birgün

23° AZ BULUTLU

DÜNYA 27.05.2021 07:59

İktidar dolaşımı, denetim ve kriz: İran’ı bekleyen seçim

İran’ı zorlu bir seçim bekliyor. Ahmedinejad, Pezeşkiyan, Laricani ve Cihangiri gibi isimlerin adaylıkları onaylanmadı. Seçime girecek 7 adaydan 5’i radikal muhafazakâr görüşlü. Seçimin muhafazakar aday İbrahim Reisi’nin kazanmasını garantileyecek şekilde dizayn edildiği konuşuluyor. Dini lider Hamaney, yeni dönemde radikallerin etkin olmasını istiyor .

İktidar dolaşımı, denetim ve kriz: İran’ı bekleyen seçim

Arif Keskin-Siyaset Bilimci

18 Haziran’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde Mahmut Ahmedinejad, Ali Laricani, İshak Cihangiri ve Mesut Pezeşkiyan gibi politikacıların onaylanmamasına karşın İbrahim Reisi, Muhsin Rezai, Muhsin Mehralizade, Sait Celili, Alireza Zakani, Abdülnasır Hemmeti, Amir Hüseyin Gazizade Haşimi’nin adaylıklarının onaylanması şaşkınlıkla birlikte hoşnutsuzluk ve tartışmalara sebebiyet verdi. Onaylanan yedi adaydan reformcu Muhsin Mehralizade ve Abdülnasır Hemmeti hariç diğer beş aday muhafazakârlara mensup olsa da, adaylar kompozisyonu muhafazakârları da hayal kırıklığına uğrattı. Anayasa Koruyucular Konseyi’nin meşruiyetine yönelik eleştiriler yükselirken onaylanan adayların cumhurbaşkanı olma ehliyetine sahip olmadıkları konuşulmaya başlandı. Aday seçiminin İbrahim Reisi’nin kazanmasını garantileme çerçevesinde şekillendiği konuşulmaya başlandı. Yazımızın amacı yakarıdaki aday listesi ve doğurduğu tartışmalar ışığında İran’daki siyasal yapı ve muhtemel süreçleri analiz etmektir.

Muhafazakârlığın Makus Talihi

İran’da Muhafazakârlık düzen ve devlet hareketi olsa da, İran İslam Cumhuriyetini muhafazakârlarla özdeş görmek yanlıştır. Anayasayı Koruma Konseyi'nin (AKK- Şurayi Nigehban) muhafazakâr siyasetçilerin önemli bölümünü reddetmesi, bizlere İran İslam Cumhuriyeti’nin muhafazakârlardan daha genel, farklı ve gerektiğinde onları da yok sayacak bir sistem olduğunu gösteriyor. Buna karşın muhafazakârların siyasi hayatı devletin onay ve iradesine bağlı olduğu açık ortada. Muhafazakârların tabanıyla devlet tabanı özdeş olduğu için muhafazakârlar devletten bağımsız bir varlık sürdüremiyorlar.

Muhafazakârın devletle bütünleşmesi 1989’dan Hamaney’in dini lider olmasıyla başladı. Bu bütünleşme muhafazakârları dağınık, lidersiz, parçalı ve kendi içinde hasım ayrışımlara böldü ve içlerinden halkın oyunu alabilecek siyasetçi çıkaramayacak kadar kötürüm bir duruma sürükledi. Nitekim bütün seçimlerde siyasi sahneye sürdükleri molla, asker, bürokratlar bu hareketin parti, kurum ve kuruluşlarında yetişmiş ve onunla organik ilişkileri olan kişiler olmadılar.

İşin ilginç ve anlamlı olan tarafı ise, 1989’dan günümüze Haşimi Rafsancani, Mahmut Ahmedinejad ve Hasan Ruhani gibi muhafazakârlar, onlarla yollarını ayırarak seçimleri kazanma şansını elde ettiler. Nitekim İbrahim Reisi kendini muhafazakâr değil, bağımsız aday olarak tanımladı. Reisi’nin kendini bağımsız aday olarak tanımlaması muhafazakârın bugünü ve geleceği açısından tehlikeye işaret etmektedir. Çünkü bağımsızlık sözcüğü muhafazakarlara, 2005’teki Ahmedinejad’ı hatırlatıyor. Ahmedinejad gibi Reisi de seçimleri kazanırsa, muhafazakârlara borçlu olmadığını belirterek onlara hükümetten istedikleri payı vermeyeceği açıktır.

iktidar-dolasimi-denetim-ve-kriz-iran-i-bekleyen-secim-880515-1.
Arif Keskin

Devletin Reformcular Çıkmazı

Reformcular kendilerini İran devletinin ayrılmaz parçası, onu koruyan, güçlendiren ve İslam Cumhuriyeti kurucu lideri Hümeyni’nin "İslam Cumhuriyeti" tezinin hakiki savunucuları olduklarını söyleseler de, Hamaney, Devrim Muhafızları ve devletin etkin grupları bunun tersini düşünmekteler. Onlar göre reformcular; liberal, batıcı ve seküler bir rejim arayışındalar ve gerçek amaçları rejimi içeriden dönüştürmektir.

Bu analiz çerçevesinde, 1997’den günümüze reform hareketiyle çeşitli vesileyle mücadele etseler de onları bitirmediler. Bu seçimde de görüldüğü gibi reformculara yönelik iki yönlü bir strateji izliyorlar. Reformculara seçimlere katılma imkânı vererek, onları sistemden topyekûn silme iradesinden vazgeçtikleri gözüküyor. Ancak onların oy alabilecek etkin adaylarını dışarıda tutarak, 2005 cumhurbaşkanlığı seçimlerine Hamaney’in desteğiyle girebilen Muhsin Mehralizade gibi düşük profilli adayların yarışmasına izin veriyor. Nitekim listenin yayımlanmasının hemen ardından Mehralizde’nin meşruiyeti tartışmaya başlandı. 2016 Meclis seçimlerinde adaylığı onaylanmayan Mehralizde’nin cumhurbaşkanlığına izin verilmesi açık çelişki olarak sunulmaya başlandı. Bu, reformcular açısından çifte zararlı bir konuma düşmeleri demektir. Reformcular devlette güçlü konum elde etmezken toplumsal meşruiyetlerini yitiriyorlar. Nitekim bazı reformcu yorumcular tarafından İshak Cihangiri ve Mesut Pezeşkiyan gibi reformcuların adaylığının reddedilmesi, reformcuların sistem dışına itilmesi olarak yorumlanıyor. Ali Laricani, İshak Cihangiri ve Mesut Pezeşkiyan gibilerin Hamaney’in desteğiyle seçimlere katılma imkânı bulmazlarsa, reformcuların ve tabanlarının seçim sürecine aktif katılmaları zor gözüküyor. Ali Laricani, İshak Cihangiri ve Mesut Pezeşkiyan’nin Hamaney’in Devlet Fermanı (Hokm-e Hukumeti) adaylık hakkı kazanırlarsa ciddi prestij kaybıyla seçim rekabetine girecekleri açık. 2005’te Hamaney’in Devlet Fermanı ile seçimlere katılabilen reformcuların favori adayı Mustafa Muin’nin başarısız tecrübesi herkesin hafızasında hala tazedir.

Ali Laricani, muhafazakârlara mensup olsa da bazılarına göre reformcuların asli adayı idi. Reformcular kendi adaylarını çıkaramadıkları taktirde Ali Laricani’yi desteklemeleri yüksek ihtimaldi. Ali Laricani’nin adaylığının veto edilmesini sadece kişisel, aile bağları, yolsuzluk dosyaları, kızının ABD’de ikamet etmesi gibi konulara indirgeyerek yorumlayamayız. Laricani’nin adaylığının onaylanmamasının öncellikli nedeni Ahmedinejad’in muhtemel siyasal davranışlarını kontrol altına almaktır. Adaylığı engellenen Ahmedinejad’ın Laricani’nin onaylanmasını sessizlikle karşılamayacağı belliydi. Devlet, Ahmedinejad’la birlikte Laricani ve Cihangiri’yi de eleyerek ihtilaflı gruplar arasında tarafsız konumunda olduğunu belirterek yükselmesi muhtemel tansiyonunu önlemeyi hedeflediği anlaşılıyor. Laricani’nin reddedilmesinin diğer en önemli sebebi, Rafsancani’nin ölümünün ardından onun konumuna sahip olma isteyişidir. Rafsancani olma isteği, sadece Laricani’nin değil, Ruhani’nin de hayalidir. Rafsancani, Hamaney’den sonra en güçlü adamdı. Rejim içindeki tüm gruplarla konuşabiliyordu ve reformcu-muhafazakarların irtibat halkası olmakla birlikte bürokrasi, ekonomi ve kültür seçkinlerinin kesişme adresiydi. Rafsancani sahip olduğu bu konum nedeniyle 2005’ten sonra Hamaney’e karşı direnç odağı olabildi. Bu açıdan bakıldığında Hamaney, ikinci bir Rafsancani istemez. Hamaney bu vesileyle Laricani’ye siyasi yükselişinin kendinden kaynakladığını düşünmesinin hatalı olduğunu ve Rafsancani olma hayalinden vazgeçmesi gerektiğini söylüyor. Anayasa Koruyucular Konseyi kararı gösterdi ki, Ali Laricani’nin siyasi hayatı sadece Hamaney’in himayesiyle sürebilir.

Molla-Askerler Gerilimi

İran’da belli bir süreden beri asker cumhurbaşkanı tartışılıyordu. Bu tartışma, cumhurbaşkanı seçimleri mühendisliği doğrultusunda ortaya atıldığı belliydi. İran devleti bu tartışmayla dünyaya ‘‘Ruhani ile anlaş, yoksa askerle masaya oturmak zorunda kalırsın’’ operasyonu çekiyordu. Reformcular tartışmayı abartarak küstürdükleri ve kaybettikleri tabanı korkutmak ve yanlarına çekme hedefi takip ediyorlardı.

Açıklanan adaylar listesi, şimdilik asker cumhurbaşkanı hedefini imkansızlaştırdı. Adaylar arasında sadece Devrim Muhafızları eski komutanı Muhsin Rezai asker kökenlidir. Rezai "güreşe doymayan yenilmiş pehlivan" gibi nerdeyse her cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday oluyor. Rezai, kendisini ekonomist olarak tanımlıyor ve ekonomik sorunları çözebileceğini savunuyor. Rezai’ye göre İran’ın ekonomik sorunlarının çözümü "ekonomik federalizm" ile mümkün olabilir. İran, farklı ekonomik bölgelere ayırmalı ve bu bölgelere geniş yetkiler verilmesi gerektiğini savunuyor.

İran’da askerler tartışmasız etkin bir güce sahipler. Bu açıdan bakıldığında, Hamaney bile cumhurbaşkanlığını onlara vermek istemez. Çünkü asker cumhurbaşkanı olursa, devlet içi dengeler altüst olur. 2005 Ahmedinejad cumhurbaşkanlığında olduğu gibi devlet ağır ve kontrolü imkânsız bir iç çatışmaya sürüklenebilir. Ayrıca Hamaney ve din adamları, İran rejiminin askerlerle özdeşleşmesini de istemez. Askerin cumhurbaşkanı olması İran’daki rejimin mahiyetini değiştirebilir. Velayet-e-Fakih temelli dinsel mahiyetten Rıza Han (1924-41) modeli askeri bir yönetime dönüşebilir. Devlet içinde asker-molla çatışması çıkar. Bu çatışma, rejimin bekasının tehdit edeceği açık.

İbrahim Reisi’nin adaylığı asker-molla ilişkileri bağlamında çeşitli sembolik anlamlar içerdiği açıktır. Reisi’nin adaylığı, molla/din adamlarının devletteki ayrıcalıklı ve istisnayı konumlarının devam edeceği anlamına geliyor. Nitekim seçimlere aday olan askerlerin kahir ekseriyetinin İbrahim Reisi lehinde adaylıktan çekilmelerini sadece basit bir seçim davranışı ve istikbal yatırımı olarak yorumlamak yanlıştır. Resi lehinde adaylıktan çekilmeleri, İran’daki rejimin dinsel kimliğinin tahkimine dönük stratejik hareketler olarak analiz edilmesi gerekir.

iktidar-dolasimi-denetim-ve-kriz-iran-i-bekleyen-secim-880516-1.

Kutuplaşma, İktidar Dolaşımı ve Kriz

Adaylar listesinden anlaşılıyor ki, İran devleti, yüksek tansiyonlu ve kutuplaşmış bir seçim süreci istemiyor. Kutuplaşma, seçimlerde halkın aktif katılımını sağlasa da çeşitli riskler barındırıyor. Kutuplaşama, birbirlerinin kirli çamaşırlarını su yüzüne serdikleri için siyasal seçkinleri itibarsızlaştırıyor. Bütün adayları rejim muhalifi konumuna düşürüyor. Seçimler, rejim karşıtı propaganda sürecine dönüşüyor. Siyasal kutuplaşmanın yarattığı toplumsal seferberlik, itirazları sokağa taşıyabiliyor. Kutuplaşma, 2009 Yeşil Hareketi’nde olduğu gibi kontrolü zor siyasal protestolara dönüşebiliyor. İran devletinin yaşadığı sorunlar nedeniyle böyle bir ağır süreci idare etme imkanı düşüktür. Ekonominin iyi olmaması, salgın dönemi, ülkede hâkim olan geniş toplumsal ve siyasal hoşnutsuzluk, kutuplaşmayı devletin istemediği ağır noktalara taşıma ihtimali yüksektir.

İran’da cumhurbaşkanlığı seçimleri İran İslam cumhuriyeti açısından çeşitli fonksiyonları olan hayatı öneme sahip bir süreçtir. Seçimler İran İslam Cumhuriyeti’ne, halka dayalı bir rejim olduğu iddiasını dillendirmeye imkân vermekle birlikte dünyaya halkın meşruiyet, onay ve rızasına sahip olan meşru bir rejim görüntüsü çizme olanağı sağlıyor. Seçimler, toplumun protesto enerjisinin boşlamasına ve sınırlı da olsa bazı siyasi umut doğurarak kitlelerin rejim karşıtı bir pozisyona evirilmesini engelliyor. Seçimler, iktidar dolaşımını sağlayarak devlet seçkinleri arasındaki ilişkileri dizginliyor. Devletin yönetim bürokrasisinde kadrolaşmayı engelleyerek Cumhurbaşkanlığının rejime karşıt bir odağa dönüşme imkânını yok ediyor. Seçimler ayrıca rejim yandaşları açısından meşruiyet ve rızanın yeniden üretilmesine zemin sağlıyor. Yukarıda çizdiğim çerçeve, seçim sürecine aşırı müdahale nedeniyle pratikte ters işlev görüyor. Bu seçimlerde de görüldüğü gibi, devletin seçim sürecinin mühendisliğine kalkışması muhafazakâr ve reformcu hareketine mensup etkin politikacıların oyun dışı bırakılmasıyla sonuçlanıyor. Bu da siyasal seçkinler arasında, sağlıklı bir iktidar dolaşımını zorlaştırıyor. Seçimlerin ana hedefi olan rıza, meşruiyet, uyum ve birlik yerine kriz ve çatışma üretiliyor. Nitekim aday listeleri açıklandıktan sonra Mahmut Ahmedinejad, iktidar dolaşım sürecini tıkadıkları için Devrim Muhafızları ve Anayasa Koruyucular Konseyi lağvedilmesi gerektiğini söylemeye başladı. Radikal görüşleriyle bilinen Yargı Erki ski Başkanı Sadık Laricani, kendisinin üyesi olduğu Anayasa Koruyucular Konseyi’nin güvenlik güçlerinin elinde rehin olmakla suçladı. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, aday listesinin gözden geçirilmesi için Hamaney’e mektup yazdı. İslam Cumhuriyeti gibi muhafazakâr gazete aday listesi nedeniyle Anayasa Koruyucular Konseyi’ni eleştirdi ve devrim ülküsüne zarar veren bir durum olduğunu yazdı.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri devletin yönetici kadrosunun topluma sunulması, tanıtılması, kabul ettirilmesi doğrultusunda siyasal vitrin işlev görmektedir. İran’da cumhurbaşkanlığı adaylığı başlı başına siyasette etkin olma anlamına gelir. Bugün adaylar, seçimleri kazanmasalar bile gelecekte yüksek görevlere getirilmeleri muhtemeldir. AKK tarafından seçime giremeyen Devrim Muhafızları mensubu Said Muhammaed’iın Tahran Belediye Başkanı olma ihtimali vardır.

Alirza Zakanı, Amir Hüseyin Gazizade Haşimi, Said Celili radikal muhafazakârlara mensuplar. İbrahim Reisi’yi de hesaba kattığımızda radikallerin aday sayısı en fazladır. Radikal muhafazakârın sayıca fazla oluşunun sebebi, İbrahim Reisi’nin rakiplerine saldırarak ona hareket alanı oluşturmak. Her tür demokratikleşmeyi reddeden radikal muhafazakârlar, Batı karşıtı ve ABD ile her tür yakınlaşmayı reddetmektedirler. İç ve dış politikada İslamileşmeyi ve Velayet-e Fakih’e mutlak itaati savunan bu grup, gündelik, sosyal ve kültürel hayatın devlet tarafından etkin denetlenmesini istiyorlar. Radikal muhafazakârlar; reformculara, Rafsancani, Ruhani ve Laricani kardeşlere yönelik aşırı karşıtlığı da temsil ediyorlar aynı zamanda. Hamaney, 2005’te Ahmedinejad döneminde olduğu gibi radikal muhafazakârların kazanmasını veya önümüzdeki süreçte etkin olmasını istiyor. Bu strateji sadece cumhurbaşkanlığıyla da sınırlı olmayacağı görülüyor. Radikal muhafazakâr adayların sayıca çok oluşu, asalında Ruhani sonrası devlet yönetici kadrosunun nasıl biçimleneceğinin de habercisi. Alirza Zakanı, Amir Hüseyin Gazizade Haşimi ve Said Celili, seçimleri kazanmasalar bile Ruhani sonrası etkin görevlere getirilmeleri muhtemeldir.

Lider Yapıcı Bir Seçim

Hamaney’in yaşı ve sağlık durumu ve İbrahim Reisi’nin adaylığı nedeniyle bu seçimlerin özellikle Hamaney sonrası liderlik kurumu açısından belirleyici olacağı iddia ediliyor. Resi’nin cumhurbaşkanlığı kazanması durumunda, liderliğe giden yolu açılabileceği konuşuluyor. Bu, görünürde mantıklı gözüksek de Reisi açısından çeşitli riskleri barındırıyor.

Öncelikle Reisi’nin bu seçimleri kazanacağını garantilediğine dair her tür kesin öngörü acelci bir yorum olabilir. Seçim süreci ve aday kompozisyonu İbrahim Reisi’nin kazanmasının garantileme hedefi doğrultusunda olsa da pratikte sürecin böyle işleyeceği anlamına gelmiyor. Çünkü Reisi, açık şekilde devletin adayı gözüküyor. Reisi seçimleri kazansın diye etkin kişilerin elenmesi, seçimleri şüphe altına alıyor. İktidar seçkinleri açısından adaletli, eşit ve kabul edilebilir bir yarış olmadığı görülüyor. 2021 cumhurbaşkanlığı seçimleri, gerçek seçimden çok Reisi’nin liderlik yolunu açma süreci olarak algılanıyor. Bu, Reisi açısından göründüğünden daha tehlikeli bir konumlanmadır. Katılımın düşük olacağı öngörülen bu seçimlerde, yaşananlar katılımı daha da düşürülebilir. İnsanlar, seçim sonuçlarının beli olduğunu düşündüğü için oy vermeye gitmeyebilir. Düşük katılım ve düşük oyla seçimin kazanılması meşruiyet sorunu doğuracağı açıktır. Ayrıca bu durum, tepki ve protesto oylarını da artırabilir. İnsanlar, Reisi kazanmasın diye Mehralizade ve Ruhani’ye yakınlığıyla bilinen ekonomist Hemmeti gibi adaylara oy verebilir. Bu da, beklenmedik sonuçlar doğurabilir. Nitekim Reisi’nin kendisi de onaylanan aday listesini doğru bulmadığını ve yenilmesini gerektiğini söylemektedir. Çünkü 2017 seçimlerini Ruhani'ye kaybeden Reisi'nin Haziran seçimlerini de kaybetmesi halinde, 2 kez cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yenilmiş biri olarak liderlik yolu tıkanabilir.

Hamaney’in lider olmadan cumhurbaşkanı olması, Reisi’nin liderlik rotasında model alındığı anlaşılıyor. Ancak bu analoji doğru olmayabilir. Çünkü Hamaney, cumhurbaşkanı olduğu dönemde başbakanlık vardı, cumhurbaşkanlığı günümüzdeki gibi direkt sorumlu gözükmüyordu ve göreli olarak gündelik siyasal tartışmaların dışında tutuluyordu.

İran, iç ve dış politikada öyle karmaşık bir durumla karşı karşıyadır ki, Reisi'nin İran gibi karmaşık bir ülkeye cumhurbaşkanı olabilecek ve ülkeyi iç ve dış politikada düzlüğe çıkarabilecek kişisel yetenek ve özelliklere sahip olduğu kuşkuludur. Çünkü Reisi, 2017 seçimlerinde çok kötü performans sergiledi. Ekonomi, dış politika, siyaset ve toplumdan bihaber olduğunu açıkça gösterdi. Özellikle dış politikadaki bilgisizliği alay konusu oldu. TV tartışmalarının en zayıf tartışmacısıydı ayrıca

Reisi-Hamaney ilişkisinin nasıl seyir izleyeceği de belirsizdir. Çünkü İran’da cumhurbaşkanının etkisi ancak Dini Lider ile uyum içinde olduğu ölçüde devlet mekanizmasına yansımaktadır. Dini Lider ile cumhurbaşkanının farklı siyasi programları benimsemeleri durumunda ise cumhurbaşkanı etkisizleştirilmekte veya tasfiye edilmektedir. 1979 Devrimi sonrası İran’da devlet içindeki politik süreci belirleyen, Dini Lider- Cumhurbaşkanı arasındaki gerilim ve gerginlik olmuştur. İran’da kısa süre görevde kalmış İkinci Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recayi hariç tutarsak, 1979’den günümüze seçilen bütün cumhurbaşkanlarının Dini Liderle uyuşmazlık yaşadığı gözüküyor. Dini Lider-Cumhurbaşkanı çatışmasının ilk kurbanı 1979’dan sonraki ilk Cumhurbaşkanı Abulhasan Benisedr oldu. Günümüzde lider olan Hamaney, 1981’de cumhurbaşkanı seçilmişti. Hamaney, dini lider Hümeyni ile birçok konuda ihtilaflar yaşadı. Haşimi Rafsancani (1989-1997), Muhammed Hatemi (1997-2005), Mahmut Ahmedinejad (2005-2013) gibi siyasetçiler cumhurbaşkanlıkları döneminde dini lider Hamaney ile çeşitli sorunlar yaşadılar. Bu kaderi Reis’inin paylaşamayacağını garantilemek imkânsız. Resi, Hamaney ile çatışmamak için mutlak itaat etmesi gerekecektir. Bu da inisiyatif almasını ve ülkeyi yönetmesini zorlaştırabilecektir. Söz konsun süreç, Reisi’yi en başarışız cumhurbaşkanı yapabilir. Nitekim Hasan Ruhani, liderlik makamında gözü olduğu için Hamaney karşısında sıfır direniş gösterdi ve vaatlerinin önemli bir bölümünü gerçekleştiremedi.

İbrahim Reisi’ni, önceki cumhurbaşkanıyla karşılaştırdığımızda çeşitli dezavantajlara da sahiptir. 1979’dan günümüze sadece yargıda çalışmış. Reisi 1979'dan sonra bazı toplu idamlardan özellikle 1998’de gerçekleşen 4500 kişinin idamında sorumluluğu bilindiği için, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazansa bile, AB ve ABD'ye gidip gidemeyeceği de tartışmalı. İran rejim muhalifleri tarafından Avrupa mahkemelerinde Reisi aleyhinde açılan çeşitli davalar var. Bu da, başarılı bir cumhurbaşkanı olma imkanını zayıflatıyor.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol