İklim inkarcılığı yüzde 9’da kaldı
İklim Haber ve KONDA Araştırma’nın "Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı" raporu yayımlandı. Rapora göre, Türkiye’de her 10 kişiden 9’u iklim değişikliğinin var olduğunu belirtti.

İklim Haber ve KONDA Araştırma tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı” raporunun 8’incisi yayımlandı. Ülkedeki iklim krizinin etkilerine ve iklim inkarcılığına odaklanan raporda 1980 kişiyle görüşme gerçekleştirildi.
Rapor, Türkiye’de iklim değişikliğinin varlığının toplum genelinde çok güçlü bir kabule sahip olduğunu ortaya koydu. Her 10 katılımcıdan 9’u iklim değişikliğinin var olduğunu belirtti. İklim değişikliği yoktur diyenlerin oranı yüzde 9 bandında kaldı.
Öte yandan kamuoyunun geçtiğimiz Temmuz ayında Meclis’ten geçen İklim Kanunu’na ilişkin algısına yönelik değerlendirmeler de raporda yer aldı. Katılımcıların yüzde 54’ü kanun hakkında bilgisinin olmadığını ya da yetersiz olduğunu belirtirken kanunu açık biçimde doğru bulanların oranı oldukça düşük. Daha yaygın tutum ise, kanunun varlığını olumlu bulmakla birlikte içeriğinin yetersiz olduğu yönünde.
Çalışma aynı zamanda toplumun enerji tercihlerine olan yaklaşımını da irdeledi. Buna göre, yenilenebilir enerji kaynakları açık ara en çok tercih edilen seçenekler olarak ön plana çıktı. Güneş ve rüzgar enerjisi tüm yaş, eğitim ve yerleşim gruplarında güçlü destek görürken nükleer ve kömür santralları, toplumun en fazla karşı çıktığı enerji türleri oldu.
HER 100 KİŞİDEN 64’Ü ENDİŞELİ
Öte yandan iklim değişikliği konusundaki endişe 2018 sonrasında genel olarak düşüş gösterirken 2022 yılına gelindiğinde en yüksek seviyesine ulaştı. Yeni çalışmada Türkiye’de her 100 kişiden 64’ü iklim değişikliği konusunda endişeli olduğunu belirtti.
Katılımcıların yüzde 88’i de son yıllarda sel, fırtına, aşırı sıcaklık ve kuraklık gibi düzensiz hava olaylarının arttığını ifade ederken araştırma, orman yangınlarının iklim krizinin en somut boyutlarından biri olarak algılandığını ve Türkiye toplumunda orman yangınlarına karşı hazırlık düzeyine ilişkin algının belirgin biçimde olumsuz olduğunu ortaya koydu. Toplumun yüzde 63’ü, önümüzdeki yaz orman yangını yaşanması durumunda ülkenin yeterince hazırlıklı olmadığını belirtti.
TÜRKİYE İÇİN KRİTİK YIL
Araştırma sonuçlarını değerlendiren İklim Haber Yayın Yönetmeni Dr. Barış Doğru, iklim kriziyle mücadelede yurttaşların algılarını doğru biçimde görmenin önemini vurguladı.
Araştırmanın gösterdiği en önemli bulgunun, Türkiye toplumunun iklim değişikliği konusundaki yüksek farkındalığı olduğunu söyleyen Doğru, “Yüzde 9 civarındaki iklim inkarcılığı oranının, dünyanın birçok ülkesine göre son derece olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Tabii her zamanki gibi sesleri, gerçek güçlerinden çok daha fazla çıkıyor” dedi. COP31’in bu yıl Türkiye’de düzenlenmesinin, iklim politikaları konusunun çok daha fazla konuşulmasını sağlayacağının altını çizen Doğru, “Bunu bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz. Tabii inkarcıların, yükselen kamuoyu ilgisini manipüle etme tehlikesi de mevcut. Dolayısıyla 2026, iklim politikası ve iletişiminde Türkiye için kritik bir yıl olacak” diye konuştu.
ÖZEL ÇALIŞMA YAPILMASI GEREKİYOR
Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin ise, “İklim Kanunu tartışmaları sırasındaki kampanyaların daha fazla insanı inkârcı kampa taşımış olması da olası. Eğer böyleyse yüzde 10’a yakın orandaki inkârcılık COP31 gündemi işgal ettiğinde daha da artabilir ve etkili olabilir. İklim hareketinin kamuoyunu etkileyebilecek kişiler aracılığıyla bu konuda özel bir çalışma yapması gerekiyor.”
İTHALATTA ARTIŞA YOL AÇACAK
Ember Türkiye ve Kafkaslar Bölge Lideri Ufuk Alparslan da, gaza verilen desteğin son bir yılda yükseldiğine dikkat çekerken, bu sonucun Sakarya gaz sahasında başlayan yerli üretim nedeniyle gerçekleşmiş olabileceğini söyledi ve şu hatırlatmayı yaptı: “Burada artan üretime rağmen, son iki yıldır Türkiye’nin gaz tüketiminde yerli üretimin payı kısıtlı kaldı. 2024 yılında gaz tüketiminin yüzde 4’ünü karşılayan yerli gaz, 2025 yılının ilk 11 ayında ise artan tüketimle de birlikte yaklaşık yüzde 5’ini karşılayabilmiş durumda. Dolayısıyla yeni kurulacak bir gaz santralı enerji ithalatımızda daha fazla artışa yol açacaktır.”


