İktidar sorgulanıyor: Jan Dark'ın Öteki Ölümü
Tiyatroadam'ın sahnelediği 'Jan Dark'ın Öteki Ölümü' adlı oyun, iktidarın birey üzerindeki etkisini tartışmaya açıyor. Oyuncu Pelin Abay, eserin adalet ve özgürlük peşindeki kahramanı için "Tanrı bu dünyaya razıysa artık razı olmamak Jan’a düşüyor" diyor.

Serpil ÇAKAR
Bundan 600 yıl önce yakılarak idam edilen, ölümünden 489 yıl sonra da azize ilan edilen Jeanne d’Arc’ın hikâyesi, 'Jan Dark’ın Öteki Ölümü' oyunu ile bizi idamından önceki geceye davet ediyor.
Tiyatroadam’ın sahneye taşıdığı, Deniz Özmen’in yönetmenliğini üstlendiği oyunda Jan Dark, kutsallaştırılmış bir kahraman olarak değil; dönemin iktidar unsurları arasında sıkışan bir insan olarak karşımıza çıkıyor. Tanrı ve Cellat’ın ziyaretleri eşliğinde Jan Dark, yalnızca kendi kaderini değil, itaat, suç, inanç ve özgür irade üzerine soruları da cesurca sorduruyor.
Oyun, Pelin Abay, Berk Yaygın ve Deniz Özmen’in güçlü performanslarıyla seyirciyi iyi ile kötü arasında taraf tutmaya değil, kendi konumunu düşünmeye çağırıyor. Özmen, Abay ve Yaygın ile eserin bugüne de ışık tutan gücünü konuştuk.
Oyunu sahnelemeye karar vermenizde belirleyici olan neydi?
Deniz Özmen: Jan Dark’ın Öteki Ölümü, tarihsel bir hikâyeyi bugünün dünyasıyla buluşturuyor ve günümüze dair çok tanıdık sorular soruyor. Stefan Tsanev, Jan Dark’ı ulaşılmaz bir kahraman olarak değil; adalet, inanç ve iktidar arasında sıkışmış bir insan olarak ele alıyor. Metinle kurduğumuz bağ da burada başlıyor. Adalet adına konuşan yapıların, birey üzerinde nasıl baskı kurabildiğini anlatıyor.
Adalet talep edenlerin bugün de hapsedildiğini görüyoruz. 600 yıldır dünyada pek bir şeyin değişmediğini söyleyebilir miyiz?
D. Ö.: İktidarların kullandığı dil, gerekçeler ve yöntemler değişiyor ama tehdit olarak gördükleri şeylere verdikleri tepki pek değişmiyor. Geçmişte inanç ve düzen adına yapılan infazlar bugün başka kavramlarla meşrulaştırılıyor. Bugün de adalet, özgürlük ya da hak talep eden birçok insan bunun bedelini ödüyor. Bu yüzden Jan Dark’ın hikâyesi sadece tarihsel bir anlatı değil; bugüne dair güçlü bir uyarı. Değişmeyen şey, iktidarın hakikatten duyduğu korku.

Sempatik bir cellat, hayal kırıklığına uğramış bir Tanrı ve idama mahkûm bir savaşçıyı sahnede buluşturmak nasıl bir yaratım alanı açtı?
D. Ö.: Bu üç karakter, sistemin farklı yüzlerini temsil ediyor ama hiçbiri tek başına 'tam suçlu' ya da 'tam masum' değil. Cellat, istemeden de olsa görevini yapan itaatkâr halkın temsili. Tanrı, gücünü yitirmiş ve insanlardan yorulmuş gibi. Jan Dark ise seyirciye 'kahraman kimdir?' sorusunu sorduruyor. Bu karşılaşma, iyi–kötü gibi basit ayrımların ötesine geçmemizi sağladı. Amacımız seyirciye kimin haklı olduğunu söylemek değil; herkesin bu düzende hangi sorumluluğu taşıdığını düşündürmekti.
Karakterinizle çalışırken yakın gelen ve zorlayan alanlar nelerdi?
D. Ö.: Bana en yakın gelen taraf, Tanrı’nın hayal kırıklığıydı. Olan biteni izlemekten yorulmuş ama hâlâ konuşma, itiraz etme ihtiyacı duyan bir Tanrı. Bu duygu bana bugünkü dünyaya baktığımda çok tanıdık geliyor.
Pelin Abay: Çelişkili ve korkmuş hâli bana çok tanıdık. Cesareti için aynı şeyi söyleyemem. Gördüğüm ilk altı çizili ortaklığımız; ben de memleketimin hâlinden büyük acı duyuyorum.
Berk Yaygın: Cellat rolü benim için teslimiyetin, ataletin, cehaletin sembolü. Benzer noktamız pek yok.
Eser, oyuncu olarak daha önce sorgulamadığınız neleri sorgulattı?
D. Ö.: Sert bir şekilde şunu sordurdu: “Bu düzenin neresindeyim?” Sadece sahnede değil, gündelik hayatta da adaletsizlikler karşısında aldığım tavrı yeniden düşünmemi sağladı. Ayrıca şunu da sorguladım: Bizi yönlendiren şey, her zaman açık ve güçlü olmak zorunda mı?
P. A.: ’Hayatımı kurtarırken neyi feda ediyorum? Şahit olduğum ve tahammül ettiğimi sandığım bu çürümenin aktif bir ortağı olabilir miyim?’ gibi sorular var aklımda.
Jan'ın dönüşümünde kırılma noktası nerede yaşanıyor?
P. A.: Asıl kırılma noktası Tanrı’nın olup biteni kabul ediyor gibi ‘görünmesi’. Tanrı bu dünyaya razıysa artık razı olmamak Jan’a düşüyor.
Sorgulayan ve kendi cevaplarını arayan cellat figürü günümüzle nasıl bir bağ kuruyor?
B. Y.: Cellat halkın içine düştüğü çıkışsızlığın bir temsili. Gelişen olaylar mantığına sığmasa, kafasını karıştırsa, hatta ona ters bile gelse, kendince bir formül bulup legalize ediyor. 'Yukardakilere' karşı gelmek hem dinen hem geleneksel olarak ayıp, günah. Ayrıca tehlikeli de. Bugün yeniden başlayan açılım süreci, halkın yaşadığı şaşkınlık ve durumu anlamlandırma çabası Cellat'ın durumunun tam karşılığı aslında. Dün peşinden koştuğumuz kişi, bugün hain ilan edilebilir. Bugün hain dediğimiz de yarın kurtarıcı bir meleğe dönüşebilir. Cellat, bu siyasi oyunların arasında kalan insanların yansıması.
Seyircinin oyundan hangi duyguyla ayrılmasını önemsiyorsunuz?
D. Ö.: Seyircinin gülmesini ama aynı zamanda biraz da rahatsız olmasını istiyoruz. Oyundan sonra “Ben bu hikâyenin neresindeyim?” sorusunun akılda kalmasını önemsiyoruz. Eğer seyirci Jan Dark’ı değil de kendi çağını, suskunluklarını düşünmeye başlıyorsa eser amacına ulaşmış demektir.


