması sonucumun tebliğ edildiği tarihten itibaren. Peki bu sonucu beklediğim 13 ay ne olacak?

Sonra bu 600 günlük “cezayı” çektikten sonra özel hastanelerde çalışabiliyoruz, ama yazdığımız raporlar adli ve idari işlemlerde geçersiz. Bu noktada hem 600 gün meslekten uzak kalmış, deneyimsiz hem de fişlenmiş doktorlar olarak özel sektörde nasıl iş bulabileceğiz? Bunun mümkün olmadığı ortada sanırım.

Şimdi hem hukuki yollardan hakkımızı ararken bir yandan da çalışma hakkımız için mücadele edeceğiz.”

***

El pençe divan durmayacağız

Beyin Cerrahı B.D., anlatıyor: 15 senelik doktorum, 2016’da Dersim’de ihraç edildiğim için İstanbul’a geldim. Ailem, çocuklarım bu süreçte etkilendi. Ailem hala Dersim’de, onları bırakmak zorunda kaldım. Beni endişelendiren asıl şey, içinde bulunduğum camianın moralsiz, bütünlük sağlayamamış, kendisini yenileyemez durumda oluşu ve iddiasını kaybetmiş bir atmosferin içinde olmuş olması. Bu umutsuzluk ikliminin dağıtılması gerekiyor.



Muhalefet tepki vermeli
Muhalefetin daha etkin örgütlenmesi, karşı koyması, tepki vermesi gerekiyor. Hekimleri, hepimizi hizaya çekmeye çalışıyorlar. Her şeyi kısasa kısas olarak yapıyorlar. Herkes ip gibi aynı hizada olacak, ‘her şey benim kontrolüm altında olacak’, ‘yarın ne olacağını ben bileceğim, onlar bilmeyecek’ diyorlar. Onların ne yapacağı belli ama ben yarın ne yapacağımı bilmiyorum. Bir dönem kendi kabuğuma çekilmiştim, ama bu yaptıklarıyla beni yeniden harekete geçirdiler. El pençe divan durup da ‘ben çok iyi insanım beni nasıl ihraç edersiniz’ mı diyeyim? Böyle bir şey yapmadık. Daha ne yapacaklar nereye kadar gidecek hiç bilmiyoruz.