İktidar tahkimatı ve ‘göçmen’ siyaseti
Aşırı sağcı AfD’nin ikinci güç konumuna geldiği Almanya, göç tartışmalarının gölgesinde yarın erken seçime gidiyor. Parlamento dışı muhalefetin dağınıklığı Alman ırkçılarının alanının genişlemesine zemin hazırlıyor.

Zafer TAŞKIN
Reel Sosyalizmin yıkılışından sonra, alternatifsiz gibi sunulan neoliberal politikalar dünyaya açlık, yoksulluk, doğal afetler ve savaşlar dışında bir şey vermedi. Kapitalizmin içine girdiği krizleri daha vahşi politikalarla aşmaya çalıştıkça insanlık için geri dönülemez bir yıkım yarattı.
Emperyalist kapitalist blokun uygulamalarının doğal sonucu özellikle Afrika ve Asya ülkelerinde derinleşen ekonomik bunalım, savaş, iklim krizi oldu. Milyonlarca insan bu coğrafyalarda yaşayamaz hale getirildi. Bu uygulamaların sonucu olan “göç” milyonlarca insan için bir tercih değil yaşamsal zorunluluk haline geldi.
Afrika ve Asya’da yaşanan büyük yoksulluk ve açlığa karşın Batı ülkeleri ne yaptı? Almanya üzerinden örnekleyecek olursak; Federal Almanya Cumhuriyeti kuruluşunun 75’inci yılını ekonomik krizle karşıladı. Buna rağmen silah sanayisine aktarılan pay tüm geçen 75 yılın en üst noktasına ulaştı. 2024'te Almanya'nın trafik lambası koalisyonu (SPD, Yeşiller ve FDP), 13,33 milyar avro değerinde savaş silahları ve askeri ekipman ihracatını onaylayarak yeni bir rekora imza attı. En büyük alıcılar arasında Ukrayna'dan sonra Singapur (1,21 milyar avro), Cezayir (558,7 milyon avro), ABD (319,9 milyon avro) ve Türkiye (230,8 milyon avro) bulunuyor.
Türkiye'ye yapılan silah sevkiyatları, geçmişteki insan hakları ihlalleri ve uluslararası tutum nedeniyle tartışmalıydı. Özellikle, 2016'da Türkiye'nin Suriye'ye asker göndermesinin ardından, ihracat onayları ciddi şekilde azalmıştı. Ancak şu an, 231 milyon avro ile 2006'dan bu yana en yüksek seviyeye ulaşıldığı görülüyor. Bu değişiklik, Yeşiller Partisi'nden Ekonomi Bakanı Robert Habeck'in Türkiye'ye daha fazla torpido güdümlü füze ve denizaltı parçaları ihracatına izin vermesiyle gerçekleşti. Ayrıca, İsrail'e yapılan silah ihracatı, Almanya'nın Holocaust'a karşı tarihsel sorumluluğu ve İsrail’in güvenliğini devlet politikası olarak savunması nedeniyle devam etti. Fransa, İngiltere, Amerika gibi ülkelerin silah ihracatları da eklendiğinde vahamet daha net görülebilir.
FAŞİZM SİZİN ESERİNİZ
Batılı ülkeler, on yıllardır uyguladıkları politikaların sonucu olarak derinleşen ekonomik krizin sebeplerinin kendilerinde yattığını sorgulamaktansa göçün yarattığı korku ikliminin yükselen ırkçılığı tetiklediği yalanına sarıldılar. Avrupa ülkelerinde özelde Almanya’da on yıllardır uygulanan ekonomik politikaların sonucu ırkçı faşizan partiler örgütlenip parlamentolarda yer alma gücüne ulaştı. AfD (Almanya için Alternatif ) vb. ırkçı faşizan partiler gökten zembille inmedi. Bunlar düne kadar CDU/CSU, SPD, Yeşiller gibi partileri destekleyen, hatta üye olan insanlardı. Daha da ileri gidelim, bunlar 'komşularımız', okul sıralarında 'arkadaşımız' olan insanlardı. Şaşırmaya gerek yok. Bunlar faşizm yıllarında olduğu gibi anneniz, babanız, dedeniz, komşunuz, çocuklarınızdır. “Bir daha asla” demek bu ırkçı faşizan yapılara karşı bugün hemen şimdi dur demekten geçiyor.
İktidar partilerinin son dönemlerde ardı ardına çıkardıkları yeni katı düzenlemelerle (Almanya'da Yabancılar Yasası gibi) Almanya’da AfD, Fransa’da RN, İtalya’da Fdl gibi ırkçı-faşist akımların basıncına nasıl boyun eğdiklerine tanıklık etmekteyiz. Göçmenleri hedef alan ırkçı yasal düzenlemelerle, yıllarca göçmen toplumunun horlanmasına, katledilmesine zemin hazırladığı bir kez daha görmezden geliniyor.
Oysa Hoyerswerda, Solingen, Möln dün gibi hafızalarda kazılı. NSU cinayetleri ve onların devlet içindeki uzantıları aradan bunca zaman geçmesine rağmen hala açığa çıkarılmamalarının bir sebebi olmalı.
Grimm kardeşlerin masallarıyla tanınan Hanau kentini kana bulayan 9 savunmasız göçmeni katleden ırkçı faşistin “bireysel saldırgan ve psikolojik hasta” olarak tanıtılarak toplumun manipüle edilmesini unutmadık. Bir göçmenin herhangi bir kuruma başvururken İçişleri Bakanlığı'ndan temiz kâğıdı alması zorunlu iken, “psikolojik hasta” olarak tanımlanan Hanau kentinde katliam uygulayan birinin koşulsuz silahlanmasının bugüne kadar açıklanmamış olması manidar değil mi?
KORKU DUVARI
İktidar partilerinin çıkardığı ve yürürlüğe koyduğu ırkçı-gerici yasalar, AfD ve benzeri faşizan örgütlerin ekmeğine yağ sürdü. Toplumu bilinçli manipüle eden CDU/CSU (Almanya Hristiyan Demokrat Birlik ve Hristiyan Sosyal Birlik) toplumdaki göçmenlik karşıtı korkuları derinleştirmeyi sürdürüyor. Nitekim CDU Başkanı Friedrich Merz, 2024 yılının Ağustos ayında “Almanya, büyüklüğüne oranla Suriye ve Afganistan'dan en fazla mülteci kabul eden ülke” diyerek topluma yalan bilgi sundu. Bilginin yalan olduğu bilindiği halde iktidar partileri tek kelime etmedi.
Bu bir korku duvarıdır. Bu korku düzenini topluma bilinçli empoze edenler Alman siyasetinin sağa kaymasından medet umanlardır. Tıpkı 1920'lerin sonunda olduğu gibi. Günümüzde parlamento dışı muhalefetin siyaset sahnesinde olamaması, devlet destekli merkez partilerin neoliberal politikalarını hoyratça uygulamalarına uzunca zaman uygun zemin yarattı. Parlamento dışı muhalefet hareketinin bastırıldığı bir ortamda, bu yönelimin gittiği adres AfD gibi faşist partiler oldu.
Sonuç olarak ırkçı-faşist hareketlerin engellenmesinde sosyalistlere, sendikalara sol-sosyalist göçmen örgütlerine büyük sorumluluk düşüyor. Sol-sosyalist göçmen örgütleri bir taraftan egemen toplumun sosyalistlerinin yukardan bakan kibirli tavırlarına karşı kendi zengin mücadele deneyimlerini aktararak yeni bir yapılanmanın harmanlanmasına katkı sunma sorumluğuyla karşı karşıyalar. Diğer yandan ırkçı-faşizan ve de şeriatçı yapıların yaşam alanlarına müdahaleleri karşısında özgürlükçü dayanışmacı bir “göçmen hareketini” yaratma sorumluluğu da sınırsız ve sınıfsız bir dünya hayali kuranların omuzlarındadır. Parlamento dışı muhalefet hareketinin dağınıklığı, sol-sosyalist göçmen hareketlerinin örgütsüz halleri Alman ırkçılarının olduğu gibi ırkçı-faşizan ve de şeriat yanlısı göçmenlerin alanlarının genişlemesine de zemin hazırlıyor.
Bu duruma dur demek devrimcilerin görevidir.


