birgün

21° AÇIK

GÜNCEL 28.10.2020 08:19

İkinci yüzyılda büyük dönüşüm

Güçlü devlet anlayışı 2020 Türkiye’sinde tek kişinin devleti haline geldi. Devleti kurmak ve güçlendirmek Cumhuriyetin ilk yüzyılında temel görevken ikinci yüzyılda devleti demokratikleştirme ve devlet gücünün kullanımını sınırlandırmak temel görev durumundadır.

İkinci yüzyılda büyük dönüşüm

ikinci-yuzyilda-buyuk-donusum-798056-1.Doç. Dr. Yunus EMRE
İstanbul Milletvekili/ CHP PM üyesi

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 37. Olağan Kurultay’da, ülkemizin geleceğine dair temel yaklaşımımızı ortaya koyan “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesini” ilan etti. Bu beyannamedeki perspektif, birinci yüz yılını tamamlamak üzere olan Cumhuriyetimizin geçmişinden yola çıkarak bir gelecek vizyonu sunuyor. Ve bu vizyon; siyasal, hukuki ve toplumsal veçheleriyle topyekûn bir demokratikleşmeyi merkezine alıyor.
Cumhuriyet kurulurken, on yıl aralıksız süren yıpratıcı savaşların geriye bıraktığı küllerin üzerine inşa edilmişti. Balkan Harbi, Cihan Harbi ve İstiklal Harbi sonunda ülkemiz nüfusunun yüzde otuzu kaybedilmiş ve zaten geri olan ekonomik altyapı topyekûn çökmüştü. Atatürk bu dönemi şöyle tanımlıyordu: “Uçurum kenarında yıkık bir ülke. Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar. Yıllarca süren savaş.”

200 yılı aşkın bir süredir her cephede kaybeden, sürekli gerileyen ve çürüyen bir imparatorluğun kırık dökük mirasını devralan yeni cumhuriyetin, zorlu İstiklal Savaşı’ndan zaferle çıktıktan sonraki ilk hedefi bağımsızlığı sağlamak ve güçlü bir ulus-devlet inşa etmekti. Uzun savaş dönemi içinde felaket o kadar ağırlaşmıştı ki başkent İstanbul dahil olmak üzere önemli birçok merkez işgale uğramıştı. Cumhuriyeti kuranlar ve başta Atatürk için temel sorun bir daha ülkenin böyle bir felakete uğramaması, işgal edilmemesi ve siyasal bağımsızlığın korunmasıydı. Bunun için hızla yeni hamlelere girişildi. Ekonomik, teknolojik ve toplumsal anlamda gelişmiş ülkelerin gerisine düşmüş Yeni Türkiye’nin giriştiği topyekûn kalkınma ve modernleşme hamlesi, birçok farklı alanda köklü değişimler yapmayı, ulusal seferberlikle hızla gelişmeyi öngörüyordu.


GÜÇLÜ DEVLET İHTİYAÇTI

Tüm yurtta fabrikalar açıp sanayiyi geliştirmekten tarımı modernleştirmeye, köklü bir eğitim seferberliğinden ulaşım ağlarını geliştirmeye kadar bir dizi farklı veçheyi kapsayan bu kalkınma ve modernleşme hamlesiyse ancak her alana nüfuz edebilen etkili bir merkezi yönetimle, modern bir ülke kurma gayesindeki güçlü bir devlet yapısıyla mümkündü. Sahip olduğu toprakların tümünde hâkimiyeti olmayan bir tarım imparatorluğundan, ülkenin her yerini kalkındırabilecek bir merkezi devleti ve bu devletin yeni ve etkili kurumlarını inşa etmek Cumhuriyet’in özellikle ilk 50 yılının en önemli gündemiydi. Öte yandan 19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın ilk yarısı tüm dünyada imparatorlukların çöküp yeni ulus-devletlerin ortaya çıktığı bir dönemdi. Bu kapsamda, yeni ulus-devlet inşasıyla topyekûn kalkınmaya girişen güçlü ve merkezi devlet anlayışı Türkiye Cumhuriyeti’ne özgü değildi.

DEMOKRATİK DEVLET BUGÜNÜN ZORUNLULUĞU

İşte bahsettiğim ulus-devletleşme ve devlet inşası sürecine paralel olarak “güçlü devlet” ilkesi ülkeyi yönetenler için temel amaç oldu. Ancak geldiğimiz noktada güçlü devlet anlayışı tek kişinin devleti haline geldi. Devleti kurmak ve güçlendirmek Cumhuriyetin ilk yüzyılında temel görevken ikinci yüzyılda devleti demokratikleştirme ve devlet gücünün kullanımını sınırlandırmak temel görev durumundadır. Atatürk ve arkadaşlarının çok önem verdiği kurumsallaşma bugün Erdoğan’ın tek adam rejimi tarafından hedef tahtasına oturtuldu. Kurumsal işleyiş devre dışı kaldı. Kurallara değil kişiye bağlılık temel ilke haline gelmiş durumda. Özetle devlet otoritesinin kullanımının önündeki kısıtlar birbir ortadan kalktı ve devlet otoritesi şahsileştirildi. Yüz yıl önce devleti kurmak ve devlet otoritesini pekiştirmek temel gündemken bugün devleti demokratikleştirmek ikinci yüzyıl Türkiye’sinin temel gündemi.

DEMOKRASİNİN SOSYAL DEVLET BOYUTU

Bunun yanında demokratikleştirilen devletin işlevlerini de tekrar ele almak gerekiyor. Kılıçdaroğlu, Kemal Tahir’in “Devlet Ana” romanına referansla gündeme getirdiği Kerim Devlet anlayışını şöyle tanımlamıştı: “vatandaşlarına bir ana şefkatiyle yaklaşan, ayrım yapmayan ve karşılıksız seven, onları işsiz ve aşsız bırakmamanın mücadelesini veren, yemeyen yediren bir devlet”. Demokratikleştirilen devletin yurttaşların taleplerine dikkat kesilip böyle bir işleve kavuşacağı açık. Devlet Ana’ya erişme yolunda ilk adım devletin demokratikleştirilmesi. Özetle CHP’nin sosyal demokrat vizyonu gereği “vatandaşlarına bir ana şefkatiyle yaklaşan devlete” yani sosyal devlete ulaşmak için önce devleti tek adamın tasallutundan kurtarmak ve demokratikleştirmek gerekiyor. Bu başarıldığında gençlerin ülkelerinden umudu kesmediği, geleceğe güvenle baktığı bir Türkiye mümkün olacak. Bu başarıldığında çalışanların insan onuruna yaraşır işlere ve ücretlere erişebildiği bir Türkiye mümkün olacak. Bu başarıldığında emeklilerin ve yaşlıların gelişmiş ülkelerdeki çağdaşlarının imkanlarına sahip olduğu bir Türkiye mümkün olacak. Attila İlhan, Türkiye’yi “sabırlı, bağrıyanık insanlar memleketi” olarak tanımlamıştı. Bu güzel insanlar daha iyi bir yaşamı ve ülkeyi hak ediyorlar.

2023 yılında Cumhuriyetimizin ikinci yüz yılına adım atıyoruz. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından sağlam temeller üzerine kurulmuş olan Cumhuriyetimizi ikinci yüzyılında artık bir sonraki aşamaya taşımak ve bütünüyle demokratikleştirmek zorundayız. Bir önceki yüzyılda bırakmamız ve Cumhuriyetin ikinci yüzyılına kesinlikle taşımamamız gereken unsurların başında otoriterleşme geliyor. Bunu yapabiliriz, yeter ki vatandaşından korkmayan aksine onu devletin ve demokrasinin garantisi olarak gören, tüm iktidarı tek bir kişide toplamak yerine kurumsal bir çerçevede dağıtan, iktidarı halkla paylaşan, katılımcı ve kapsayıcı bir demokrasi anlayışını yerleştirebilelim.


CHP’NİN MİSYONU

Cumhuriyet Halk Partisi olarak düzenlediğimiz 37. Olağan Kurultayda, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi, işte tam da böyle bir siyasi perspektif ve dahası yol planı sunuyor. Başta güçlendirilmiş demokratik parlamenter sistemi esas alan yeni bir anayasa yapımı olmak üzere, Türkiye’nin erişmeyi çoktan hak ettiği demokratik standartlara bir an evvel erişmesini önceliyor. Tabii bu yalnızca CHP’nin beyannamesi değil, asıl amacımız tüm demokratik güçleri tek çatı altında mücadeleye çağırmak. Birçok konuda aynı fikirde olmasak da demokrasi ortak paydasında birleşerek.

1923’te kurduğumuz Cumhuriyet ile emperyalizm karşıtı bir mücadele vererek dünyada birçok ulusa örnek olmuştuk. Şimdi Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında otoriter devlet anlayışına son verip demokratikleşerek dünyada yükselen popülizm karşısında demokratik güçlere örnek olma zamanı. Kılıçdaroğlu, Karl Marx’ın “dünya işçileri birleşin” sözünü hatırlatarak “dünyanın tüm demokratlarını” birliğe davet ediyor. En başta da Türkiye’nin demokratlarını… Marx yoldaşı Engels ile birlikte dünya işçilerini birleşme çağırmasının ardından “zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmadığını ancak kazanacakları bir dünya olduğunu” hatırlatıyordu. Büyük bir dönüşümün arefesindeyiz. Yüz yıl önce olduğu gibi tüm gücümüzle bu mücadeleyi verecek ve kazanacağız.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol