birgün

7° AÇIK

SİYASET 28.08.2020 04:00
author

İklim değişikliği ve afetler

Bilim insanlarının araştırmalarına ve uluslararası örgütlerin açıklamalarına göre 21. Yüzyıl’da dünyamızı ve insanlığı tehdit eden tehlikelerin en başında iklim değişikliği geliyor. Atmosferdeki sera etkisi yaratan gazların artışıyla beraber yaşanan küresel ısınma, kuraklık, susuzluk, gıda krizi, aşırı doğa olayları gibi pek çok sonuçlarıyla yeryüzünde yaşayan tüm canlıları olumsuz etkiliyor.

İklimler yeryüzünün ortaya çıkışından bu yana sürekli bir değişim içindedir. Uzun ve yavaş ilerlediği için canlıların zaman içerisinde adapte olduğu bu değişiklik üzerindeki insan etkisi, 19. Yüzyıl’dan itibaren yaşanan büyük sanayileşme süreciyle birlikte artmıştır. Fosil yakıtların aşırı tüketimine ve ormansızlaşmaya bağlı atmosferik bozulmalar, 20. Yüzyıl’ın ikinci yarısından itibaren gözlemlenebilir sonuçlar yaratmaya başlamıştır.

Buzullardaki erimeler, büyük kasırgalar, orman yangınları, aşırı yağışlar, uzun süreli sıcak hava dalgaları ve mevsimsel kıtlıklar küresel iklim değişikliğinin gündelik hayatımıza yansıyan en büyük etkileri olarak gündelik hayatımızın artık bir parçası olmuştur.

Araştırmalara göre iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden en çok etkilenecek bölgelerden birisi de, ülkemizin de içinde bulunduğu Doğu Akdeniz Havzası geliyor. 2000’li yılların başından bu yana ortaya çıkan istatistikler ve deneyimlerimiz, iklimde yaşanan değişikliğin sonuçlarını yansıtıyor.

Meteoroloji verilerine göre 2000’li yıllardan itibaren ülkemizdeki ortalama sıcaklık belirgin biçimde artış gösteriyor. Sıcaklıkta yaşanan bu artış, yağış düzensizliğini ve aşırı hava olaylarını da beraberinde getiriyor.

Meteorolojik karakterli ve doğa kaynaklı afetlerin 3’te 1’inden fazlasını oluşturan şiddetli yağış ve seller, küresel iklim değişikliklerinin bir parçası olsa da, bu doğa olaylarının can alıcı toplumsal felaketlere dönüşmesi daha yerel ve siyasal nedenlere dayanıyor.

DOĞAL DEĞİL SİYASAL

En son Giresun’da yaşanan ve 9 kişinin hayatını kaybettiği, 8 kişiden ise hâlâ haber alınamayan sel felaketi, ne yazık ki, yılın bu döneminde Doğu Karadeniz bölgesinin rutini haline gelmiş durumda. Bu durumu sadece iklim değişikliğiyle açıklamak, sorumluluğu doğaya atfetmek doğru değil.

Yıllardır bölgede yaşanan sel olaylarıyla ilgili yaptığımız inceleme ve değerlendirmelerde, üç ortak noktanın öne çıktığını gözlemliyoruz:

İlki, bölgede karakteristik hale gelmiş olan dere yataklarındaki yapılaşma;

İkincisi, Karadeniz Sahil Yolu’nun oluşturduğu setin derelerin Karadeniz’e ulaşmasına engel olması;

Üçüncüsü ise, HES’ler nedeniyle derelerin akış rejiminin bozulmasıdır.

Bu üç temel sorun çözüme kavuşturulmadan, bölge halkının can ve mal güvenliğinin sağlanması mümkün değildir.

Hükümet ise bu sorunları çözmek yerine, sorunları kalıcı hale getirerek bölgenin yüz yüze olduğu tehdidin daha da büyümesine neden olmaktadır.

İmar barışı adı altında dere yataklarına yapılmış yerleşimlere ruhsat verilmesi, derelerin üstleri kapatılarak-dere yatağı betonlaştırılarak suyun doğal yollarla denize ulaşması engellenmesi, bölgede yoğunlaşan HES ve Madencilik faaliyetleri nedeniyle doğal bitki örtüsünün yok edilmesi, Karadeniz Sahil Yolu yetmezmiş gibi kıyılara yapılan dolgu alanlarla suyun akışına set vurulması gibi nedenlerle bölge adeta sellere karşı savunmasız hale getirilmiştir.

Ülkemizin en güzel coğrafyalarından birisi olan Doğu Karadeniz bölgemizi afetlerle anılmaktan kurtarmak, bölge insanının can güvenliğini sağlamak başta siyasal iktidar olmak üzere hepimizin görevidir.

Bunun için de bölgeyi bu noktaya sürükleyen yanlış politikalardan derhal geri dönülmesi gerekmektedir. Doğayla barışık, insan ihtiyaçlarını önceleyen ve bilime dayalı kentleşme ve sanayileşme politikaları hayata geçirilmelidir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız