birgün

26° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 02.08.2015 10:53

"İkinci Cumhuriyet şu anda iktidarda!"

: İlhan Selçuk ve Turhan Selçuk, ölene kadar kendi fikirlerinden ne ödün verdiler ne vazgeçtiler

"İkinci Cumhuriyet şu anda iktidarda!"

ikinci-cumhuriyet-su-anda-iktidarda-60918-1.> ÖZLEM ÖZDEMİR info@ozlemozdemir.net

@ozlemozdemir

Fotograflar : Gülay Ayyıldız Yiğitcan
www.klikstudyo.com

Saraylı bir babaanne, Girit göçmeni bir dede, grafik tasarımında çığır açan bir baba, usta bir karikatürist ve usta gazeteci iki dayı... Böyle bir aileden herhangi bir çocuk yetişmemiş tabii. Mengü Ertel'in oğlu, İlhan ve Turhan Selçuk'un yeğeni ve BabaZula'nın kurucusu Murat Ertel ile aile hikâyesini konuştuk.

>>Saraylı bir babaanne, İstanbullu bir anneanne, Kurtuluş Savaşı'nda savaşmış bir dede... Oradan başlayarak kuşak kuşak ilerleyelim mi?
Babaannem Osmanlı İmparatorluğu zamanında Şam'da doğmuş, Mısır valisinin torunu, daha sonra saraya gelmiş. Osmanlı parçalanırken 'bu kızı evlendirelim, iyi bir hayat yaşamaya alıştı' demişler, babamın babasını bulmuşlar. Dedem de iki kardeşini savaşta kaybetmiş. Biri Balkan Savaşı'nda askermiş, Sırplar kafasını kesip askerleri korkutmak için kılıca takmışlar. Diğeri ise Enver Paşa’yla birlikte Sarıkamış’ta donarak ölenlerden biri. Kardeşlerinin mirasını dedem almış. Fakat evlendikten sonra hepsini satarak sefa sürmüş. Çok içermiş, küfelikmiş. Kendisine ait bir küfesi varmış, içtikten sonra küfeye koyar, eve gönderirlermiş. Babaannem çok şikayetçiymiş. Neyzen Tevfik’le birlikte sabaha karşı çilingir sofrasından kalkar Yuşâ Tepe'sine giderlermiş, oradaki suyun pınarında rakıları soğuturken güneşin doğuşunu seyrederler, Neyzen Tevfik de ney çalarmış. Dedem de sanata meraklı bir insanmış, hat yazarmış. Çok keyifli yaşamış ama tabii bu tempoda 33 yaşında ölmüş. Ondan sonra babaannem iki çocuğuyla kalmış.

>>Babaanne nasıl biri, tekrar evlenmiş mi, hayat nasıl ilerlemiş?
Yok, evlenmemiş. Farklı malzemelerden oyuncuklar yapardı, hâlâ sakladığım oyuncukları var. Çok kitap okurdu. Babam çocukluğuyla ilgili hep şunu anlatırdı: Önce çok büyük bir konakta yaşıyorlarmış, önce eşyalar satılmaya başlamış, duvardaki tablonun izini hatırlıyor mesela. Sonra konaktan daha küçük bir eve taşınmışlar, sonra daha küçüğe derken fakir hâle gelmişler. Tanıdıklar vasıtasıyla babaanneme sekreterlik gibi bir iş bulunmuş. Sonra amcam da babam da yardım etti. Beni annem ve anneannem büyüttü. O amcama ve yeğenlerime daha yakındı, onları büyüttü. Ben 10’lu yaşlarımdayken de öldü.

>>Mengü Ertel nasıl bir çocukmuş?
Babam tramvaya asılan, iskeleden denize giren çocuklarından biri. Kitap okumaya çok meraklıymış, parası olmadığı için kiraladığı kitapları 1 gecede okuyup geri verirmiş. İlkokulu zar zor bitirmiş, tembel bir çocukmuş. Resim ve edebiyata ilgisi varmış sadece, diğer dersleri kötüymüş. Hocaları sen okuyamazsın, belki akademiye gidersin demişler. O da sınavları kazanmış, ayrıca tiyatro bölümünü de kazanmış, bir ara hangisini seçeceği konusunda bocalamış sonra akademiye karar vermiş. Çocukluk arkadaşları Oğuz Atay, Bilge Karasu gibi insanlarmış, aynı mahalleden çıkmışlar.

ikinci-cumhuriyet-su-anda-iktidarda-60919-1.>>Diğer kardeş ne yapmış?
Aslında babamın iki kardeşi varmış; birine verem aşısı yapılırken yanlışlıkla verem mikrobu verilmiş ve ölmüş. Diğer amcam Cüneyt ise küçükten beri çeşitli işlerde çalıştı, sanatla sadece sanatsever olarak ilgilendi. Fakat o da Necla Fertan ile evlendi. O da Türkiye İşçi Partisi’nin sağlam avukatlarındandı.

>>Anne tarafından da biraz bahseder misin?
Dede tarafımın eski kuşağı Girit’e sürülmüşler. Bektaşi olduklarını zannediyoruz. Mübadele zamanında İstanbul’a dönmüşler. Anneannem de İstanbullu. Dedem asker, Kurtuluş Savaşı’nda Yunanlara karşı efelerle beraber çarpışıyor, bir sürü cephede savaşmış. Anneannem Notre Dame de Sion’da okumuş, entelektüel bir kadın. 5 çocuğu olmuş, biri çok küçükken ölmüş, ötekisi 18 yaşında ölmüş, diğer üç çocuğu da işkenceler görmüş, acılar çekmiş işte... Zor dönemler geçirmiş.

MENGÜ ERTEL TASARIM DEHASIYDI
>>Baban sanatın her dalıyla ilgilenmiş. Akademiden sonraki döneminde yaptıklarından biraz bahseder misin?
Babam akademiye gittiğinde arkadaşlar edinmiş, hepsi şimdi bildiğimiz insanlar. Kuzgun Acar’la çok küçükten arkadaş olmuş. Sonra Maya Sanat Galerisi yaşamında çok önemli. Oraya gitmeye başladıktan sonra Adalet Cimcöz sayesinde çeşitli işlere girmiş. Filmlerde seslendirme, figüranlık, dekor yapmış vs. Bir şekilde sanat dünyasının içine girmiş. Arakon (İlhan ve Aydın) kardeşlerle çalışmış. Mesela Aydın Arakon’un "İstanbul’un Fethi" filminde filmin esas kadınını kırbaçlayan adam babamdır. Ya da Yıldız Kenter’le birlikte esas kahramının yardımcısı rolünde bir filmde oynamış, adını hatırlamıyorum, film yanarak kaybolmuş. Babam sanat disiplinlerinin sınırlarını zorlamakla kalmaz, zanaatları da zorlardı. Hiç bilinmeyen bir yönü de takı tasarımıdır, ama sadece anneme yapardı. Tasarım dehasıydı.

>>Senin gözünde baban nasıl biriydi?
Şeker gibi biriydi ama haksızlığa hiç gelemezdi. İnsanlara yardım eden biriydi, oradan geçen insanlar saymakla bitmez. Mehmet Güleryüz, Yurdaer Altıntaş gibi isimler orda çalıştılar. Metin yazarı olarak Turgut Uyar, Edip Cansever başvururdu. Meyhaneden sonra son sofra bizim evde kurulurdu. En güzeli bu insanlar yayınlanmamış bütün eserlerini bana gösterirlerdi. Cihat Burak desenlerini, Turgut Uyar, Edip Cansever şiirlerini... Öyle bir çevrenin içinde halktan insanlar da vardı yalnız. Atölyede ranzalar vardı, orada garibanlar kalırdı, böyle bir insandı.

>>Tiyatroyu çok seviyor. Muhsin Ertuğrul’la tanışma hikâyesi de çok güzel.
Muhsin Ertuğrul tiyatronun duayeni, babam çok tanışmak istiyor. Bir gün Muhsin Bey'in tiyatrodan çıkışını bekliyor. Muhsin Bey yürüyerek Karaköy’e iniyor, oradan vapurla Kadıköy’e geçiyor, Kadıköy’den de Dragos’a gidecek. Babam onu takip ediyor, vapura biniyorlar, vapur artık yanaşırken babam yanına gidiyor, ‘Hocam ben akademide dekorasyon öğrencisiyim, sizinle çalışmak istiyorum,’ diyor. Muhsin Bey de, ‘Yarın sabah sekizde tiyatroya gel,’ diyor. Babam da ertesi gün gidiyor ve çalışmaya başlıyor. Ama para filan yok önce, onu ölçüyor. Bir anısını anlatayım: Babam parasız olduğu için, bir oyun bitiminde, oyunda dekor olarak kullanılan kuru fasulyeleri yiyor. Onu şikayet ediyorlar. Muhsin Bey aşçıyla birlikte babamı çağırıyor. Aşçıya babamın fasülyeleri ne zaman yediğini soruyor, aşçı oyun bittikten sonra deyince, Muhsin Bey ona, 'Bundan sonra yanına pilav da pişireceksin, oyun bitince pilavla birlikte yiyecek,' diyor. Babam bunu hayat boyu heyecanla anlattı...

>>Şehir Tiyatrosu'nda marangoz çırağı olarak çalışıyor. Afiş yapmaya nasıl başlamış?
Sonra dekoratör oluyor. İlk renkli Türk filmi "Halıcı Kız"da dekoratör yardımcılığı yapıyor. Daha sonra Muhsin Ertuğrul’un özendirmesiyle afiş yapmaya başlıyor.

>>Kenterler'le afişle ilgili çok hoş bir anısı var, anlatabilir misin?
Muhsin Ertuğrul onu afiş yapması için Kenterler'e yolluyor. Yıldız Kenter ile Müşfik Kenter "Salıncakta İki Kişi" oyununu yapacaklar. Babam her zaman kitap kapağı yapacaksan o kitabı okuyacaksın, o dönemi araştıracaksın, yazarın başka kitaplarını da okuyacaksın derdi. Oyunu okumak istiyor ama o zaman fotokopi yok. Babama, 'Tek kopya var, onu da sana veremeyiz, gel biz sana oynayalım' demişler. O da tiyatroya gidiyor, tek seyirci olarak oyunu ona oynuyorlar ve afişi böyle yapıyor.

>>Peki, annen ile baban nasıl tanışmış?
Babam ya Dolmuş ya Taş dergisinde şiirler yazıyor. İlhan ve Turhan dayımın yanına uğruyor bu yüzden, orada bir gün annemi görüyor ve çok beğeniyor. Aynı Muhsin Ertuğrul’daki taktik gibi annemi takip etmeye başlıyor. Annem vapurdayken Mengü’yü görmeye başlıyor, böyle tesadüfen gibi görünen karşılaşmalarla muhabbet ediyorlar ve aralarında arkadaşlık başlıyor. Annem, babamın atölyesine geldiğinde satranç takımı görüyor ama satranç takımı yerde değil tavanda asılı duruyor, bana; ‘Bunu gördüğümde Mengü’nün değişik bir bakış açısı olduğunu anlamış ve etkilenmiştim' demişti. Kitap alışverişleri, sinemalar derken birlikte olmaya başlıyorlar. Ama Turhan dayım ve İlhan dayım buna karşı çıkıyorlar çünkü Mengü çok fakir. Ülfet ise varlıklı, akıllı bir kız, üniversitede okuyor, eğitimi yarım kalmamalı diyorlar. Ama onlar gizlice evleniyorlar, hem de 10 Kasım’da çünkü o gün kimse evlenmek istemiyor.

>>Dayılar evlendiklerinde bir şey diyemiyorlar herhalde?
Gizlice evleniyorlar ama hemen açıklamıyorlar. Aradan aylar geçiyor ve babam artık isyan ediyor. Ondan sonra annem durumu açıklıyor, dayılarım şok oluyor, önce bir süre küsüyorlar. Bizimkiler bir süre fakir hayatı yaşıyorlar.

ikinci-cumhuriyet-su-anda-iktidarda-60920-1.İLHAN SELÇUK'UN ÖLÜMÜ CİNAYETTİR
>>Anneni geçtiğimiz aylarda kaybettin.Kendi alanlarında değişim yaratmış dört erkeğin merkezindeki bu kadın nasıl biriydi?
Annem hukuk fakültesinde okudu, tek dersi kalmasına rağmen okulu bitirmedi. Çalışmadı ama babam hastalandığında atölyeyi o yürüttü. Bu ailenin merkezinde olan insan, herkesi idare edendi. Turhan dayım hayatı boyunca bütün karikatürlerini önce anneme gösterirdi. Annem onları düzeltir, bence şöyle yap derdi ve dayım onu hep dinlerdi. Bir tane karikatürde dinlemedi; o da türbanlı domuz karikatürüydü. Annem, 'Bunu yayınlama bence, olmamış,' dedi, dayım ısrar etti. O yayınlandıktan sonra Cumhuriyet'e bomba atıldı... Annem İlhan dayımın yazılarını da okurdu ama Turhan dayımın karikatürlerinin hepsine bakardı. Benim gördüğüm en entelektüel insandı, herkesten çok kitap okurdu, 10 ay önce beyin kanaması geçirene kadar 5-6 kitabı birden okurdu. Akıllı telefonu, twitter, facebook hesapları vardı, copy-paste ve photoshop yapmayı biliyordu. Bütün çevresine bilgisayar bilmeleri, bu sanal dünyaya girmeleri gerektiğini anlattı. Bütün sinema festivallerine, sergilere, tiyatrolara giderdi. Bir tek İlhan dayımın son iki senesinde her gün hastaneye gitti. Olanlar ona çok büyük bir darbe oldu.

>>Yakın tarihin en kara dönemlerden birini siz ailecek birebir ve daha zor yaşadınız. Neler hissettiniz o dönem?
Çok acı oldu. Turhan dayım üzüntüsünden öldü... Ben bu operasyonu düzenleyenlerin ve bu hükümetin dayımı öldürdüğünü düşünüyorum. Bu bir cinayet bana göre. İlhan dayım son bir dava açmıştı ve onun sonucunu gördü. Zekeriya Öz ve diğer savcıyı, 'hakkında hiçbir delil ve belge olmadan suçlamaktan ve halkın önünde küçük düşürmekten' dolayı mahkemeye verdi, ve kazandı! Ama ne oldu? Siz 80 küsur yaşındaki bir insanı, sabahın köründe 16 polisle evini basarak, yazılı olan her şeyi de götürüp, bir de kış günü yerin dört kat altında bir hücreye attınız, ki dayım hiçbir zaman bundan bahsetmedi! Bu adam defalarca idamla yargılanmış, işkence görmüş, hapishanelerde yatmış bir insan, onun travmalarını düşünün... Kışın, o yaşta bir insan aç susuz, soğuk bir hücrede, uykusuz bekletiliyor. İşkence bu, ölsün diye yaptılar. Bir hafta sonra da kalp krizi geçirdi, sonra sol tarafı felç oldu, iki yıl hastanede yaşamak zorunda kaldı. Evine sadece 1 hafta döndü, bunu yapmaya hakları yok! Bunlar olurken biz en çok şundan dolayı üzüldük: Aydın olması gereken insanlar bunları yapanları alkışladılar! İlhan dayım “Tehlikenin Farkında mısınız?” mottosunu buldu, dalga geçtiler. AKP iktidara geldiği andan itibaren İlhan dayım, Turhan dayım, hepimiz bunu gördük. Hasan Cemal neredeydi o zaman? Bir sürü aydın neredeydi? Aydın olması gereken insanlar niye 'değiştiler' diyorlar? Ben onların daha akıllı olduğunu zannediyordum. 2002’de AKP iktidara geldiğinde bu zaten böyleydi, göstermiyorlardı sadece, bunu görmek lazım. İşte buyurun; Murat Belge, Altan kardeşler buyursun, bütün ikinci Cumhuriyetçiler de buyursun; işte İkinci Cumhuriyetiniz, kutlu olsun! Birinci Cumhuriyet öldü ve İkinci Cumhuriyet şu anda iktidarda, alın size! Kendi istediğiniz gibi olmadı ama sizi kullandılar ve attılar. Bir de onlar İlhan Selçuk ve Turhan Selçuk’u eleştirdiler. Oysa İlhan Selçuk ve Turhan Selçuk, Kenan Evren’in Atatürk’üyle ilgilenmiyorlardı. O anlayışın bu insanlara neler yaptığını hepimiz biliyoruz, onlar bu Anayasaya hayır diyen %7’nin içindeler! Diğer insanlar neredeler? Atatürkçülüğü, Kemalistliği eleştirebilirsiniz, eleştirilecek yanları var ama çekirdeğinde olan değerleri görmek önemli. Birincisi ve en önemlisi kadın hakları, ikincisi Halkevleri, üçüncüsü Köy Enstitüleri ve devrimler... Bir de toprak reformu olsaydı şu anda bence Kürtlerle hiçbir sorun olmayacaktı, çünkü ağalık sistemi çökecekti. Diğer şeyleri çöpe atıp cımbızla bazı şeyleri ayıklamak bana hoş gelmiyor.

>>İyi niyetli olduğu da tartışılır

ikinci-cumhuriyet-su-anda-iktidarda-60993-1.İyi niyetli de gelmiyor. İlhan Selçuk’un politik görüşlerinin hepsine katılmıyorum ama aydınlanmacı, ulusalcı olması yalnızca bunlara inandığı için değildir. İnancı bunların şu andaki eğitim seviyesine göre iyi olmasından da ileri gelir. Hiçbir zaman İlhan Selçuk kendi dinsel seçimini öne sürmemiştir, etnik kökenini ortaya koymamıştır ve bunlar nedeniyle de kimseyi eleştirmemiştir. Bazı şeyleri aşınca insanlara demode gibi gelebiliyor. Aydınlanma, aman canım demode, 1700’lerde olmuş ya da kadın hakları... Biz bunları aştık diyebilirsiniz, ama hayır böyle değil. En son kitabı "Eyvah Yine Biz Haklı Çıktık" idi, ve maalesef böyle. O da keşke haklı çıkmasak diyordu. Ama gerçekten Hasan Cemallerin, entelektüel birikimi olan insanların bunu görememeleri ya da inanmak istememeleri, bu insanların uçaklarında yaltaklanarak gezmeleri, onlara övgü düzmeleri onu çok üzdü. Ondan önceki dönemleri biliyoruz zaten, cunta dönemleri, Menderes döneminde Yön dergisi... Mesela çok ilginç: Deniz Gezmiş bir idol değil mi? Teorik olarak bakarsanız Deniz Gezmiş’in bütün teorisi Yön dergisine dayanır. Burada Doğan Avcıoğlu ile İlhan Selçuk’un yazılarından beslenmiş. Tek farkı o silahlı mücadeleden gidiyordu, İlhan dayım yazıyla, daha demokratik bir mücadeleden yanaydı. İlhan dayım eleştirilir ama onun takipçisi olan Deniz Gezmiş’e hiç dokunulmaz...

>>Deniz Gezmiş ayrıca Atatürk’e ya da devrimlerine de karşı değil.
Evet, tam bağımsız Türkiye’ye inanmış, Atatürk'ün devrimlerini savunmuştur. Deniz Gezmiş’e inanıp Atatürk’ün devrimci yanını görmüyor bazıları. Bu da karşı devrim gibi bir takım politikaların sonucu. Bir takım göstergeler var; her zaman İlhan dayım Demokrat Parti’nin ilk icraatı nedir diye sorardı. İlk icraatı, Türkçe okunan ezanı Arapça yapmasıdır, bu her şeyi gösteriyor. Köy Enstitüleri'ni, Halkevleri'ni kapatması, imam hatip liselerinin açılması, bunlar her şeyi açıklıyor, bitti! Bugün Halkevleri, Köy Enstitüleri olsaydı müthiş bir aydınlanma yaşanacaktı. Bu yüzden bugün hâlâ aydınlanma diyoruz. Çünkü insanların gerçekten aydınlanması gerekiyor. Eğitimin seviyesi yükselmedikçe hiçbir şey olmaz.

>>İlhan Selçuk ve Turhan Selçuk'un kişilikleri nasıldı?
İlhan dayım çok alçakgönüllüydü. Turhan dayım ise hiç alçakgönüllü değildi, her zaman kibardı ama kendini çok beğenirdi, Abdülcanbaz’dı yani. İkisi de benim için, babam da öyleydi, ölene kadar kendi fikirlerinden ne ödün verdiler ne vazgeçtiler. Kendileriyle çelişkiye düşmediler, o çizgide gittiler ve öyle öldüler… İkisinde de mizah vardı. İlhan dayım komik, dalga geçen biriydi. Son günlerinde bile Hasan Cemal için, ‘çağırın o keratayı azarlayayım’ diyen, işkencecimi bile affettim diyebilen, kindar olmayan biriydi. Hoşgörü ve öngörü sahibi bir insandı. Ziverbey’le ilgili 'bana işkence yaptılar ama başkalarına daha kötü şeyler yaptılar, ben anlatmayayım, ayıp olur' diyecek terbiyede bir insandı. Ya da Nazlı Ilıcak Ziverbey Köşkü ile ilgili iddianameleri yayınlamasaydı İlhan dayım bunu yazmayacaktı. Nasıl Ergenokon’da onu soğuk hücreye attıklarından bahsetmediyse, Ziverbey'den de bahsetmeyecekti. Turhan dayım daha radikal bir insandı, insanlar belki anlayamazdı. Sivriydi, şimdi yapıtlarının hepsinin yayınlanabileceğini sanmıyorum. Yapı Kredi Yayınları Abdülcanbaz’ı baskılara dayanamadığı için yayınlamayı kesti. Zamanında Turhan dayım çok şeyi anlatmıştır, karikatürleri sertti. İlhan dayım daha uzlaşmacı, toplumu yavaşça yönlendirmeye inanırdı.

***

ikinci-cumhuriyet-su-anda-iktidarda-60994-1.>>Böyle bir ailede büyümek, bunlara tanık olmak sence seni nasıl etkiledi?
İnandığın şeylere inanmaya devam et, hep bunu düşündüm. Hangi sanatı yaparsan yap denilenlere aldırma. Seni heyecanlandıran şey neyse onun peşinden git, istediğin gibi bir hayat yaşa... Bu fikirleri hep onlardan aldım. 1.5 yaşındayken çizdiğim desenler var. 6 yaşında benim eserlerim ilk defa basılmaya başladı. 5 yaşında ilk müzik grubumu kurdum. Ya da ilkokulda pankart hazırlayıp, evin içinde patates kızartması istiyorum diye dolaşırdım.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız