İlahiyat fakültelerine ayrıcalık mı tanınıyor?

Konuk Yazar: Ali Taştan
Ziya Selçuk’un Bakan olması ile öğretmen adaylarının formasyon meselesi yeni bir tartışma alanına çekildi. Bakan sadece KPSS ve sonrasında yapılacak mülakatı geçip atanma hakkı kazanan adayların formasyon alması gerektiğini ifade etmişti. Ancak özel okullarda çalışacak öğretmen adaylarının bu eğitimi nasıl alacağı hususu hala aydınlatılamamıştır.
Öncelikle formasyonla ilgili kısa bir bilgi vermek gerekiyor.
Formasyon nedir, neden gereklidir?
Ülkemizde öğretmen ihtiyacını karşılamak için eğitim fakülteleri kurulmuştur. Bunun yanı sıra formasyon almak şartı ile ilgili fakültelerden de öğretmen alımı yapılmaktadır.
Formasyon sınıf yönetimi ve öğretmenlik mesleğine giriş derslerinden oluşan bir dizi dersin genel adıdır. Sözlük anlamı ise biçimlenme, yetişim olarak biliniyor. Öğretmen adaylarının mesleği icra edebilmeleri için bu derslerin eğitimini alması gerekiyor.
Bu sürecin başlamasından sonra öğretmen alımı yapılmadı. Öğretmen Yetiştirme Genel Müdürlüğünün sorumluluğunda olmasına rağmen ilgili genel müdürlük bu hususta detaylı bir açıklama da yapmadı.
Formasyon uygulaması nasıl bir sürece evrilecek?
İlahiyat, İslami İlimler, İslam ve Din Bilimleri Eğitimi Fakülteleri mezunları da tıpkı Eğitim Fakültesi mezunları gibi formasyon (Öğretmenlik meslek bilgisi tezsiz yüksek lisans (ÖMB-TZYL) programı) almadan atanma talep ediyorlar. İlahiyat Fakülteleri tarafından oluşturulan lobi MEB’e yoğun bir baskı yapıyor. Ülke genelinde 207 üniversite 106 İlahiyat Fakültesi bulunuyor. İlahiyat, İslami İlimler, İslam ve Din Bilimleri Eğitimi Fakülteleri 3580 sayılı Kanunun 3 üncü maddesindeki ifadeleri gerekçe gösteriyor. İlahiyat Fakültesi mezunları bu maddeyi gerekçe göstererek Eğitim Fakültesi mezunu gibi formasyon almadan doğrudan atanmak istiyor.
Eğer sadece İlahiyat, İslami İlimler, İslam ve Din Bilimleri Eğitimi Fakültesi mezunlarına bu hak verilirse yüz binlerce Fen Edebiyat Fakültesi mezunu ve öğrencisine haksızlık yapılmış olacak.
Ziya Selçuk zor dönemeçte…
Bakan olduğundan bu yana bekleneni veremeyen Ziya Hoca bu tabloda nasıl bir karar alacak? Bugüne kadar diğer Bakanlardan farklı uygulamalar yapamayan “bakan” ortaya çıkacak eşitsizliği görebilecek mi?
Türkiye’de din eğitimi laiklik bağlamında sürekli olarak tartışıldı. Bu tartışmalarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi olsun mu, olmasın mı, zorunlu mu kalsın yoksa seçmeli mi olsun soruları her zaman önceliğini korudu. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği bölümleri Kemal Gürüz döneminde Eğitim Fakülteleri içerisinde dahil edilmiş ve bu durum tüm eğitimciler tarafından tartışılmıştı. Bir kısım eğitimci Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenlerini ilahiyatların yetiştirmesi gerektiğini savunurken bir kısım eğitimci de eğitim fakülteleri içerinde olmasının doğru olacağına vurgu yapmıştı. Bu süreçte İlahiyat, İslami İlimler, İslam ve Din Bilimleri Eğitimi Fakültelerinin formasyona uygun ders içeriklerinin olup olmadığı tartışılması gereken bir konu olarak öncelikli bir şekilde ele alınmalı.
Ülkemizde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği bölümlerinin de İlahiyat Fakültelerinin baskısı ile kapatıldığı biliniyor. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği bölümlerinin kapatılması süreci de ayrıca tartışılması gereken önemli bir meseledir. Bu bölümlerin kapatılma sürecinde başarılı olan ilahiyat lobisine eğitim fakültesi mezunları gibi doğrudan atanma hakkı verilip verilmemesi Ziya Hocanın rotasını da belirlemiş olacaktır. Eğitimde başarının yakalanması için öğretmen yetiştirme meselesinin tüm paydaşlarla birlikte tartışılıp karar bağlanması gerekir.


