Google Play Store
App Store

İktidar, İBB operasyonları ve kurultay davasıyla, muhalefeti kendisi için “makûl siyaset” sınırına çekmek istiyor. Rejimin zayıf karnını gören muhalefetin yol almak için tek çaresi yelkenini sonuna dek toplumsal itiraz rüzgarına açmak.

İktidarın esas derdi “makûl muhalefet”
19 Mart’ta açığa çıkan toplumsal itiraz dalgası iktidarı rahatsız ediyor. (Fotoğraf: CHP)
Mehmet Emin Kurnaz
Mehmet Emin Kurnaz
mehmeteminkurnaz@birgun.net

İBB’ye yönelik 19 Mart operasyonlarının ardından toplumsal muhalefet üzerindeki ölü toprağını attı. Üniversitelerden liselere, Saraçhane ve Maltepe’den Yozgat ve Konya’ya uzanan mitinglere, boykot çağrılarından parklardaki forumlara, yaratıcı pankart ve sloganlardan çiftçilerin eylemlerine dek itirazlar silsilesi ülke geneline yayılarak rejime karşı ortak bir mücadelenin kapısını araladı.

Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla birlikte rejime karşı yüzünü sokağa dönen, yelkenini toplumsal muhalefet rüzgarıyla dolduran CHP, süreci bugüne dek yol kazası yapmadan başarıyla götürdü.

İKTİDARIN ZAYIF KARNI NERESİ

Saray yönetiminin alışkın olmadığı, kuralları ve sınırlarını kendisinin belirleyemediği bu siyaset tarzının aynı zamanda iktidarın zayıf karnı olduğu görüldü. Sözünü haftalık Salı grup toplantılarına saklayan, Meclis’e önerge vermekle, hukuksuzluğu ise Anayasa Mahkemesi’ne taşımakla yetinen eski muhalefet tarzına özlem duyan iktidar, CHP ve Genel Başkan Özgür Özel’i pek çok kez “makul muhalefet” sınırına dönmeye çağırdı. Bu çağrı, Erdoğan ve Bahçeli’nin yanı sıra yandaş kalemler üzerinden de defalarca tekrarlandı. “Makul muhalefet” çağrılarına CHP’den istenilen karşılık gelmeyince bu kez tehdit dili daha da sertleşti. Erdoğan, geçtiğimiz günlerde partisinin grup toplantısında İBB soruşturmalarını “ülke güvenliğini tehdit edecek unsurlar” olarak hedef alması dikkat çekti. Zira “Terörsüz Türkiye” süreciyle birlikte artık “baş düşman” kategorisine dokunanın yandığı bir davaya dönüştürülen Ekrem İmamoğlu oturtuldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan son olarak “İstanbul’un nasıl yağmalandığı ortaya dökülüyor, ahtapotun kolları bir bir deşifre oluyor. CHP Genel Başkanı Sayın Özel’in ana muhalefet partisi lideri gibi davranmak yerine suç örgütünün posta güvercini gibi hareket etmesi üzüntü verici olduğu kadar düşündürücüdür” dedi. Erdoğan’a aynı sertlikle Bursa mitinginden yanıt veren Özel ise “Benim kefil olduklarım alınları ak, başları dik bugün meydandalar. Senin kefil olduğun Zekeriya Öz sıçan gibi kaçtı Amerika’ya” ifadelerini kullandı.

KAYYUM SOPASI GÖSTERİLİYOR

Özgür Özel ve CHP’ye bir yandan “İmamoğlu’nu unut” diğer yandan “19 Mart rüzgarını dindir” mesajı veriliyor. CHP yönetimi iktidarın arzu ettiği sınırlara çekilmedikçe tehdit dilinin dozajı yükseliyor. Üstelik bu baskı ve gözdağı, İBB operasyonları ve CHP Kurultay davasıyla da devam ediyor. CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te gerçekleştirilen 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin açılan iptal davasının Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dün görülen ikinci duruşmasından erteleme kararı çıktı. Gazeteci Alican Uludağ davanın kapsamına ilişkin yaptığı paylaşımda, “Mahkeme davanın özünün, 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan kurultayın yok hükmünde olduğunun tespiti ile iptali, mutlak butlan ile sakatlandığı gerekçesiyle Özgür Özel ve MYK, PM üyelerinin görevden uzaklaştırılması ve Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki PM üyelerinin görevlerine iadesine ilişkin dava olduğunu da tutanağa geçirdi. Yani mahkeme, kurultayı iptal ederse yönetimi Özgür Özel’den alıp Kılıçdaroğlu’na iade edecek” bilgisini paylaştı.

ARTIK GERİ ADIM ATAMAZ

Bu senaryonun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini göreceğiz. Ancak baskı dozunu her gün biraz daha artıran iktidarın, muhalefeti arzu ettiği makul sınırlara çekene dek geri adım atmayacağı ortada. Muhalefetin de 19 Mart’ta açığa çıkan enerjiyi soğurmadan, mitinglerin sınırlarını da aşarak rejime karşı sert ve birleşik bir mücadele ekseni kurmadan başarıya ulaşma sansı bulunmuyor. Her iki taraf da bulunduğu noktadan geri adım atamayacak pozisyonda. Anketlere göre oy kaybı devam eden, İBB operasyonu için toplumun rızasını alamayan, ekonomik krizle halkı derin yoksulluğa mahkum eden bir iktidarın baskıyla ömrünü ne kadar uzatabileceğinin yanıtı, muhalefetin, sokağın enerjisini bundan sonraki süreçte de ne kadar taşıyabileceğine bağlı görünüyor.