İktisat bölümlerinin dramı…
Anıl Aba Anıl Aba
İktisat öğrencisi eleştirel düşünemiyor çünkü bir sosyal bilim olarak iktisat öğrencilere monolitik eğitim sunuyor. Neoliberal politikaların akademik arka planını oluşturan “neoklasik iktisat” denen garabet sanki “tek” iktisatmış gibi gösteriliyor

2018 YKS yerleştirme sonuçları İİBF bölümleri için açık bir dram ortaya koyuyor. Devlet üniversitelerindeki boş kontenjan sayısında iktisat bölümü 5628 ile başı çekiyor. Onu işletme, felsefe ve siyaset bilimi gibi diğer ıvır zıvır bölümler takip ediyor. İktisat bölümlerinin doluluk oranı yüzde 57 olmuş, yani açılan kontenjanların yarısına yakını boş kalmış. Epeydir böyle bir trend var zaten. İktisat ve işletme bölümlerinin eski cazibesi kalmadı. Özellerde durum daha da vahim. Mesela birkaç sene evvel İzmir “Ekonomi” Üniversitesi, öğrenci bulamadığından, trajikomik bir kararla “ekonomi” bölümünü kapatmıştı (bu sene tekrar açmış galiba).



Bu durumun teknik sebeplerinden biri fazla üretim (arz fazlası), yani yıllar içinde çok sayıda üniversite ve İİBF bölümü açılmış olması. Çünkü açması kolay. Laboratuvara ve pahalı ekipmanlara ihtiyaç duymadan bir tahta, üç kalem, beş hoca ile İİBF bölümü açabiliyorsunuz. Diğeri de yıllar içerisinde İİBF bölümlerine olan talebin reel olarak azalması. Demek ki neymiş, her arz kendi talebini yaratmıyormuş…

Yapısal faktörler
Kravatlı iktisatçı/işletmeci profili bir ara çok popülerdi. Doksanlardaki çoğu İİBF öğrencisinin öncelikli hayali plazalarda ofisi olan uluslararası bir şirkete kapağı atıp o çok havalı beyaz yakalı hayatı yaşamaktı. Bölüm tanıtımlarında bile “elinde diplomasıyla zıplayan takım elbiseli genç” görselleri kullanılırdı. Bu imaj satıyordu. Tabii işin içine girenler, zamanla, plaza hayatının uzaktan göründüğü kadar havalı olmadığını anladılar (bkz. Kaan Sekban skeçleri).

O dönem beyaz yakalıların ücretleri göreli olarak iyi olsa da zamanla bu fark azaldı. Mesleki tatminin sıfıra yakınsadığı, her hafta pazartesi sendromuna maruz kalınan, anlamsız işlerin karşılığında alınan fazladan 1000-1500 lira o “havalı” hayatı sürdürmek için gerekli olan gereksiz harcamalara gidiyordu. Bu yüzden çoğu beyaz yakalının tasarruf oranı mavi yakalılarınkinden daha düşük oluyor.

Öte yandan yıllar içinde herkes köşesini kapmış ve plaza piyasası doygunluğa ulaşmıştı. Rotasyon yavaşladı ve yeni iş olanakları hızla artan mezun sayısının gerisinde kalmaya başladı. Dolayısıyla etkin bir odası/derneği olmayan, kısa bir şirket içi eğitimle her işi yapabilir gözüyle bakılan, lisanslı bir meslek vermeyen İİBF bölümleri gözden düşmeye başladı. Diş hekimliği, tıp, öğretmenlik ve hukuk gibi meslek kazandıran bölümler ise her zamanki talebini korumaya devam etti.

Bir endoktrinasyon olarak iktisat eğitimi
Geçenlerde Manchester menşeili Rethinking Economics grubunun iktisatçılarla yaptığı bir araştırma mezunların 1) eleştirel düşünememek, 2) üniversitede edindikleri bilgileri gerçek hayata uygulayamamak, 3) fikirlerini iktisat okumamış insanlara aktaramamak gibi sorunlarla bocaladıklarını ortaya koyuyor.

İktisat öğrencisi eleştirel düşünemiyor çünkü bir sosyal bilim olarak iktisat öğrencilere monolitik eğitim sunuyor. Neoliberal politikaların akademik arka planını oluşturan “neoklasik iktisat” denen garabet sanki “tek” iktisatmış gibi gösteriliyor. Fizik gibi müspet bilimlerde bile akademik tartışmalar yapılırken iktisatta ders kitaplarında neoklasik paradigma “mutlak doğru” gibi okutuluyor ve teoriler tartışmaya açılmıyor. Heterodoks ve ortodoks iktisatçıları bir araya getiren konferanslar da artık yok. Çoğu iktisat bölümünde bilim felsefesi, metodoloji, düşünce tarihi gibi dersler okutulmuyor (aman öğrencinin kafası karışmasın). Aşağı yukarı bütün dersler mikronun bir varyantı halinde işleniyor.

Varsa yoksa türev ve optimizasyon… Marx, Veblen, Kalecki, Goodwin, Sraffa, Rowthorn, Minsky, Ha-Joon Chang gibi iktisatçılar yok sayılıyor. Keynes bile üzerinde uzunca durulmadan kaynatılıyor. Hal böyle olunca da öğrenciler ekonomik meselelere farklı bakış açısı getirmekte zorlanıyorlar. Çünkü tek bildikleri, fiyat mekanizmasının her sorunu çözdüğü ve serbest piyasaların etkin çalıştığı.

Her rejim kendi bireyini yaratır. Kapitalist sistem de kendi bireyini iktisat fakültelerinde empoze edilen ideoloji üzerinden yaratıyor. Liberal endoktrinasyona maruz kalmış iktisat öğrencileri sistemi sorgulamıyorlar, sendikalaşmaya yeltenmiyorlar, emek sömürüsünü tahayyül edemiyorlar. Bundan ötürü İİBF mezunu aslında sistem için biçilmiş kaftan.
Fakat yine de şirketler, ideolojik olarak çok hazır olmalarına rağmen, gelen öğrencilerin beceriksiz olmalarından şikayetçiler. İktisat bölümlerinin piyasanın ihtiyacı olan becerileri öğrencilere kazandırmadığını söylüyorlar. Haksız değiller!! Makro, mikro ve finans derslerinde, gerçek hayata uygulaması neredeyse imkânsız olan soyut modeller öğretildiğinden iktisat öğrencileri bir mühendis kadar türev ve integral hesabı yapabiliyor ama döviz kuruna dair durumuna bir açıklama getirmekte zorlanıyor. İktisat mezunları iş görüşmelerini hatırlasınlar; ne IS-LM sorulur ne Arrow-Debreu ne de Solow büyüme modeli… Çünkü, misal, bankalar ciddi kurumlardır. Arrow-Debreu gibi hiçbir pratik karşılığı olmayan, hatta test bile edilemeyen, hayalî modelleri bilip bilmediğinize bakmazlar. Siz kurum içinde problem çıkartmayın (grev örgütlemek gibi), verilen işi fazla sorgulamadan yapın, işe vaktinde gidip gelin, ağır çalışma koşullarından ve yavaş artan ücretlerden şikâyet etmeyin kâfi.

Öte yandan iktisat eğitimi aşırı teknik olduğu için ağır bir jargon var. Teorik fizik için de bu böyle olabilir ancak sicim teorisini halka anlatmak gibi öncelikli bir kaygı söz konusu olmadığından ağır jargon büyük bir sorun teşkil etmez. Fakat ekonomi insanların günlük hayatlarını ve siyasi tercihleri direkt olarak etkileyen bir sosyal bilim dalı. Bir iktisatçının derdini halka anlatamıyor olması akademinin problemidir.

Diyeceğim, Türkiye’nin en parlak öğrencilerinin 500 küsur puanla Koç, Boğaziçi veya Sabancı iktisada gelip 4 sene boyunca hiçbir işe yaramayan neoklasik iktisat zırvalarına maruz kalıyor olması müthiş verimsiz bir kaynak tahsisidir. Bu beyinler anlamlı başka alanlarda ya da anlamlı bir iktisat müfredatıyla eğitilseler tablo daha farklı olurdu. Bu durum yavaş yavaş da olsa anlaşıldığı için iktisat ve işletme gibi bölümlere olan talep öğrenci tarafından da azalıyor.

Gelinen noktada İİBF’ler işsiz üreten bir fabrikalar haline geldiler. Akademiye yönelenler paçayı kurtarabiliyor. Ama herkes akademiye yönel(e)meyeceğine göre birileri bir bardak soğuk su içecek demektir. Bu tablonun mesulü kısmen ideoloji kısmen eğitiminde planlama olmaması kısmen de bozulan ekonomik konjonktürdür.

Düzeltme
“Filantro-kapitalizm ile dünyayı kurtarmak” başlıklı bir önceki yazımda Çalık Holding’in atıf yapılan şirketleri tamamen tasfiye edilip kapatıldığı gözümüzden kaçmıştır. Şirketten gelen uyarıya istinaden, alakalı bölümün düzeltildiğini kamuoyuna duyururuz.